Rehberiniz-Genç işadamının başarısı üzerine bir söyleşi…

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest


iyimeslek.com ailesi olarak “Genç işadamının başarısı üzerine bir söyleşi…” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Genç işadamının başarısı üzerine bir söyleşi…

Doğuş Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Şahenk babasından yadigar “olduğun gibi görün” felsefesini benimsemiş, günümüzün gösterişten uzak duruşuyla ön plana çıkan genç patronlarının başında geliyor. Bu durum doğal olarak şirketlerine de yansıyor. Güvenilirliği en yüksek gruplar arasında yer alıyorlar.

Ferit Şahenk profesyonelliği ve patronluğu bir potada eritmiş, konuşurken ben demekten şiddetle kaçınıyor. Seçtiği sözcükler, ilişki kuruş biçimi içten ve mütevazı. Ailesini, kızını anlatırken ne kadar içtense, üstlendikleri sosyal sorumluluk projelerinden, Krone’nin yatırım için Türkiye’yi seçmesinin öneminden söz ederken de aynı ölçüde samimi ve duygusal. Söyleşimize Doğuş Grubunun yeniden yapılanmaya girdiği, Ferit Bey’in Grubu yerinde kararlarla düzlüğe çıkardığı, iş dünyasının ortak yargısı, kendini kanıtladığı yıllardan başladık. İş dünyasından kültür sanata uzanan sohbetimizi sayfalara sığdırmanın zorluluğunun yanı sıra Fenerbahçe aşkı, cola düşkünlüğü gibi sormaya unuttuklarım da oldu. Umarım benim dinlerken aldığım keyfi sizler de okurken alırsınız…

-2001 krizi sırasında babanızı kaybettiniz, 7 sektörde 60 şirket ve 15 bini aşkın çalışanla Doğuş Grubu’nun tüm yükünü omuzladığınızda sadece 37 yaşındaydınız. Neler hissettiniz, nelerden güç aldınız, bunaldığınız anlar oldu mu?

Bunaldığımız, üzüldüğümüz anlar muhakkak oldu. Bunlar hep insanlık durumlarının bir parçası ama beraber oluşturduğunuz bir vizyon, misyon varsa ekipteki arkadaşlarınızla bunu rahatlıkla paylaşıyorsanız, onların gözünün içine baktığınız zaman yapılabileceğin en fazlasını beraber yaptık diyebiliyorsanız, insana bir rahatlık da geliyor. Şansın önemini de unutmamak lazım.

Beni “gereğinden fazla demokratik, gereğinden fazla paylaşmaktan hoşlanır, fikir jimnastiğini çok sever, bazen de karar alması zaman alır” diye de eleştirirler. Halbuki bunu kamuoyu, en fazla çalışma arkadaşlarım da gördü ki, biz en zor zamanlarda, en zor konularda karar aldık. Gerektiği zaman da ben karar almak zorunda kaldım.

Bırakın baba nasıl demeyi, eskiden bunu düşünmemize bile gerek yoktu, baba oradaydı ve her şey yapılıyordu. İnsan çok yakınını babası olsun, patronu olsun, dostu olsun kaybettiği zaman önemini çok daha iyi bir şekilde anlıyor.

Ayhan Bey’in iş hayatında çok güzel hazırladığı bir ekip vardı. Ve bu ekibin içinde ben hiçbir zaman patron çocuğu olarak yer almadım. Konuşmalarda tartışmalarda profesyonel katılımcının olduğu gibi hatta bazen kalp kırmamak için veya yanlış anlaşılmamak için sustuğum zamanlar da oldu. Ama insan öğrenmeye açık olduğu ve belli bir kurumun kültürün felsefesini bildiği zaman o anlayış, yavaş yavaş galiba insanın içine işliyor. Ayhan Bey vefat ettikten sonra “acaba Ferit şirkette kimleri değiştirecek, kimlere ne yapacak” diye muhakkak düşünenler olmuştur. Eğer sen buraya gelmeyi hak ettiysen ekibinle beraber bir şeyler yapabilirsen, 15 bin insana bunu gösterebilirsen orada diplomayı sana vermeye başlarlar. Hak etmek lazım. İnsanın yaşamı bir maraton. Bu maratonun son saniyesinde biri sizin kulağınıza eğilip, “hakkını helal et çok iyi şeyler yaptık, yaptın” diyecektir. Benim için diploma o.

Hepimiz sporcuya benziyoruz. Bizler de kurumsal sporcuyuz. Belli bir disiplinle yaşamamız, bilgiyi tazeleyecek kitaplar okumamız lazım. Sporcular nasıl kalp jimnastiği yapıyorsa bizlerin de sürekli beyin için bir şeyler yapması lazım. Gerektiği zaman tatil yapmamız, kendimizi yenileyecek kurslara gitmemiz,belirli bir disiplinle çalışmamız lazım. Ben bu anlamda grubun en önemli özelliğinin iletişimden, samimiyet ve içtenlikten geçtiğini hissediyorum. İletişim bizim grubumuz için çok önemli. Rahmetli Ayhan Bey “insanlar düşünmeye ve konuşmaya, tartışmaya, paylaşmaya vakit ayırdıkları zaman çözemeyecekleri hiçbir problem yoktur” derdi. Çözülemeyecek tek şey ölüm. Onun dışındaki her şeyi insanların yeterli atmosferi ve gerekli ortamı sağlarlarsa çözebileceklerine inanıyorum.

Şimdi her şey yerine öyle güzel oturdu ki, herkes birbirinin eksik tarafını tamamlıyor. Herkesin kendine has bir özelliği var. Bazı konularda yetki veririz, o ön plana çıkar. Bugün bizim üst yönetimde beş altı arkadaşımız var ki, her biri kendi koştuğu sahada müthiş başarılar yakalıyor. Hepsinin ortak özelliği Türkiye’yi çok sevmeleri. Gençler için de böyle önemli beş altı insanın yanında yetişmek müthiş bir şans. Birbirimizi iş ortamında kırma diye bir şeyimiz olamaz. Çünkü o kadar iç içe yaşayan insanlarız ki, ailelerimiz de görüşür demek yanlış, sahiden bir aileyiz. 24 saat beraber yaşadığımız için artık konuları tartışıyoruz, egolar çarpışmıyor.

Üç dört yılda başardıklarımızdan biri de bu oldu. Tabii ki rahmetli Ayhan Bey’in yönetim şekliyle bizimki biraz daha değişik olabilir. Bana hep “Ayhan Bey’le karşılaştırılıyor musun” diye sorarlar. Ayhan Bey’le hiçbir şekilde karşılaştırılamam. O sıfırdan başlayıp buralara getirmiş işi, bizler de devam ettirmeye çalışıyoruz. Hepsinin yeri değişik zamanlar değişik dünya değişik. Tanrının da bana aileme bazı arkadaşlarıma sunduğu ortamı en iyi şekilde değerlendirip hakkını verirsek 20 bin insana ekmek kapısı olur.

Her şeyden önce samimiyet beklerim. Anlayış beklerim. Bir şey yapıyorsam onun arkasında mutlaka hepimiz için bir güzellik yatıyordur, onu hissetmelerini beklerim. Gerçek bizim konuştuğumuz ve düşündüğümüz gibi değilse onun söylenmesini beklerim. İş işten geçtikten sonra “keşke bunu söyleseydim” demek kadar kötü bir şey yok hayatta. Üst yönetimde birlikte çalıştığım arkadaşlarımın o yönü de çok önemlidir. Gerektiği zaman “bir dakika bir de bu yönü vardı dediklerinde” bir şeyler olduğunu anlarım. Aile ilişkisinde olduğu gibi samimiyet çok önemli benim için. İnsanın ev hayatı ile iş hayatı farklı olamaz, insan ne ise odur.

Çok sık şirketlerimizin müdür toplantıları olur. Yönetim kurulundaki arkadaşlarımıza “hadi biz de Antalya’ya gidelim” derim. Bunlar çok güzel vakitlerdir. İçkini alırsın, yemeğini yersin, buralardaki diyaloglar hem ilişkileri tazeler, hem de işin dışına çıktığınız için dışardan bakıp kendi kendinizi kritik etme imkanını bulursunuz. Benim için bu tip toplantılar çok önemli.

Türkiye’nin dünyada nereye geldiğini görmesi lazım. Bu çok önemli. Türkiye’de şu anda birkaç sektörde çok özel rol oynuyor. Türkiye enerji sektöründe anahtar oyunculardan biridir. Petrolün ve gazın çıkarılması kadar onun dağıtılması da önemli hale geldi. Bunu yanında Ortadoğu gelişiyor. Türkiye’nin çok büyük kapasitesi var. Hem tarım, hayvancılık ve turizm bunların arasında. Otomotiv sektörü çok önemli aşamalar kaydetti. Bankacılıkta niye geliyor bu kadar yabancı?

Bunları iyi analiz etmemiz lazım. Türkiye’nin değişimine ve geleceğine bizden daha fazla inanıyorlar. Türkiye’nin de bir çalışma yapıp “bölgesel güç olabilmek için, insanların buraya daha fazla gelmesi ve güvenmesi için ne yapmam lazım” diye düşünmesi lazım. Bugünkü hükümetimizin de bunu yapmak için hem planlama hem de aksiyon bağlamında böyle bir gücünün olduğunu hissediyorum.

Muhakkak eksikliklerimiz, hatalarımız var. Ama bu her memlekette var. Bugün Amerika, İngiltere hangi ülkeye giderseniz gidin, insanlarla konuştuğunuz zaman onlar da bin tane şey söyleyecektir. Ama aramızda bir fark var. Biz daha genciz reaksiyonlarımızı değişik gösterebiliyoruz. “Türkiye’de güzel şeyler oluyor”u işlememiz lazım. Türkiye’nin ekonomik, sosyal, politik anlamda son yirmi senesine baktığımızda çok büyük aşamalardan geçtik. Daha fazla konuşabilir, tartışabilir hale geldik. Türkiye artık izole olamaz ,olmamalı. Çünkü biz çok güçlü bir devletiz.

Tabii insanlar bir araya gelip bu tip şeylerle ilgili ortak misyonlar çizebilirler. Biz bugün bile kendi başımıza Doğuş Grubu olarak, Avrupa’da sosyal, kültürel alanda ilgi çekecek bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Ekonomiye insanlar belli şekilde ayak uydurabiliyor. Türkiye’den mal alıp satabiliyor. Türkiye’nin tarihi ve insanlarının güzelliği çok önemli. Avrupa’daki yaşlanan bir toplum var. Türkiye bu anlamda Avrupa’ya hareket kazandıracak. Sokaktaki Avrupalıyı Türkleri anlar hale getirmek lazım. Avrupa’nın bir başından Çin’e kadar Türkiye kadar parlayan bir ülke yok. Yeter ki biz memleketimize sahip çıkalım. Burada sivil toplum örgütlerine çok iş düşüyor. Artık her şeyi bizler düşünmeli, yönlendirmeli, bizler devlet adamlarımıza, bürokrasiye yardımcı olmalıyız. Bu iş hepimizin işi. Güçlü hale gelen ekonomimizi daha da güçlendirmemiz lazım.

Yok üniversite kurmayı düşünmüyoruz ama Türkiye’nin gençliğine geleceğine yatırım yapmak için eğitim ve sağlığa Doğuş Grubu olarak destek veriyoruz. Cumaları yarım gün, ilk önce çok korktum. Ama sonra onların bana verdiği enerji ve benim samimiyetime güvenmeleri sayesinde çok mutlu oldum. İnanın 12 haftanın sonunda oradan enerji dolu ve ülkenin insanlarına daha çok güvenerek çıktım.

-European Business’e göre 5.3 milyar dolarlık servetinizle Avrupa’nın en zengin 37. kişisisiniz. Bunu yaşantınızla bize hissettirmiyorsunuz, siz nasıl algılıyorsunuz?

Vallahi sağlığınız yerinde dostlarınızla beraber olduğunuz ve bunun sizi hayat felsefenizden saptırmadığını gördüğünüz sürece, hayatınızdan memnun oluyorsunuz. Çok samimi söyleyeyim kızım olmasaydı, böyle bir varlığın ne önemi olurdu. Önemli olan insanın mutluluğu. İnanın, grupta kaç daha fazla kişi çalışabilir, kurumsallaşıyor muyuz, gelecek yıllarda bu kurumlar devam edecek mi, onları düşünüyorum. Çünkü insanlara umut veriyorsunuz. 2001 krizinde üç bankamızı birleştirdik. O dönem beni en çok yaralayan -o günkü gerçeklerden dolayı yapılması gereken- birçok arkadaşımıza teşekkür etmekti.

Üç tane şey çok önemli benim için. Birincisi Türkiye’nin iyi olması, sınırlarımızın dışına çıktığımız zaman Türkiye ile ilgili güzel şeyler konuşulması. İkicisi, yurt içindeki pozitif atmosfer. Ama özel olarak baktığımda bir aile hayatında kızınızın büyüdüğünü, ailenizin bir arada olduğunu görebilmek. Son üç dört senedir ben ailemle çok fazla beraber olamadım. Bir iki aydır buna dikkat ediyorum. Bu bir kıskançlık değil, halime şükrediyorum ama bir arada ailece yenen yemeklere gıpta ettiğim de oldu. Sonuncusu da Türkiye’ye GE gibi, Krone gibi, bir gün inşallah Volkswagen gibi kurumların gelmesine aracılık edebilmek. Ama özü hepsine baktığınız zaman insanların mutlu olması beni mutlu ediyor. Ama şu da bir gerçek ki herkesi aynı anda mutlu edemiyorsunuz!

Krone dünyanın en büyük markalarından bir tanesidir. Şimdi ortak bir fizibilite çalışması yapacağız. Burada önemli olan Krone kendisi büyümek istiyor ve yatırımı Türkiye’ye yapıp burada büyümek istiyor. Türkiye’deki tüketim için, Türkiye’de mal yapayım, komşu ülkelerde de iş yaparım mantığı ile gelmediler. Burada yapıp dünyaya satacaklar. Almanya’daki yerinde de yapabilirdi.

Türkiye ekonomik olarak yeniden yapılanma sürecinde. Bu süreçte yeni dengelerin oturmasında bazen kısa vadeli, geçici problemler oluşuyor. Çünkü artık Türkiye sadece kendi programınla gitmiyor, dünyayla iç içe yaşıyor. Dünyayla iç içe yaşadığınız zaman birisi grip olduğu zaman size de bulaşır. Eğer vücudunuz güçsüzse daha da ağır bir grip geçirirsiniz. Türkiye böyle bir geçiş programında olduğu için bu tip şeylerden etkileniyor. Türkiye’nin geleceğinde inşaat, bankacılık çok büyüyecek. Bunlara uzun vadeli bakmamız lazım. Türkiye’de son iki yılda olan inşaat hamlesi devam edecektir. Geçici olarak bir daralma olması normaldir. Türkiye’nin bankacılık sektöründeki değişim, konut kredileri, bireysel krediler, araba kredileri çok daha ön plana çıkacak. Ve vadeler uzayacak. Vadeler uzadıkça ekonomide böyle bir sallantı olmadığı sürece insanlar ödeyebilecekleri miktarlarla konut da araba da alacaklardır. Türkiye’de enflasyondan dolayı finansman maliyeti çok yüksekti. Vadeler kısaydı. Şimdi vade uzayacak. Bununla beraber Türkiye’ye yeni bir canlılık gelecektir.

Hayır, biz daha çok niş alanlarda var olmayı seçiyoruz. Dört radyomuz oldu. Discovery Channel’ın operasyonlarını biz yapıyoruz. NTV ve CNBC-e var. “National Geographic” dergisini çıkarıyoruz. Ben çocukluğumda derginin geleceği günü posta kutusunun önünde beklerdim. İçinde geldiği o sarı zarf çok önemliydi. Bu dergiyi Türkçe yapalım da hiç olmazsa İngilizce bilmeyenler de okusun, dedik. Bence grupların kendi içinde ana dal diye bakmaları gereken bir ya da iki tane konu olması lazım. Ve orada uzun vadeli düşünüp üretmeleri lazım. Bu anlamda biz bankacılık ve otomotivi ana dallarımız olarak seçtik. İnşaat konjektüre göre büyür, ufalır. Turizmde ev sahibiyiz, otellerimizi kendimiz işletmiyoruz. Ama İstanbul’a bir buçuk yıl sonra çok güzel bir otel kazandırıyoruz. Filiz Hanım bir fiil kendisi ilgileniyor. Park Hyatt Oteli’nin Türkiye’ye gelmesi de GE’nin eş ortak, Krone’nin genel üretim merkezi seçmesi gibi çok önemli. Gelen insanların profilinin farklı olacak, para harcayan, Türkiye içinde dolaşan insanları çekmemiz lazım.

GE ile bizim ortak olmamızın nedeni ortak görüşlere, felsefeye ve yaşam stiline sahip olmamızdı. Yoksa GE bugün 350-360 milyar dolarlık bir şirket. Doğuş’a neden ihtiyacı olsun. Ama görünüyor ki bunun şirket değil kabiliyet büyüklüğü ile ve birbirine değer katabilme kapasitesiyle ölçülmesi gerekiyor. Bizim Doğu Avrupa’daki, Rusya’daki ve Türkiye’deki operasyonlarımızdaki “how-know” ve Türkiye’deki bireysel bankacılıktaki kredi kartları operasyonlarımız gibi markalarımızı artık Doğu Avrupa’da ve Rusya’da devam ettirmek istiyoruz. İleride Avrupa, Rusya ve Afrika gibi bölgelerde GE ile ortak çalışmaya girecek. Zaten bizim bu ortaklığı yaparkenki amacımız biz bankamızı satmadık, bankamıza ortak aldık. Anlayış ve çalışma farkı vardır. Biz bankamızda yüzde on’la azınlık ortak olarak da kalabilirdik ve bugünkü enerjimizden inancımızdan bir şey kaybetmeden de çalışırdık. Garanti Bankası Doğuş Grubu aile olarak o kadar süreler geçti o kadar çok şey yaptı ki her zaman benim için zannederim ekipteki arkadaşlarımız da anladı, Garanti Doğuş’u Doğuş Garanti’yi doğurdu. Bu anlamda yüzde 10’la da kalsaydık GE gibi muhterem sevdiğimiz, önem verdiğimiz gruba ev sahipliği yapardık. Onlar bizim nereden geldiğimizi neden ve niçinleri ile çok iyi anladılar. Masada eş ortak olarak oturduğumuzda bunun kendilerine de yararı olacağını, çok daha değişik bir dünya olacağını fark ettiler. Zaten öbürleriyle aralarındaki fark da budur. Onun için de GE’yi seçtik.

Almanya çok güçlü bir devlet ama içinde bulunduğu krizi atlatması kolay değil. Bununla beraber Volkswagen’ın de kendi içinde sendikalarla bazı sorunları var. Bunlar geçtiği zaman muhakkak dışarı bakıp ne yapmamız gerek diye düşünecekler. Bunu düşündükleri an bölgedeki en uygun yer Türkiye’dir.

Yazar: Mine Akgün (Söyleşi)

Kaynak: http://www.referansgazetesi.com

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir