Rehberiniz-Efsanevi reklamcının başarı öyküsü…

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest


iyimeslek.com ailesi olarak “Efsanevi reklamcının başarı öyküsü…” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Efsanevi reklamcının başarı öyküsü…

Yoksa şu beyaz Arap elbiseli, gözleri sürmeli adam o mu? O. İnanılmaz şaşırıyorum. Ali Taran, kendisi şaşırtılmaktan pek hoşlanmasa da, insanları şaşırtmayı seviyor. Birdenbire insanı geren bir röportaj, bir şenlik haline dönüşüyor. Rahatlıyorsun, elektriğin gidiyor üzerinden.

Beyaz Arap elbiseli gözleri sürmeli adam görüntüsünden kamera, havuz kenarındaki kahvaltı mekanında birbirine sımsıkı bağlı bir aileye geçiyor. Burada duralım. Çünkü ben böyle bir aile görmedim. Benim bildiğim şudur, babayla röportaj yapılırken anne alışverişe, çocuk da yüzmeye filan gider. Hayır efendim, bütün güne yayılan bu röportaj esnasında, aile birbirinden hiç ayrılmadı. Şimdiye kadar da hiç ayrılmamışlar. Her ne kadar önce durumu şaşkınlıkla karşılasan da, sonra çok hoşuna gidiyor ve saygı duyuyorsun. Onların kimseye ihtiyacı yok. Selma, Ali ve Kuzey (bir de Paris’teki abla Burçak) birbirlerine yetiyorlar. Mazhar Alanson da öyle söylemiş zaten: “Sizin başka insanlara ihtiyacınız yok, üçünüz, dördünüz bir arada olun dünyanın neresinde olursanız olun yaşarsınız…”

Onlar her şeyi birlikte yapıyorlar. Röportajı da birlikte yaptık. Konuştukça görüyoruz ki, Ali Taran’ın kendisinin kurduğu aile gibi, içinde büyüdüğü aile de aynı özellikleri taşıyor. Ali Taran herhangi biri değil. Bir sürü laf, bir sürü dedikodu, bir sürü tanım, bir sürü değerlendirme, gittiği yere kendisinden önce geliyor. Ben size 3 kelimeyle onu tanımlayayım: Muson yağmurları gibi. Bastırıyor. İnsanı sırılsıklam ediyor. Ve hooop güneş.

Şeytan tüyü var onda. Etkilenmemek, sevmemek zor. Karizmatik derler ya, ondan. Ve zeki. Ve çok eğlenceli. Ama en önemlisi iyi kalpli. Saf, el değmemiş bir tarafı var. Ve çocuksu bir coşkusu. İşine aşık. Kabul etmiyor ama kendine aşık. İşini çok ciddiye alıyor, dolayısıyla kendisini de. Egosu büyük. Her yaratıcıda olduğu gibi, hele milyon dolarlık bütçeleri yöneten biriyse. Benim daha fazla bir şey söylememe gerek yok, kendisi kendisini anlatıyor…

Efsane bir reklamcı olarak, maceranız nasıl başladı?

Hayatta mı?

– Yok hayır, 86’da vefat etti.

Başarılarınıza tanık olamadı mı?

Anladım, onun için “ünlü” ve “paralı olmak”, başarılı olmak anlamına gelmez.

Bunlar askeri bir disiplin içinde mi oluyor?

Hangisi daha sevgi doluydu?

– İkisi de. Ama annem sevgisini gösterirdi. Mizaç olarak çok farklıydılar. Yemek yeme alışkanlıkları bile farklıydı. Annem için bir yemeğin lezzeti önemliydi, o daha gelenekseldi. “Aman ekmeğinizi banın çocuklar” derdi, eklerdi: “Bunun yanına bir iki diş

Anne ve babanızın ressamlığının görsel bakış açınıza katkısı hangi ölçüdedir sizce?

Neden?

– “O başkasının rengi, sen kendi rengini bul!” diyordu. Bir de akademinin imtihanına girerken önüme şöyle bir soru geldi: “Bir park bankı çiziniz.” Ben de çizdim, sınavdan çıktım, babam sordu: “Nasıl geçti?” “Şahane” dedim, “Bir park çizdim ki baba, kimse

Sizin içinde büyüdüğünüz aile, kendi kurduğunuz aile kadar önemli miydi?

Çocukken diğer çocuklardan farklı hangi özelliğiniz vardı ki, üzerine bir reklamcılık kariyeri inşa ettiniz?

Başka?

O bütün çocukların yaptığı şey!

– Yok, ben gerçekten iyi futbol oynardım. Babam “Ayaklarınla değil, beyninle para kazanacaksın!” diye başımın etini yedi, yoksa, ben futbolcu olmak istiyordum. Sonra oğlum Kuzey’in futbolcu olmasını istedim, bu sefer de annesi başımın etini yedi: “Benim ç

Boyu çok uzun değil mi futbolcu olmak için…

– Taktığın şey bak, onu kısalttırabiliyorduk!

Küçükken de böyle miydiniz? Fırlama bir çocuk…

Nasıl yani, şimdi de mi?

Siz şimdi aynı zamanda mimar mısınız?

– Yok, üniversiteyi bitirmedim. Zaten ben eğitim dendiğinde, AFS’yi sayarım. 1968’de bir yıllığına AFS ile Amerika’ya gittim.16 yaşındaydım. O yaşta Amerika’ya gitmek aya gitmek gibi bir şeydi.

Ufkunuzu açan bir dönem miydi?

Türkiye’ye dönünce ne oldu?

– Kayda değer bir şey yok. 20 yaşında baba oldum.

Efendim, anlamadım.

Peki eşiniz kimdi?

Aileler ne diyor bu işe?

– Felaket. Babam nikaha gelmedi. “İşi gücü olmayan bir insan nasıl evlenebilir?” diyor, başka bir şey demiyor. Ama ben hep evlenmek isteyen bir adamdım. Amerika’da Brezilyalı bir kız arkadaşım vardı, Türkiye’ye dönünce mektuplaşıyoruz, nerede evleneceğimi

Evliliği, bir kaçış gibi mi görüyordunuz?

Reklam işine nasıl girdiniz?

– Akademide bir arkadaşım vardı, “Sen çok gırgır şeyler yapıyorsun. Ben bir reklam bürosunda çalışıyorum, sen de denemek ister misin?” dedi. Kamuran’ın abisi Kenan, Kenan Çizer. Yüksel Ünsal’a götürdü beni. Tivi Reklam, sektörün gelmiş geçmiş en iyilerind

Bu arada eşiniz ve kızınız nerede?

Niye size o kadar çok para ödediler?

– Senaryoya sıkışmışlar. Yapı Kredi’nin “Yanlışı buldunuz mu?” diye bir şeyini yapıyorlar. Ben bir gecede 20 tane yazdım. Yüksel Bey 18’ini uygulanabilir buldu. 18 tane, 18 hafta demek. Hızlı düşünüp, işe yarayan bir herif olduğuma kanaat getirdiler.

Şirketinizi kurana kadar ne kadar debelendiniz?

Gerçek “yükseliş”, ne zaman oldu?

AZ KALSIN KANADA’YA YERLEŞİYORDUM

Teröre “anarşi” dediğimiz yıllarda ben bu ülkeden gitmek istedim. Arkadaşlarımız vuruluyordu, korkuyorduk. Göçmen olarak Kanada’ya gidecektim, formlar filan geldi. Abim ise Ortadoğu’yu bitirmiş, o sırada Arçelik’te çalışıyor, “Oğlum, ben gidiyorum” dedim. “Nereye?” “Kanada’ya.” “A nasıl gidiyorsun?” oldu. Anlattım. Formları gösterdim, “Bir güzellik yapıp, bize de istesene” dedi. Yaş 22, Ankara’ya mülakata gittim, gayet kötü davrandılar, Kanadalılar beni istemediler, “Bankaya 2 milyon dolar yatırın, sonra bakarız” gibi laflar ettiler. Beni reddettiler. Abime ise bayıldılar. Ben kaldım, o gitti. 25 senedir orada.

DUBAİ’YE YERLEŞEBİLİRİM

Dubai’yi geleceğin merkezlerinden biri olarak görüyorum. Buraya yerleşebilirim de. Bir düşünce yapısı ve müthiş bir vizyon görüyorum. En önemlisi, ileriye dönük çok ciddi bir hazırlık görüyorum. O hazırlığın içerisinde keşke ben de olsam diyorum. Birtakım projelerim var Dubai’yle ilgili, gelip sunmak istiyorum. Ama tabii Türkiye’de yaşayan biri olarak, Maslak’ta yapılması gereken o kulelerin isminin İstanbul Towers olmasını isterim. Şu kaldığımız otelin adı, Burj El Turk olabilir mi? Hayır. Koyarlar mıydı? Hayır…

KİTAP OKUMAM FİLM İZLEMEM

Fikirler aklınıza nasıl geliyor? Vahiy şeklinde mi?

Ama beslemez mi insanı böyle şeyler?

İyi de, bu dünyada sizin kadar zeki ve yaratıcı olan başka insanlar da var, onların eserleriyle, ürettikleriyle ilgili değil misiniz!

Onların kafası nasıl çalışıyor öğrenmek istemez misiniz?

Neden?

– Allah Allah, istemiyorum kardeşim!

CEM YILMAZ VE BEN

Denk düşerse, beraber iş yaparız dedik. Denk düşmezse yapmayız… Cem, çalışırken inanılmaz profesyoneldir. Herkes zannediyor ki, “Bunlar gırgırdan çalışamıyordur. Öyle değil. Cem, kanalize olduğu ya da kanalize edildiği yönde çok iyi düşünüyor. Disiplinsiz bir düşünce değil onunki. Ders çalışarak öğrenilen dediğim bu: Disiplinli düşünmek. Bende de var o. Yoksa şahane fikirlerin var ama havada uçuşup duruyorlar, kimseye faydası yok o tip bir zekanın…

BU BEYAZ GİYSİYİ NEDEN GİYDİM?

Dubai’de röportaj yapıyoruz, ortama uyum sağlayalım! diye değil. Umurumda olmaz öyle şeyler. Ben bu giysiyi seviyorum. Umre’ye iki kere gittim, oradan aldım, püfür püfür, çok rahat, buraya gelince de beyaz elbisemi giyeyim istedim. Bunu belirtelim de, “Adamı maymuna çevirmişler!” demesinler.

Gelmiş geçmemiş en iyi reklamcılardan biriyim

Nasıl bu kadar “efsane” oldunuz?

– Bu efsane meselesinden fena halde sıkılmış durumdayım. Ben ne efsaneyim, ne de efsane olabilmek için özel bir çaba sarf ediyorum. Yaptığım reklamlara ilgi duyanlar, beni bir kalıba oturtmaya çalışıyorlar. Reklamcı dendiği zaman “Herhalde şöyledir…” di

Meraktan mı?

– Yok canım. “Bu adam Türk halkını iyi tanıyor” diyorlar ya benim için, ona senaryo yazmamı istedi. Oysa, ne alakası var…

Reklamla uzaktan kuzen ama değil mi sinema?

Eski reklamcılar sinema yönetmeni oluyor diye sormuştum, sormaz olaydım!

– Tamam bir daha sorma. Karım da kafamda boza pişiriyor zaten, “Uzun metraj yaz” diye. Yazmayacağım işte.

Peki hakkınızdaki bütün “şehir efsanaleri” palavra mı? Mesela, otobüse binen çalışanlarınız işe geç kalmasınlar diye araba alıyormuşsunuz…

Tuhaf bir şey değil mi peki? Hangi patron, çalışanına araba hediye eder?

Kaç kişiye hediye etmişsinizdir?

– 10 olmuştur. Evet, 10 filan…

Şaka bu, değil mi?

– Benim her şeyim herkese tuhaf geldiği için, ne yapsam fayda etmiyor. “Reklamcısınız, neden içki içmiyorsunuz? Neden sizi barlarda görmüyoruz?” diyorlar. Reklamcının prototipi yok bunu kimseye anlatamıyorum. “Pembe peruk takıp, Taksim’de dolaşıyormuşsunu

CEM UZAN’LA ÇALIŞMANIN BEDELİNİ ÖDEDİM ÖDÜYORUM

Bir reklamcının siyasete bulaşması doğru mu?

– Ben siyasete bulaşmadım. Siyası parti reklamı yaptım. Ama siyasi parti reklam yapan ilk reklamcı değilim. Bütün reklamcılar, Ersin Salman, Nazar Büğüm, Nail Keçili parti reklamı yaptılar. Ama Uzan grubuyla arası iyi olmayan gruplar, beni de bir taraf ol

Az mı yani?

– Değil ama “Kamyonlarla dolar götürdü, 5 milyon dolar. Türkiye’ye büyük kötülük yaptı” gibi şeyler külliyen iftira. Beni Goebbels’e benzettiler, daha ne olsun? Kızım aradı, “Baba seni Goebbels’e benzetmişler” diye telefonda ağladı. Hakkımda böyle yazanla

Peki Genç Parti kampanyası sonuç olarak sizin için başarı mı, başarısızlık mı?

-Başarısızlık. Çünkü yüzde 20’ydi, yüzde 7 oldu. Sonuç olarak başarısızlık..

Neden kabul ettiniz bu işi? Mecbur olduğunuz için mi, istediğiniz için mi?

Zarar gördünüz yani?

-Hálá görüyorum. “Uzanlar’ın sesi çıkmıyor ama alttan alta Ali Taran’la birlikteler. Durumları düzelsin, göreceksiniz. Biz Ali Taran’la iş yapmayalım hükümeti karşımıza almayalım” diye patronlarını etkilemeye çalışan yöneticiler var.

Tekrar Uzanlar’la iş yapar mısınız?

– Yarın potansiyel müşteri olarak çıkarlarsa, ajans prensiplerimize uygun olursa neden yapmayayım? “Şu anda görüşüyor musunuz, görüşmüyor musunuz?” diye soruyorlar. Kime ne, ne yapacaksın? Kimseye hesap vermek mecburiyetinde hissetmiyorum ki kendimi. Böyl

Siz Cem Uzan’ın bütün metinlerini mi yazıyordunuz?

GÖZÜMLE GÖRSEM ALDATTIĞINA İNANMAM

İyi bir aşık mı?

Birlikte yaşaması kolay bir insan mı?

– Çok kolay değil. Değişik bir adam. Tanıdığım hiç kimseye benzemiyor. 87’den bu yana birlikteyim, hálá çok hayranım ona. Çok vericidir. İşte de öyle. Yanında çalışanlara çok iyi maaşlar verir. Ama karşılığında da iyi iş ister. Ve saygı ister. Kızdı mı kı

BEN ŞANSLIYIM BABAM FARKLI

Nasıl bir baba?

Ama farklı bir baba değil mi?

– Evet arkadaşlarımın babasına benzemiyor. Mesela benim babamın, “Ya olursa…” paranoyası var. Bu bir oyun aramızda. Çok gülüyoruz. Herkes babasıyla keşke böyle oyunlar oynasa ve gülse…

Okula küpeyle filan gelince rahatsız oluyor musun?

Babanın saçlarını sen kazıyormuşsun…

Saçlarını boyaması filan da normal geliyor mu sana…

– Tabii. Okul izin verse ben de yaparım. Benim babam reklamcı, yaratıcı bir işi var, bir de karakteri öyle, “Niye öyle?” denmez ki. Öyle o. Ben babamla gurur duyuyorum.

Bugüne kadar yaptığı işlerle ilgili hiç canını sıkan bir şey oldu mu?

– Evet. Okulda bir çocuk, “Cem Uzan’ın yalanlarını baban mı yazıyor?” dedi.

Peki, sen ne yaptın?

Siz hep anne-baba-çocuk bir aradasınız. Arkadaşların arasında böyle yaşayan var mı?

Sanki büyük değilmiş de, senin yaşındaymış gibi hissettiğin oluyor mu?

Peki ondan daha yakışıklı olduğunu biliyor musun?

BİZDE 6’DAN SONRA ÇALIŞILMAZ

Nasıl bir patronsunuz?

– Hakiki ve iyi bir patronum. Bizde çalışanlar iyi kazanır. Ama çok büyük bir disiplin vardır bizim ajansta. Herkes güzel giyinmek ve bakımlı olmak zorundadır. Kadınlar, kışın ojelerine kadar. Salaş görüntü bile bir şıklığın içinde olmalıdır. Ve 6’da herk

6’da bitmez ki iş…

– Biter. Kendini ona göre ayarla. Bir insanın yaşaması da lazım. Artık evine mi gider, sinemaya mı, sevgilisiyle mi buluşur, karısıyla yemek mi yer, ne yaparsa yapar. Beni ilgilendiren sabah 9’da tekrar taze bir halde işe gelmesi gerektiği. Cumartesi paza

MAKSİMUM PARANOYAK

Ne kadar paronoyak, ne kadar takıntılı ve ne kadar obsesifsiniz?

Gerçekten?

Örnek?

ÊHer zaman mı böyleydiniz?

Acaba benim hakkımda ne düşünüyorlar? filan gibi mi?

Gelip bana zarar verecekler…

Deprem olacak…

YARADILIŞIM BÖYLE

Neden bu kadar inişli çıkışlı birisiniz?

Bir terapiste gitseniz, belki size manik depresiv teşhisi koyabilir…

– Olabilir ama ben tedavi edilmek istemiyorum!

Sürekli tipinizi değiştiriyorsunuz. Niye kendi görüntünüzle bu kadar çok oynuyorsunuz?

Neden korumalarınız var?

– Benim saldıracağım kişileri benden korumak için! Bugüne kadar hiç kimse saldırmadı, şimdi diyorum ki, iki “saldırma” tutayım, onlar saldırsın, bunlar korusun.

En çabuk sizi kim sakinleştirir?

YELKEN OTEL İLETİŞİM HARİKASI

Burj El Arab’ın yelkenli şeklinde olması ve deniz üstüne yapılması, o kadar büyük bir iletişim ki. Şeklinden dolayı değil. Bu oteli karaya inşa etselerdi, bu kadar etkileyici olmazdı. Deniz tarafında olması, denizin içinde olması, bir üstünlüğü ve teknolojiyi beraberinde getiriyor. Dubai, Arap, sıcak, çöl derken; birdenbire bu otel sayesinde bambaşka bir çağrışım oluyor, kafandaki imajlar değişiyor. Çölü değil, denizi düşünmeye başlıyorsun. Oysa otelin 30 metre ilerisi, yine çöl…

Yazar: Ayşe Arman

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir