Rehberiniz-Edebiyat yapmadan yazma sanatı!

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Edebiyat yapmadan yazma sanatı!” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Edebiyat yapmadan yazma sanatı!

Edebiyat diye bir şey var mı?

Eskiden bir mektup arkadaşım vardı. Anadolu’nun uzak bir kasabasından mektuplar gönderirdi. Dünya güzeliydi o mektuplar; okurken kahkaha atar, gözyaşı dökerdim. Gencecik bir insanın kendisini ifade edişindeki samimiyete hayran kalırdım.

Kasabasından, sokağından, hacı dedesinden, kümesteki tavuklardan ve tabii ki âşık olduğu kızdan bahsederdi. Kendisini başarısız bir âşık olarak gördüğünü söyler, kaderiyle tatlı tatlı dalga geçerdi. Babasız olmanın acılarını bulurdum o mektuplarda, üç çocuğunu tek başına büyüten bir annenin çilesini, güzel doğa tasvirlerini ve içedönük arayışları…

Yani iyi bir kitabın yaşatması gereken her şey vardı.

Günün birinde dayanamadım, öykü ya da şiir yazıp yazmadığını sordum. O güzel mektupların sahibinden çıkacak edebi ürünleri çok merak ediyordum.

“Olmaz olur mu, var tabii” diye cevapladı: “Ekte iki öykümü gönderiyorum…”

Ama gönderdiği öyküler beni çok şaşırttı: Mektuplardaki samimiyetten ve duruluktan onlarda eser yoktu çünkü. Özenti bir şairanelikle yazılmış karmakarışık şeylerdi. Süslü ifadeler, okura yukarıdan bakan kibirli aforizmalar, bitmek bilmeyen cümleler…

Arkadaşıma söylemedim ama hayal kırıklığına uğramıştım. Sonra bir süre bunun niye böyle olduğunu düşündüm. Mektuplarıyla beni alıp götüren genç öykülerinde niye bu kadar saçmalamıştı?

***

Cevabı buldum sonunda: Arkadaşım “edebiyat” diye bir şey var sanıyordu.

Birileri edebiyatın böyle yapıldığına inandırmıştı onu: Süslü cümleler ve derin olmaya özenen fikirlerle… Oysa arkadaşımın bilmediği bir şey vardı: Edebiyatın hasını mektuplarıyla çoktan yapmıştı aslında. Yani kendisini özgün ve yaratıcı bir şekilde ifade etmişti.

Tıpkı Kafka’nın, Pavese’nin, Camus’nün ya da Atay’ın gençliklerinde yaptığı gibi… Zaten bana sorarsanız hiçbiri edebiyatçı değildir onların. Kafayı yememek için yazıya sığınmış huzursuz ruhlardır hepsi.

“Edebiyat” yapanlarınsa ne edebiyatta ne de hayatta yeri var. Onların görevi meyhane köşelerine tüneyip başkalarına kin kusmak… Bizim görevimizse okumak ve yazmak; kitaplarımızın aslında hayata yazılmış mektuplar olduğunu bir an bile unutmadan.

Yazar: Tuna Kiremitçi

Kaynak: http://VATAN

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>