Rehberiniz-Düşüncenin kıyafeti olur mu?

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Düşüncenin kıyafeti olur mu?” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Düşüncenin kıyafeti olur mu?

Kelimeleriniz düşüncelerinizin giydiği kıyafetlerdir, öyle ise onları iyi giydirin.”

Her geçen gün güzellikleri yaşamak ve yaşatmaktan biraz daha uzaklaşan toplumların sayısı artıyor. Vefa, özveri, sevgi, saygı, selam, empati, dinleme, paylaşma, hoşgörü, iltifat, itimat ve sayısı çok daha artabilecek , anlamları dünyayı değiştirme gücüne sahip kavramlar unutuluyor, hatta hiç kullanılmıyor. Sevdiklerinin güzelliği yaptıklarına yansısın diyen Rumi, tutumların önemini çok anlamlı bir şekilde vurguluyor. Tutumlarımız aslında yaşantımızın başrol oyuncuları. Bize yön veren, verdiklerimizin bumerang etkisi ile yine bize dönmesini sağlayan, geçmişimizde iz bırakan ve geleceğimizi şekillendiren, her zaman sergilediğimiz tutumlarımız.

Elwood N. Chapman’ın bu konudaki ifadeleri oldukça etkileyici. Chapman’a göre hayatta istediğimiz yanların istediğimiz resimlerini çekiyoruz. Tutumlarımızda özellikle olumluyu vurgulayıp, olumsuzu dağıtmak büyüteç kullanmak gibi, merceği iyi haberlerin üzerine koyar isek kendimizi iyi hissediyoruz veya olumsuz haberleri mercek altına alarak olduklarından daha büyük görünmelerine imkan veriyor ve kendimizi mutsuz hissediyoruz. Bu olumlu ve olumsuz duygularımızda doğrudan tutumlarımızı belirliyor. Aslında özetle tutumlar diğer insanlara ilettiğimiz karakterlerimizdir. Kişilik ise fiziksel ve zihinsel özelliklerimizin bir bileşkesidir. Kişiliğimiz ile tutumlarımız birleştiğinde ise çevremizde etkileşim halinde bulunduğumuz insanların bizim ile ilgili algıları karşımızda belirir, sergilediğimiz kişilik özelliklerimiz ve tutumlarımız ile insanların zihinlerinde yer ederiz.

Sadece bir kaç dakika düşünmemiz bile yeterli, çok ta geçmişe gitmeden sadece içinde bulunduğumuz 2010 yılının ilk 7 ayında acaba çevremizde bulunan arkadaşlarımıza, ailemize, birlikte çalıştığımız kişilere, müşterilerimize, tedarikçilerimize karşı nasıl tutumlar sergiledik ? Ya da biz nasıl tutumlar ile karşılaştık?

İleri teknolojinin beraberinde getirdiği kaçınılmaz yenileşim dönemini hiç birimiz inkar etmiyoruz. İş ortamlarımızda hızlı ve proaktif hareket etmek bir zorunluluk. Modern çağın tüm gerekliliklerinden, zamanı daha etkili kullanmak adına yararlanmamız da bir zorunluluk. Eskisi kadar çok ve sıklıkla sosyal ortamlarda bulunamıyoruz, küresel krizden en az şekilde etkilenmek için daha etkili, daha verimli çalışmamız gerekiyor ve doğru zamanda, doğru yöntemlerle doğru işleri yapmak adına yüksek performans gösteriyoruz. Peki bütün bunları iş hayatımızda uygulamak demek, duygusal zekamızı bir kenara bırakmak, hoşgörülü davranma kavramını unutmak, empati kurmamak, bize sorulan soruları yanıtsız bırakmak, e maillere okundu bilgisi gönderip yanıt veremeyecek kadar meşgul olmak, sosyal sorumluluk kavramının sözlük anlamını sadece gerekli sosyal ortamlarda kullanabilmek amacı ile öğrenmek üzere bir yaşantıya doğru yönelmek demek midir ?

Duyarlılık kavramı yerini tepkisizliğe bırakmamalı…

Ünlü virtüöz piyanonun başına oturmuş ve salonu hınca hınç dolduran seyircilerin önünde , konserine başlamıştı. Ancak tuşlara basıp çalıyor görünmesine rağmen , telleri önceden sıkılmış olan piyanodan hiçbir ses çıkmıyordu. Dinleyiciler birbirine göz ucuyla bakarak ne yapmaları gerektiğini araştırıyorlar , fakat nedense tepki göstermiyorlardı . İki saat süren sessiz konserden sonra ünlü virtüöz oturduğu yerden kalkarak büyük bir ciddiyetle onları selamladı . Salon sürekli alkış sesleri ile çınlıyordu. İngiltere’de yaşanan bu olaydan sonra piyanist , kendisi ile röportaj yapan televizyon spikerine : “İnsanlardaki tepkisizliğin nereye kadar varacağını öğrenmek istedim” diyordu. “Meğer sınırı yokmuş…”

Olumlu tutumların, erdemliliğin, bilmediğini sormanın zayıflık olmadığı bilincinin yerini kibirlilik almamalı…

Kibir nedir ? Kendinden habersizliktir !

Güneşten haberi olmayışı gibi buzun…

Mevlana

Değer bilmek, değer vermek, hatır sormak büyüklerimizin anılarında duyduğumuz tanımlar olmamalı…

Çinliler bizim alıştığımız gibi selamlamıyorlar birbirlerini, bildiğimiz usullerde hatır sormuyorlar. Onlar karşılaştıklarında “Pirinç’in nasıl?” diyorlar. Çünkü pirinç eski tarihlerden beri onların yegane besin maddesi, üretiminde çok büyük emek var ve değeri paha biçilmez. Bütün mutluluk pirinç ürününe bağlı. İşte bu nedenle bir insanın hatırını sormak için en çok değer verdikleri şeyin durumunu soruyorlar.

Vefa İstanbul’un bir semti olmanın dışında yok olan bir erdemimiz olmamalı, vefa duymak minnettarlığın bir simgesi bir göstergesidir.

Tüm anlattıklarımızın sonunda tutumlarımızın kilit taşı ise SAYGI… Aslında saygı sadece bireyler arasında ki ilişkilerle sınırlı değil, gruplar, şirketler ve hatta ülkeler arasında kullanabilen bir terim, bir kavram bir değer.

Saygının kelime anlamı derin düşünür isek oldukça etkileyici. Türk Dil Kurumu’nun saygı sözcüğüne verdiği tanım şöyle:

Değeri, üstünlüğü, yaşlılığı, yararlılığı, kutsallığı dolayısıyla bir kimseye, bir şeye karşı dikkatli, özenli, ölçülü davranmaya sebep olan sevgi duygusu, hürmet, ihtiram.

İşte tutumlarımız arasında saygının öneminin ve kilit taşı olmasının nedeni de buradan kaynaklanıyor. Kişilerden , gruplara, gruplardan şirketlere ve şirketlerden ülkelere kadar güçlendireceğimiz saygı yarın için atacağımız güçlü bir temel olacaktır.

Nerede karşılıklı sevgi ve saygı varsa, orada itimat ve itaat vardır.

İtimat ve itaatin olduğu yerde disiplin vardır.

Disiplinin olduğu yerde huzur, huzurun olduğu yerde başarı vardır.

M. Kemal ATATÜRK

Yazımın başında Elwood N. Chapman’dan bahsetmiş idim. Yine Chapman’a göre olumlu tutumların pek çok sihirli gücü ve avantajı var ;

• Olumlu bir tutum coşku ve heyecanı harekete geçirir.

• Olumlu bir tutum yaratıcılığı arttırır.

• Olumlu bir tutum olumlu şeylerin gerçekleşmesine destek olur.

Olumlu tutumlarımıza büyük bir dikkatle sahip çıkmalıyız, çünkü sadece maddi değeri olan şeyler başkaları tarafından çalınmazlar, olumlu tutumlarımız da çalınabilir. Bu ne anlama geliyor ; çözüme bağlanmamış çatışmalar, olumsuz tutum sergileyen kişiler ve topluluklar, saygı ve sevgiden uzak ortamlar; bir çığ gibi büyüyebilir ve başta olumlu bir tutum içinde çözüm amacı ile ortaya koyduğumuz konular olumsuzluk içerisinde etkisini arttırabilir, sonuç olarak ta olumlu tavırlarımızı bir girdap gibi içlerine alarak çalabilirler. Olumsuz tutum sergileyen kişilerden mümkün olduğu kadar uzak durmalı, hayatımızda rol almalarını engellemeliyiz. Olumlu tutumları ne kadar destekler, çevremizde bu davranışlara sahip insan sayısını ne kadar attırırsak girdapların çevresinden ustalıkla dolaşabilir ve girdapa kapılmadan yolumuza devam edebiliriz. Olumsuz tutumlar sadece bir süre çevreye etki ederler, olumlu tutumlar arttıkça girdaplar içlerine sadece kendilerinin yarattığı dalgayı çekerler.

Refik Halit Karay’ın çok güzel bir tanımlamasını paylaşmak istiyorum;

Ünlü yazar diyor ki ;

İnsanları huyları ve hayattaki rolleri itibarı ile 3 kısma ayırıyorum:

Kendi oturduğu dalı kesenler ,

Başkasının bindiği dalı kesmekle uğraşanlar ,

Başkasının dalını kesiyorum zannıyla kendi dalını kesenler…

Fayda sağlamak, erdemli olmak, doğruluk ile hareket etmek, özü sözü bir olmak, vefa göstermek, duygulara seslenebilmek, güven kazanmak, saygı duyulmak, konuşurken kelimeleri seçmek, iletişim kurabilmek, sevilmek, değer görmek, olumsuzlukların tutumlarımıza yansımasına engel olmak ve böyle zamanlarda mizahın gücünden yararlanmak, hayattan çıkarımda bulunmak, merak ile öğrenmeye istekli olmak…

Tüm bu kavramlar bugünden itibaren, ajandamızın her sayfasında bir başlık olarak yer alsın, her davranışımızda kendimizi değerlendirelim. Gerçekten bu kavramları bir davranış stili olarak benimseyelim ve mış gibi yapanları kapsama alanımızın dışında tutalım.

Unutmayalım ki tutumlarımızda olumlu olmak, olumlu davranışları benimsemek, içselleştirmek, özümsemek ve hayatımıza yansıtmak gerçekten anlamakla mümkündür. Nasihatlere değer vermek ve dinlemek, sonucunda kaz

Yazar: Mehmet Acar

Kaynak: http://www.isteinsan.com.tr,

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir