Rehberiniz-Dünü kov, yeni başlangıçlara yer aç

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Dünü kov, yeni başlangıçlara yer aç” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Dünü kov, yeni başlangıçlara yer aç

Hayatınızda kaç defa yeni sayfa açtınız? Kaç defa yeni bir başlangıç yapmayı denediniz? Kaç defa yeni başlangıçlarının daha en başında yarım kaldı? Eğer sizde hayatınıza yeniliklere yer açamıyorsanız sorun dünden kurtulamamanız olabilir.

DÜNDEN KURTULMAK

Yenilenmek için yeniye yer açmak, eski olandan kurtulmak gerekiyor; ama şirketler için de bireyler için de ömrünü tamamlamış olandan kurtulmak çok zor.

Hepimizde sahip olduklarımızı “değerli” görme eğilimi var, isterse ömürlerini tamamlamış olsunlar, yine de eskilerimizden vazgeçmekte zorlanıyoruz.

Evlerimizde hiç kullanmadığımız eşyaların ve giysilerin birikmesi gibi şirketlerde de işlevini yitirmiş uygulamalar, ürünler varlıklarını sürdürür. “Dönemini tamamlamış bu ürünleri” satmak için bütün şirket çaba gösterir; amasonuç alınmaz.

Her şirketin işlevini yitirmiş uygulamaları vardır, bunları korumak şirketin içindeki hayatı zorlaştırmaktan başka bir işe yaramaz. Bunlar bir türlü ortadan kalkmaz, herkes şikayet eder ama çözüm bulunmaz.

Liderin göstereceği en önemli bilgelik, neyin korunacağına (muhafaza edileceğine) neyin terk edileceğine karar vermektir. Yeniyi inşa etmek için eskiden kurtulmasını bilmek gerekir. Anlamlı bir gelecek yaratmanın birinci adımı “dünden kurtulmaktır.” (Peter Drucker)

Maalesef sadece şirket yönetiminde değil, özel hayatımızda da kaynaklarımızı ve enerjimizi “yarını yaratmak” için kullanmak yerine “geçmişi koruma” yolunda ısrar edip değişime direniyoruz.

İçinde yaşadığımız dönem son iki yüzyılda görülmemiş değişimlerin yaşandığı bir dönem.

Dünyada ve Türkiye’de toplumsal kalıpların, anlayış ve inançların kökünden sarsıldığı bir değişim yaşanıyor. Zihin kalıpları, paradigmalar değişiyor. Bu değişim hepimizi dünyaya yeni gözlerle bakmaya zorluyor.

Değişimin hızı hepimizin ezberini bozuyor ama bazılarımız değişimin getirdiği yeni değerleri algılamakta, anlamakta, kabullenmekte zorluklar yaşıyor.

Eskiye bağlılık “değer bilmek” anlamına geldiğinden bazıları için yeni bakış açılarına yönelmek vefasızlık demektir. Oysa yeniyi kabullenmekle vefalı olmak birbirini dışlayan kavramlar değildir. Hepimiz hem vefalı olup hem de değişime ayak uydurabiliriz.

Geçmişten kopamayan insanlar değişimi, eskiyi unutmanın bir sonucu olarak görürler. Bu sebeple de son derece nostaljik bir şekilde eskiyi hatırlatan, geçmişi yansıtan her şeyin yaşatılması gerektiğine inanırlar.

Sosyal bilimciler, paradoksal bir şekilde, değişimin etkisinin ve hızının yüksek olduğu toplumlarda, özellikle köklü ve hızlı sosyal değişmelerin yaşandığı zamanlarda bir taraftan da “gelenekçilik” eğilimlerinin ortaya çıktığını, muhafazakârlığın arttığını söylerler.

Kendi gündelik hayatımızda da bu durumun örneklerine rastlarız. Değişim rüzgarları ne zaman hızlansa bir taraftan da geçmişi özlemle yâd eden, değişimin önünü kapayan düşünceler çıkar ortaya.

Oysa değişim kaçınılmazdır ve önemli olan her türlü ön yargıdan uzak; ama bir taraftan da toplumu bir arada tutan gelenekleri ihmal etmeden ihtiyaç ve şartlara göre toplumun yeniden yapılanmasının yollarını açabilmektir.

Siyaset bilimci John Alford muhafazakârlık-liberalliğin kökenlerinin beynimizde olduğunu düşünen bir araştırmacı.

Alford’ın, aynı genetik özelliklere sahip çok sayıda ikizlerin siyasi görüşlerini incelediği araştırmasında insan beyninin muhafazakarlığı konusunda çok ilginç bulguları var. Alford, aynı genetik özelliklere sahip tek yumurta ikizlerinin ’reformist’ genlere sahip olanlarının, ne kadar muhafazakâr bir ortamda büyürlerse büyüsünler, yetişkin olduklarında bu tutucu tavırlarını değiştirdiklerini ortaya koydu. Aynı araştırma, hem muhafazakar bir ortamda büyüyen hem de genleri nedeniyle muhafazakarlığa yatkın olan kişilerin ise bu görüşlerinden vazgeçmediklerini tespit etti.

Drucker, pekçok organizasyonun kaynaklarını “yarını yaratmaya” yönelteceği yerde “geçmişi korumaya” adamasını eleştirir. Ona göre vazgeçmesini bilmemek, “yarının fırsatlarını düne kurban etmek” demektir.

Bazılarımız, genetik olarak değişimi kabullenmekte zorlanabilirler; ama hepimizin bugünün koşullarına uymayan, zamanın ruhunu yakalayamayan uygulamaları terk etmek mecburiyetimiz var.

Bence güzel ve işlevsel olan eskilere gereken değeri vererek yenilikleri kucaklayabiliriz. Bu bizi daha sağlam ve güçlü kılar. Gelenekler karakterimize özgünlük ve derinlik katar. Yenilikçi olmak ise bizi enerjik kılar.

Bizi geçmişte başarılı kılan her neyse gelecekte de bunu yapacağı garanti değildir. Gelecek yeniden şekilleniyor olduğu için dün kullandığımız yöntemlerin artık geçerli olmayabileceği fikrine açık olmalıyız.

Öte yandan da değişen zamana ve koşullara en iyi şekilde ayak uydurabilenler, nelerin “değişmeden kalması” gerektiğini de bilirler. Nelerin “değişmemesi” gerektiğini bilmek de en az değişime uyum göstermek kadar önemlidir.

Değişimin yanında durmak, aslında “nelerin değişmeden kalması gerektiğini” de anlamak demektir.

Hepimiz yaşamak için tüketmeye, tüketebilmek için de üretmeye ihtiyacımız var. Her gün işlerimize gidip üretim ilişkileri kuruyoruz. Bugünün üretim biçimi ve üretim ilişkileri bundan yüz sene öncesiyle aynı değil. Neyi nasıl ürettiğimiz ve zenginliği nasıl yaratıp bölüştüğümüz sürekli bir değişim içinde.

Bazı dönemlerde dünya daha hızlı değişiyor. Dünya her iki-üç yüzyılda bir olağanüstü değişimler geçiriyor. Nasıl 1455’te Gutenberg’in matbaayı bulması bütün Avrupa’yı ve dünyayı değiştirdiyse, nasıl 1750’lerde James Watt’ın buharlı makineyi icat etmesi Avrupa’da “sanayi devrimini” başlattıysa bugün de bilgi teknolojileri ve internet yepyeni bir dönemi başlattı.

Artık yeni bir üretim biçiminde yeni üretim ilişkileri içindeyiz.

Artık sermaye olmadan da zenginlik yaratmak mümkün. Mark Zuckerberg’in 2004 yılında kurduğu Facebook bugün elli milyar doların üzerinde bir değere sahip. Zuckerberg birkaç yıl gibi kısa bir zamanda, hiç sermayeye ihtiyaç duymadan sadece akıl ve hayalle olağanüstü bir zenginlik yarattı. Zuckerberg’in Facebook öyküsü, yaşadığımız değişimin somut bir örneğidir.

Hepimiz bu değişimi anlamak zorundayız.

Üretim biçimi ve üretim ilişkileri değişince her şey değişiyor: Toplumsal ilişkilerimiz değişiyor, tüketim biçimimiz değişiyor, insanın kendisi değişiyor. (Karl Marx)

Daha açık, daha şeffaf, daha eşitlikçi bir dönemde yaşıyoruz. Değişim çok hızlı, bu hıza ayak uyduramayan şirketler ve ülke yönetimleri birer birer yok oluyor.

Bizim üzerimize düşen, zamanın ruhunu anlamak ve değişime ayak uydurmak.

Yazar: Temel Aksoy

Kaynak: http://www.temelaksoy.com

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>