Rehberiniz-Didişe didişe koton markasını yarattılar

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Didişe didişe koton markasını yarattılar” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Didişe didişe koton markasını yarattılar

Mahalle bakkalının raflarını, trikocunun askılarını aldılar. Mesleklerini bıraktılar ve…

Sokak arasında açtıkları küçük bir dükkandan yola çıkarak, 22 yıl sonra 24 ülkede ve 260 zincir mağazada rekabet eden Koton’un patronları Gülden ve Yılmaz Yılmaz çifti gözünü uzaklara dikti. Yılmaz çifti, konu iş olunca sık sık didişse de yakın çevreden uzaklaşıp Uzakdoğu’yu fethetmeye hazırlanıyor

Koton macerası, eğitimci bir kadın ile asker bir adamın el ele vermesiyle Kuzguncuk’ta küçük bir sokakta başladı. Mahalle bakkalının raflarını ve atılmak üzere ayrılmış askıları toplayarak hayata geçirdiği dükkan o kadar çok iş yaptı ki, aylık cirosu ikisinin maaşlarının toplamını bile geçti. Gülden Yılmaz öğretmenliği, Yılmaz Yılmaz ise deniz subaylığını bırakarak ticaretle yollarına devam etme kararı aldılar. 25 metrekarede ihraç fazlası giysi satarak başlayan macera bugün 260 mağazalık zincir yarattı. Eşit ortaklıkla

500 milyon doların üzerinde bir ciroyu yöneten Koton markasının patronları Gülden-Yılmaz Yılmaz çiftiyle hikayelerini, hedeflerini ve sektörü konuştuk.

icaretle bir ilgisi olmayan bir deniz subayı nasıl olur da uluslararası bir markanın sahibi olur?

İlk mağaza 1988 yılında Kuzguncuk’ta açıldı. Hem de öyle cadde üzeri büyük bir yerden söz etmiyorum. 25 metrekarelik sokak arasında aldığımız giysilerin satıldığı bir dükkandı. Öyle güzel iş yaptı ki orası. Eşim Gülden öğretmenlik mesleğini bırakmak zorunda kaldı. 1991 yılında, ikinci mağazamız devreye girdi. Bu sefer mesleğini bırakma sırası bendeydi. Ordudan ayrıldım ve birlikte çalışmaya başladık.

• Peki, memurken ticaret yapma fikri nereden geldi aklınıza?

Gülden’in ablası Adapazarı’nda ihraç fazlası malların satıldığı bir mağazayı işletiyordu. Onunla ortak olduk ve 5 bin dolar sermayeyle Kuzguncuk’ta bir dükkan tuttuk. Yaz tatilinde deneyelim diye başladık. Yaz sonunda bir hesap yaptık. Bir de baktık ki bizim dükkan ikimizin kazancından daha fazla kazanıyor. Sonra abla ortaklıktan ayrıldı biz devam ettik. Mahalle bakkalının kullanmaktan vazgeçtiği rafları kullandık. İlk askılarımız ise bir pasajdaki trikocunun kullanmadığı askıları oldu. Kadınlar bize uğramadan eve gitmiyordu. En son Kuzguncuk vapurundan inen kadınlar dükkana gelir, çaylar içilir ürünlere bakılırdı. Gülden de eve gece yarısından önce gelemezdi. Ardından 1991’de ikinci mağaza geldi. Ordudan ayrıldım mecburen.

• Hiç ticaret yapmış mıydınız o zamana kadar?

Babam öğretmendi bir yandan da kırtasiye mağazamız vardı. Orada dururdum ben. Ticaretin içinde oluşum o kadar.

• Her patronun ‘hayatımın dönüm noktası’ dediği bir an var. Siz bu konuyla ilgili ne anlatırsınız?

1995 yılında ufak bir atölye tutup imalata başladık. Koton konseptli ilk mağazamız İstanbul Profilo’da açıldı. Bu zincirleşmenin ilk adımıydı. Bizim için çok önemli. Ardından franchise vermeye başladık. İhracat da yapmak istiyorduk. Yaklaşık 8 yıl sonunda ilk yurt dışı toptan satış mağazamızı Münih’te faaliyete geçirmiştik. 2 yıl sonra 25 milyon dolarlık mal satar hale gelmiştik. 2010 yılında 10 mağazalık zincir olmuştuk.

• Koton şimdi nerede?

24 ülkede 76 mağazaya ulaştık. Toplama baktığınızda 260 mağazayı geçtik. 500 milyon doların üzerinde ciromuz var. Büyüme hedefimiz yıllık yüzde 35.

• Yatırım ve projelerinize ilişkin ne söylersiniz?

3 yıl içinde moda ve aksesuar anlamında akla gelen her şey mağazalarımızda yer alacak. Büyük bedene başladık, çocuk giysileri var. Deniz koleksiyonunu hazırladık, bin modelden oluşan mayoları sunacağıız. Daha büyük bir mağazacılığa doğru gidiyoruz.

• Üretici şirketler ibreyi Uzakdoğu’ya çeviriyorlar, siz uzakları düşünüyor musunuz?

Çin ve Hindistan bizi heyecalandırıyor. Onlar biraz daha kendi içinde projelendirilmesi gereken işler olduğu için biraz daha çalışacağız. Hindistan’daki pazarı incelemek için oraya gideceğim önümüzdeki günlerde. Üretim zincirini kontrol altında tutmak için çalışmalar yapacağız. Türkiye’de varolan imkanların ötesine gitmek adına dünyadan sezon öncesi kumaşlar satın alıyoruz. Bunları üreticilere satıyoruz. Dünyanın birçok yerinden ürün alıp başka ülkelerde ürettirmek karmaşık bir organizasyon baktık 52 ülkede operasyonumuz var. Bu sistem için geliştirme çalışmalarımız olacak.

• Diğer markalardan sizi ayıran ne?

Kent yaşamının, çalışan kesimin yoğun temposuna uyum sağlayan, sosyal, modayı yakından takip eden, rahat ama feminen bir profilimiz var. Alt markamız Ole, hem çocuksu hem kadınsı. Renkli, spor ve rahat bir tarzı var. Türkiye’de doğduk, bu ülkenin kaynaklarından beslendik. Basic ürünlerle rekabet yerine daha yüksek fiyatlı ama moda ürünleri sunuyoruz. Müşteri ne istiyorsa onu veriyoruz, dinliyoruz, araştırıyoruz. “Vücut tipine uygun moda” çok önemli.

• Tasarım…

Uzmanlaşmış bir tasarım ekibine sahibiz. Ekibin koleksiyonların tasarım aşamasında eşim Gülden Yılmaz daha aktif. Ben de tasarıma müdahale ederim zaman zaman ama öyle ‘ille de benim dediğim olsun’ diye diretmem.

• Peki, aksesuarda iddialı mısınız?

2002 yılından beri mağazalarımızda aksesuar bulunduruyoruz. Başlarda, kemer ve çantaya ağırlık vermiştik. Şu an öyle değil; kadın ve erkek gruplarında her türlü aksesuara rastlamanız mümkün. Takı satışımız, yüksek miktarlarda. Ayakkabı ve çanta koleksiyonumuz geniş. Aksesuarlar arasında en çok sattığımız ürünler ise ayakkabı, çanta, kemer, şal ve takı.

Kargaşa nedeniyle Libya’yı kapattık

Bulunduğumuz ülkelerde daha da büyüyeceğiz. Avrupa, eski doğu bloku ülkeleri, Rusya çok büyük pazarlar. Oralarda var olacağız. Ortadoğu da iyi bir pazar bizim için. Libya mağazamızı karışıklıkta kapattık. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın zarar vermeden durulmasını umuyor ve bekliyoruz.

İşler iyi gidiyor ki,sektör yüzde 33 büyüdü

2008 sonunda patlayan ama asıl etkisini 2009’da gösteren krizde işletmeler verimsiz yanlarından kurtuldu. Piyasada doğru bir denge oluştu. Bunun üzerinden de hızlı şekilde büyüme sağlanıyor. Biz de krizi atlattık. Krizde insanlar dışarıya çıkmaz, güvende olmak ister. Evde vakit geçirir. Bu düşünceden yola çıkarak, gece koleksiyonumuzu küçültüp ev giyim koleksiyonu hazırladık. Kriz bitti, insanlar dışarıya çıkmaya başlayınca parti koleksiyonumuzu hazırladık. Aslına baktığınızda kriz hazır giyim için iyi geçti. 2010 performansına bakıldığında sektörde yaklaşık yüzde 33 büyüme var. Demek ki işler iyi gidiyor.

En meşhur tarifim çinekop dolması

İşten zaman buldukça yemek yapmayı severim. Kendime ait tariflerim var. Çinekop dolması mesela… Bu benim spesiyalim. Kırmızı biberi kesip fırınlıyorsunuz hafif. Karidesli peynirli bir iç hazırlayarak, kırmızı biberin içine yerleştiriyorsunuz ve kılçığı alınmış çinekop ya da uskumruyu üzerine yatırıp fırınlıyorsunuz. Bu meşhur yemeğimdir. Bunun gibi başka yemeklerim de var. Sıkıldıkça yoga yapıyorum. Mesleki kitaplar okumaya gayret gösteririm. Gülden’le seyahat etmeyle çalışırız. Eski fotoğrafçıyım bir de zaman buldukça fotoğraf çekmek istiyorum.

İş toplantısı evde bile bitmiyor

Karı koca olarak şirket yönetmenin pozitif yönleri de var negatif yönleri de… İki eşit ortak olarak işi yönetiyorsunuz. Ortada karmaşık bir konu varsa herkes kendi fikrini sonuna kadar tartışıyor. Sonuçta ortaya da sağlıklı bir karar çıkıyor. O süreçte birbirinize diş biliyor olabilirsiniz ama sonunda aşıyorsunuz bu durumu. Kavgada kazanan olmaz, ancak sözünü kabul ettiren olur. Profesyoneller görüşlerini bir noktaya kadar savunuyor, bir noktadan sonra sizin dediğinize ‘tamam’ diyor. Kötü olan yönü ise toplantıların evde bile bitmiyor olması.

Yazar: Fulya Erdem

Kaynak: http://www.stargazete.com,au

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir