Rehberiniz-Değişimle baş mı etmeli, boyum mu eğmeli…

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Değişimle baş mı etmeli, boyum mu eğmeli…” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Değişimle baş mı etmeli, boyum mu eğmeli…

Öz Türkçesi uyum… Sözlükte adaptasyon için “doğal seleksiyonda (doğal seçim) başarılı olmuş, ona sahip olan organizmayı evrimsel olarak daha uyumlu kılan bir özelliktir” şeklinde bir açıklama var. Bir canlının varlığını sürdürebilmesi için sihirli bir kelime… Tanım şu şekilde devam ediyor. “Adaptasyon, canlıların ortamlarında başarılı bir şekilde yaşamasını sağlayan kalıtsal değişikliktir. Çevrelerine yeterince uyum sağlayıcı adaptasyonlara sahip olmayan organizmalar ya bulundukları ortamdan gitmek zorunda kalırlar ya da soyları tükenir.”

İsviçreli Biyolog ve Çocuk Psikolojisi Profesörü Jean Piaget’e (1896-1980) göre zeka bir adaptasyon olup, bilgi her birey tarafından 2 tamamlayıcı süreç olan asimilasyon ve intibak (accomodation) sayesinde oluşturulur. Adaptasyonu dış dünya ile ilgili farkındalığın içselleştirilmesi olarak tanımlanırken Piaget, asimilasyon ve intibak kavramlarının dialektik ilişkisini vurgulamıştır. “Zeka, çerçevesi dâhiline bütün tecrübeleri yerleştirebildiği oranda asimilasyondur. Asimilasyon hiçbir zaman saf olamaz çünkü yeni elemanları önceki ortama dahil ettikçe, zeka devamlı olarak önceki tecrübeleri yeni elemanlara göre değiştirerek uyumlaştırır.”

Biraz karışık gibi görünen Piaget’in yukarıdaki yorumlarını açmak gerekirse, asimilasyonu herhangi yeni bir bilgiyi geçmiş tecrübelerimizi hiç değiştirmeden harmanlamak ve asimile etmek olarak tanımlayabiliriz. İntibak sürecinde ise yeni bilgiyi düşünce sistemimize dahil edebilmek için önceki bildiklerimizi değiştirmemiz ve bildiklerimizi yeni olana uyumlaştırmamız gerekmektedir.

Asimilasyon pratiği teoriye uyumlaştırmak ise intibak da teoriyi pratiğe uyumlaştırmaktır.

Konu üzerinde yapılan araştırmalar çocuklarda asimilasyon ve intibak süreçlerinin aynı zorluğu yarattığını ancak yaşlılarda durumun farklı olduğu sonucunu göstermiştir. Yaş ilerledikçe asimilasyon süreci sorun yaratmaz iken, tecrübelerimizi yeni olana uyumlaştırma yani intibak sürecinde yaşın zorlaştırıcı etkisi bulunmaktadır.

Ekonomi konusunda eğitim almış birinin kazandığı ekonomi altyapısı ile finans konusunda uzmanlaşma süreci, asimilasyona örnek teşkil edebilir. Ancak sosyal bir bilim olan pazarlama konusunda eğitim alan birinin finans konusunda uzmanlaşmak istemesi ciddi bir intibak süreci gerektirecektir.

Adaptasyon değişimi ifade eder ve hem çevreyi hem de bireyi etkileyen 2 yönlü bir süreçtir. Adaptasyon süreci içinde bireyler çevreden etkilenirken aynı şekilde çevre de bireylerden etkilenir. Baş etme adaptasyonun bir türü olup problemlerin üstesinden gelme mücadelesi anlamında kullanılır. Adaptasyon, karşılaştığımız pozitif ya da negatif durumlara gösterdiğimiz tepkileri içerse de, baş etme özel olarak karşılaştığımız negatif durumlardaki yaklaşımımız ile ilgilidir. Baş etme yöntemlerine yönelik olarak, ihtiyaçlarımıza uygun bilgiler elde etmek, geleceğe yönelik planlama yapmak, duygularına hakim olmak, bir problemi çözebilmek için alternatif yöntemler tespit etmek, direnç kapasitesini arttırmak, sosyal ağlar oluşturmak örnek gösterilebilir.

Bütün bu yöntemleri kullanılabilir kılan ve sorunlarla baş etmemizi sağlayan ise hep zeka değil midir?

Adaptasyon ve zeka konusunu araştırmaya başladığımdan beridir karşılaştığım birçok durumda kendime şu soruyu sorar oldum. Bu duruma adapte olmam bir asimilasyon sürecini mi, yoksa intibak sürecini mi gerektiriyor?

Sanırım son zamanlarda karşılaştığım farklı durumlarda yaşadığım intibak süreci örnekleri asimilasyon süreci örneklerinin bir hayli üzerine çıktı. Beni asıl tedirgin eden husus ise geçmiş tecrübelerim, etik anlayışım ve düşünce tarzım ile hiçbir şekilde bağdaşmayan durumlara adapte olabilmek adına yaşadığım intibak süreçleri acaba başkaları için basit birer asimilasyon örneği mi?

Yoksa negatif değişimden kaynaklanan adapte olamama huzursuzluğu bireyleri başka bir “baş etme” yolu olan “boşvercilik” ya da “vurdumduymazlık” konumuna mı getiriyor? Ben bir intibak süreci yaşarken başkaları negatif koşulları baş edilemez kabul edip “görmemezlikten gelmeyi” mi tercih ediyor?

Lilliputlular’la Blefusculular misali, ötekileştirilme sorunsalının toplumumuzda iyice yer ettiği şu dönemde önümüze sunulan muhteşem pastayı kaşıklarken değişen tadına ne şekilde tepki veriyoruz? Gözümüzü kapayıp, burnumuzu tıkayarak yutmaya mı çalışıyoruz, hazmı kolaylaştırmak için yanında maden suyu mu içiyoruz, şartlar ne olursa olsun afiyetle yediğimiz izlenimi mi veriyoruz, pastayı reddedip bertaraf mı oluyoruz, yoksa ben bu pastayı yerim ama kremasını ben koyarsam mı diyoruz?

Şüphesiz hepsi birer baş etme yöntemi. Tabi pastayı bir “fırsat” mı yoksa “tehdit” mi olarak algıladığımıza bağlı…

Zekayı adapte olabilmek adına yukarıda benim aklıma gelmeyen birçok çeşitli baş etme yöntemleri adına kullanmak mümkün. Bana sorarsanız zekayı, yaratıcı kapasitesi ile birlikte, bir boşvercilik yaklaşımı ile geçici bir adaptasyon adına kullanmaktan ziyade bazı durumları olumluya çevirebilmek üzerine kullanmayı tercih ederim.

Buradaki asıl soru zekayı bize ters gelen koşullarda intibak yöntemiyle içselleştirmek zorunda kalmak mı yoksa baş etme adına koşulları olumluya çevirmek için mücadele etmek mi? Bu bilince sahip olarak koşulları değerlendirip gerektiği yerde boyun eğmeyip doğru çıkışı sağlamak bence zekayı en eşsiz kılan özelliklerden bir tanesi…

İnsanı da insan yapan zaten bu değil mi?

icoskun@mazarsdenge.com.tr

Yazar: İzel Levi Coşkun

Kaynak: http://www.isteinsan.com.tr

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>