Rehberiniz-Daha azıyla yaşayabilir misin?

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Daha azıyla yaşayabilir misin?” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Daha azıyla yaşayabilir misin?

Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok ama son yıllarda farkına varılan fakat bir türlü yeterince dillendirilemeyen bir konudan bahsetmek istiyorum. En basit yoldan başlayacağım. Çalışıp para kazanırken, yani paranız varken 1 aylık bir tatile çıkacak vaktiniz yok, çalışmayıp para kazanmadığınız zaman da vaktiniz var ama bunu yapacak paranız yok, değil mi? Hayatın dilemması bu. Ne için çalışıyoruz? Daha iyi bir yaşam için. ‘Daha iyi’ dediğiniz nedir peki tam olarak? Daha büyük bir ev, daha lüks bir araba, daha lüks bir tatil, daha pahalı kıyafetler… Her şeyin bir ‘daha’sı var yani. Gelir arttıkça doğru orantılı olarak harcamalar da artıyor, borçlar da. Kazandıkça kaybedilenler de… Peki mutluluk bu denklemin neresinde?

Gerek gazetelerde gerek internet sitelerinde gerekse bloglarda basit yaşamla ilgili birçok yazı yayınlandı. Bu yazılar hep bir sav üzerineydi. Soyuttu. Bunu gerçekten yapan birilerini gördünüz ya da duydunuz mu peki? Ben hiç duymadım. Ama okudum! Bu ‘basit yaşam mutlu yaşam’ savının sihirli sayısı 100’müş. Evet 100!

Sahip olduğun her şeyin sayısını 100’e düşür!

Siz ‘Ne dedin şimdi sen’ demeden önce hemen açıklayayım. New York Times’da yayınlanan bir makaleye göre Amerika’da yaşayan, hatırı sayılır firmalarda hatırı sayılır ünvanlarla çalışan ve yıllık bütçeleri bol sıfırlı rakamlardan oluşan Strobel ailesi, daha fazla kazandıkça daha fazla ödeme, daha fazla koşuşturma içinde kaldıklarını ve daha az mutlu olduklarını fark etmiş. Aile, sahip oldukları her şeyin sayısını 100’e düşürmüş.

Şöyle ki; örneğin araba, kazak, mont, ayakkabı, bilgisayar, cep telefonu, tencere, tarak, fırça vs… Aklınıza bir insanın sahip olabileceği ne geliyorsa, bu ailede onların toplam sayısı 100. Geri kalan herşeyi hayır kurumlarına bağışlamışlar. İşlerinden istifa edip evden çalışabilecekleri freelance işler ayarlamışlar. Bunu yaptıktan 3,5 sene sonraki durumları ise şu: Artık mortgage ya da araba kredi borçları gibi totalde olan 30 bin dolarlık borçları yok. Karı koca ikisi ayda sadece 2 bin dolar kazanıyor. Bütün faturalarını rahatça ödeyebiliyorlar. Hatta tatile bile çıkıyorlar. Her sene bir ülke mesela… Birbirlerine ve hayata ayırabilecek bol bol vakit bulabiliyorlar. Şu anda arabaları yok ama bisikletleri var. 83 adet kazak değil 10 adet kazak giyiyorlar. 12 tencere değil 3 tencere ile yapıyorlar yemeklerini.Evde 3 televizyon yok 1 tane var. Boş zamanlarında gönüllü işlere de katılıyorlar. Hatta yeğenlerinin okul masrafları için yapılan birikime katkıda bile bulunuyorlar!

‘Ne kadar gelirse o kadar gider, ama paranın gelme kısmı arttıkça gitme kısmı kademeli artıyor’ diyor Bayan Strobel. Eşi ise tek birşey söylüyor: ‘Yorulmuşuz. Gereksiz yere. Şimdi basit yaşıyoruz ve çok mutluyuz’.

Bu ‘sahip olduklarının sayısını 100’e indirme’ trendi Amerika’da geçen seneden beri gittikçe büyüyor. Ekonomik krizle birlikte başlayan bir trend bu aslında. ‘Düşünmeden harcamak’ yerini ‘hesaplayarak tüketme’ye bırakıyor. Düşünmeden harcayıp sonra karalar bağlamak yerine daha hesap yaparak harcamak. Buradaki amaç hiç para harcamamak değil, yanlış anlaşılmasın. Satın almak insanları mutlu eden bir olgu çünkü. Amaç, para harcayarak mutlu olmak.

Artık objelere değil deneyimlere para harcanıyor

Yapılan araştırmalar insanların artık paralarını somut objelere harcamak yerine onlara mutluluk getirecek deneyimlere harcamayı tercih ettiklerini gösteriyor. British Columbia Üniversitesi Psikoloji Departmanı Doç. Dr. Elizabeth W. Dunn, bu konuda çok doğru bir noktaya dikkat çekiyor: “Şimdiye kadar literatürde para/gelir ve mutlulukla ilgili birçok yazı yayınlandı. Fakat ne gariptir ki para harcayarak nasıl mutlu olunacağı ile ilgili hiçbir yazı yayınlanmadı’. ‘Ruhuna yatırım’ anlayışı bu eksikliği de gideriyor. Mesela güzel bir tatile çıkmak pahalı bir mağazadan çok iyi bir koltuk takımı almaktan daha iyidir, değil mi? Yarattığı mutluluk ve tatmin duygusu daha uzun sürer.

Bu tüketim trendi Wal-Mart mağazaları yetkililerinin de ilgisini çekiyor. Dev zincirin tüketici tercihlerinden hareketle vardığı sonuca göre insanlar artık dışarı yemeğe daha az çıkıyor, gece kulüplerine daha az gidiyor, evlerde aileler arası ya da arkadaşlar arası DVD geceleri ve oyun geceleri düzenliyor, tüketim ve satın almalarını da bu yönde yapıyor. Buradaki kilit nokta eve tıkılıp kalmak değil. Tüketim tercihlerini farklı yöne kaydırmak, daha farklı şeylere ihtiyaç duymak. Amaç eğlenmek, ruhu beslemek, mutlu olmak, keyif almak. Firmalar da bu talebi karşılayacak arzı oluşturmak için yarışıyor. Dünya yavaş yavaş keyif satmaya doğru dönüşüyor.

Bu tip trendler ekonomik krizlerden dolayı mecburi olarak mı hayatımıza giriyor yoksa bir şeyler için çabalayıp koşturdukça hayattaki farklı şeylerin öneminin farkına varmaktan mı geliyor, orası belirsiz. Belli olan tek şey kalabalıklaştıkça yalnızlaştığımız gibi kazandıkça borçlandığımız.

Yazar: Fulya Çimen

Kaynak: http://www.haberturk.com,aut

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>