Rehberiniz-ÇoçuÄŸunuzun baÅŸarılı olmasını istiyorsanız…

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest


iyimeslek.com ailesi olarak “ÇoçuÄŸunuzun baÅŸarılı olmasını istiyorsanız…” adlı yazımızın kiÅŸisel geliÅŸiminize katkı saÄŸlamasını umuyoruz
ÇoçuÄŸunuzun baÅŸarılı olmasını istiyorsanız…

Yeni eÄŸitim-öğretim yılı baÅŸlarken, içimden ’Daha önceki yıllarda yapılan yanlışları yapmayalım’ diye geçiriyorum. Bunu hem anne- babalar adına hem de eÄŸitimciler adına diliyorum. Çünkü malum eÄŸitimdeki yarış siyasetçilerinkiyle yarışacak düzeyde… Bir farkla, bu yarışın atları çocuklarımız…

Prof. Dr. Yankı Yazgan ’Düşe Kalka Büyümek’ adlı kitabında, ’Kişiyi ayakta tutanın, hayatta anne-baba artı en az bir kişi tarafından ’adam yerine konmak’ olduğunu düşünüyorum’ diyor. Peki, çocuklarımız kendi ayakları üzerinde dursun isterken biz onları adam yerine koyuyor, birey olmalarına gereken saygı ve özeni gösteriyor muyuz?

Yazgan; ’ÇocukluÄŸumuz kendi deÄŸerimizi biçtiÄŸimiz dönemdir’ diyor; ’O deÄŸeri biçerken, sadece kendi kendimize deÄŸiliz; genellikle baÅŸkalarından bize yansıyan deÄŸerleri, içselleÅŸtiriyoruz ya da biçilen deÄŸerden memnun deÄŸilsek (bu deÄŸeri düşük buluyorsak), telafi etmek için ’abartıyoruz’ veya deÄŸer biçenleri, sarrafları suçluyor veya reddediyoruz. Hayatımızın deÄŸer biçici sarrafları, ilk yıllarda anne babamızken, bu ekibe sonradan arkadaÅŸlarımız, öğretmenlerimiz, vb. katılıyor. Biçtikleri deÄŸerler ama doÄŸru ama yanlış bizi etkiliyor…’

BEKLENTİLERİMİZ GERÇEKÇİ Mİ?

Evet, biz anne-babalar çocuklarımızdan çoğu zaman özellikle de okul yaşantılarıyla ilgili olarak, öyle büyük, öyle gerçek dışı beklentiler içinde olabiliyoruz ki, bu süreçte çoğu zaman çocuklarımız da kendilerini değersiz hissetmekten başka bir yol bulamıyorlar. Eh, eğitim sistemimiz malum, çocukların kendilerini değersiz hissetmesi için ne gerekiyorsa içinde barındırıyor; biz veliler de ateşe körükle gitmek konusunda kendimize bir türlü gem vuramıyor, sistemin dayattığı yarışın, hırslarımızın esiri olarak çocuklarımıza yükleniyor da yükleniyoruz. Sonuçta, daha 10’lu yaşlarda o ateşin içinde, olan çocuklarımıza oluyor.

Bakın etrafınıza çocuklarda depresyon, çocuklarda ÅŸiÅŸmanlık, çocuklarda hiperaktivite, çocuklarda davranış sorunları eskiye oranla çok daha yüksek oranlarda… Neden? Çocuklar kendi biricikliklerini, kendi yeteneklerini, kendi deÄŸerlerini, kendi yaratıcılıklarını ortaya koyamıyorlar da ondan. Hepsinden aynı olmasını bekliyor, çocuklarımızı birbiriyle kıyaslamaktan vazgeçmiyor, hepsinden bütün derslerde ve bütün sınavlarda baÅŸarılı olmasını istiyoruz… Sonuçta da akademik baÅŸarı çocuÄŸun deÄŸerini belirler oluyor. ’Karnen nasıl, sınavın nasıl geçti?’ etrafında dönmeye mahkum edilen geliÅŸme çağındaki körpecik hayatlar…’ Karnesi kötü, sınavı baÅŸarısız geçen çocuk deÄŸersiz mi yani? Bu soruya hemen hepiniz ’Hayır’ diyeceksiniz! Ama cevabımız ’hayır’ olmasına raÄŸmen davranışlarımızla, beden dilimizle çocuÄŸa kendini deÄŸersiz hissettiriyoruz iÅŸte…

Öğretmenlerimiz de, çocukların olumsuz değil, olumlu yanlarını vurgulamaya daha çok yönelseler ne iyi olacak! Tam da bu noktada size, psikoloji tarihinde dönüm noktası olan bir araştırmadan bahsetmek istiyorum. Adı: ’Kendini doğrulayan kehanet’.

KENDİNİ DOĞRULAYAN KEHANET, ÇOK ÖNEMLİDİR

Bu, Harvard Ãœniversitesi profesörlerinden Robert Rosenthal ve arkadaÅŸlarının 1969 yılında yaptığı bir çalışma. Bir grup psikolog çeÅŸitli ilkokullarda ders yılı başında sınıflarda zeka testi uygular. Bir süre sonra öğretmenlere, her sınıfta 4 öğrencinin üstün zekalı olduÄŸunu; ancak bunu öğrencilere aktarmamaları gerektiÄŸini söylerler. Gerçekte öğretmenlere isimleri bildirilen çocuklar üstün zekalı olmayıp isimleri kurayla saptanmış olan çocuklardır. Ve ders yılı sonunda bu çocukların baÅŸarılarının yükseldiÄŸi görülür. Bu araÅŸtırma, büyük yankılar yapmış ve Rosenthal buna ’kendini doÄŸrulayan kehanet’ adını vermiÅŸ. Bu önemli araÅŸtırmadan çıkartılması gereken en önemli sonuç, çocuklarımıza ne söylüyorsak, öyle olma ihtimallerini artırdığımız…

ÇOCUĞA NE OLURSA OLSUN İYİ SIFATLARLA YAKLAŞIN!

’Kendini doğrulayan kehanet’ kuramını günlük yaşamda nasıl kullanacağımız konusunda Psikolog-Eğitimci Acar Baltaş şöyle bir öneride bulunuyor:

’Çocuklarımıza tembel, savruk, sarsak, haylaz, dağınık, sorumsuz, yaramaz, düşüncesiz’ gibi sıfatlarla yaklaştığımız takdirde, gerçekte de ’tanımladığımız gibi’ olma ihtimallerini artırırız. Kısacası çocuğumuza olumsuz olarak ne dersek, ’öyle’ olmasını kolaylaştırırız. O zaman akla hemen şöyle bir çözüm geliyor: ’Çocuğuma iyi sıfatlarla yaklaşırsam iyi olur.’ Fakat gerçek pek de böyle değildir; çünkü çocuğumuza olumsuz bir sıfatla yaklaştığımız zaman, ortada daima bir sebep vardır. Bu sebeple çocuğumuzun kafasındaki olumsuz benlik imajını pekiştirmiş oluruz; ancak ortada bir sebep yokken olumlu benlik imajını pekiştirmek pek mümkün değildir.

Peki, ne yapacağız?

Çocukların benlik algıları hayatın ilk yıllarında anne-babalarından aldıkları mesajlarla, akademik hayatta da öğretmenlerinden aldıkları mesajlarla şekillenir. Bu konudaki temel ilke, esas olarak çocuğu değil, davranışı övmektir.

Genel olarak eğitimde, özel olarak yeni bir davranışın kazandırılmasında temel ilke, yanlışların görülmesi ve düzeltilmesi değil, ’doğruların fark edilmesi’ olmalıdır. Bir başka ifadeyle, eğitimde esas amaç, ’yanlışların yakalanması’ olmayıp ’doğruların yakalanması’dır.

ÇOCUĞUNUZUN GÜÇLÜ YÖNLERİNİ DESTEKLEYİN!

Hiçbir insan her alanda iyi olamaz. Herkesin güçlü ve zayıf yönleri vardır. ’Güçlü yön’, belirli bir konuda ya da işte, sürekli olarak kusursuza yakın performans demektir. Odaklandıklarımız ise gerçeğimiz olur. Yanlışa odaklanmak yanlışları yakalamamıza yol açar, güçlü yönleri hayata yansıtmak konusundaki güvenimizi zedeler ve performansımızı olumsuz yönde etkiler. Başarı, güçlü yönlerimizi bulmaya ve geliştirmeye bağlıdır.

Güçlü yönlere odaklanmak ile ’kendini doğrulayan kehanet’ yaklaşımı, ilk bakışta birbiriyle çelişiyor gibi gözükür; çünkü güçlü yönlere odaklanmak yaklaşımının temelinde yeteneğin; eğitim, azim ve kararlılıkla gerçekleşmeyeceği kabulü vardır. Daha doğrusu, çok gerekliyse, büyük emekle, sınırlı ölçüde gelişme sağlanabilir; ancak bu yönde harcanan gayretle, elde edilen sonuç çoğunlukla birbiriyle uyumlu değildir.

Oysa, ’kendini doğrulayan kehanet yaklaşımı’, ’insanlardan ne beklerseniz, onu alırsınız’ şeklinde özetleyebileceğimiz bir yaklaşımı temsil eder.

Çocuğunuzun ’beceriksiz’ olduğunu düşünür ve bunu ona zaman zaman söylerseniz, o da sizi haksız çıkartmaz ve beceriksiz olur. Daha sonra siz de göğsünüzü gere gere ’ne kadar haklı olduğunuzu’ düşünürsünüz.

İşte, incelik de bu noktada yatar. İyi anne-babalar, çocuklarının neyi iyi yapacağını anlar ve onu bu yönde teşvik eder. Daha sonra da, ’kendini doğrulayan kehanet’ ilkesi doğrultusunda ’haklı’ çıkar. Bu nedenle çocuklara ’genelleyici’ bir yaklaşımla değil, ’özelleştirici’ bir gözle bakmak gerekir.

ÇOCUÄžUNUZUN BAÅžARILI OLMASINI Ä°STÄ°YORSANIZ…

– ÇocuÄŸunuzun sahip olduÄŸu güçlü yönleri ortaya çıkarın; bunun için onu dinleyin ve potansiyelini ortaya çıkarmasına yardımcı olun.

Yazar: Hülya Yıldırım

Kaynak: http://www.akÅŸam.com.tr

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir