Rehberiniz-Cezaevine fabrika kurdu dünyaya gümüş satacak !..

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest


iyimeslek.com ailesi olarak “Cezaevine fabrika kurdu dünyaya gümüş satacak !..” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Cezaevine fabrika kurdu dünyaya gümüş satacak !..

Akgün Kuyumculuk’un patronu Süleyman Akgün, geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin en büyük cezaevi özel sektör yatırımını gerçekleştirdi ve Mardin Midyat Cezaevi’ne bir fabrika kurdu. Yakın zamanda cezaevindeki istihdamını 60 kişiye çıkarak olan Akgün’ün hedefi 80 kişiye ulaşmak. Buradan çıkan ürünler ise hem yurtiçine hem de yurtdışına pazarlanacak…

Akgün ile hem bu ilginç ve cesur teşebbüsünü, hem de Türkiye’deki gümüş takı sektörünü, fırsatları ve hedeflerini konuştuk.

Midyat Cezaevi’nde gümüş üretimi

HERŞEY TURİSTİK BİR GEZİ İLE BAŞLADI

Aslında biraz ilginç oldu. Aklımızda hiç böyle bir proje yoktu. Ben 5 günlük bir turistik ziyaret için Mardin ve Midyat bölgesine gitmiştim. Oraya kadar gitmişken, başsavcı arkadaşımdı, ona da uğradık. Bana ’biz burada mahkumlar için birşeyler yapmayı düşünüyoruz, siz de yardımcı olur musunuz? dedi. Hatta gelin bu işi siz yürütün diye bir teklifte bulundular.

Sonra cezaevini gezelim dedik. Beraber geziyoruz cezaevini, iki tane masa atmışlar ortaya, birşeyler yapmaya çalışıyorlar.

Hayır, cezaevi idaresi almış, birşeyler öğretmeye çalışıyormuş. 3-5 kişilik bir grup, yine böyle gümüş konusunda birşey öğrenmeye çalışıyor. Bir ticaret filan yok ortada.

Neticede bize ’bu işi yapar mısınız?’ dediler, biz de yardımcı oluruz dedik. Birkaç makine veririz, bilgi veririz gibi düşündük ama daha sonra ’burası tamamen size çalışsın, siparişleri siz verin, makinaları koyun’ noktasına geldik. ’İşyurtları Kurumu olarak sizinle karşı karşıya gelip böyle bir işbirliğine gidelim’ dediler.

Çünkü kurum onlara öğretse bile satacakları bir kesim lazım. Nasıl satacaksınız? Bu defa ’siz getirin istediğinizi üretin, mahkumlar çalışsınlar, biz de kurum olarak sizin muhattabınız olalım’ dediler.

Biraz zorlama ile tabii, hatta ciddi bir zorlama ile ’evet’ dedik. Neticede başsavcı çok samimi arkadaşımdı kıramadık. 200-250 bin dolarlık yatırımla cezaevine girdik.

Sonuçta Midyat turistik ziyaretten çıktı bütün bu olay. Anlayacağınız bir turistik geziden bu işi yapmaya mahkum olduk…

HEDEFİMİZ 80 KİŞİ ÇALIŞTIRMAK

Görüşmeler 6 ay sürdü. Yılbaşında tüm makinaları içeriye koyduk ve hemen ardından eğitim işine girdik. Şimdi de üretime başladık.

Cezaevinin içerisinde yaklaşık 200 metrekarelik iki katlı bir yer vardı, makinalarımızı oraya koyup bir üretim atölyesi oluşturduk. Tamamen kuyum üretimine uygun bir yer oluşturduk.

Yok hayır, İstanbul’dan üç usta gönderdik ve halen onlar devam ediyor. Sabah işe başlıyorlar, hem öğretiyorlar hem de üretim yaptırıyorlar. Akşam da çıkıyorlar. Mesaisini orada yapıyorlar. Üç ustanın haricinde kalan herkes ise mahkum.

Üretim kapasitesi ayda 150-200 kg olacak. Tabii bu rakam modellere bağlı olarak 250 kg’ye de çıkabilir. Eğer ürettiğimizi satabilirsek cezevinden yılda 2 ton rahat üretiriz.

Şu anda 40 kişi fiili olarak çalışıyor, 20 kişi de eğitime devam ediyor. Eğitim alıp da yetişeni hemen işe alıyoruz. Eğitimler tamamlanınca 60 kişi çalışıyor olacak. Hedefimiz ise 80 kişiye istihdam sağlayabilmek.

ÖRGÜT MENSUPLARINI ÇALIŞTIRMIYORUZ

Mahkumları cezaevi yönetimi seçiyor. Önce kendi istekleri var mı, çalışmak istiyorlar mı ona bakıyorlar. Yönetim seçtikten sonra biz tekrar eğitime alarak el becerisi var mı, yetiştirebilir miyiz, ona bakıyoruz. Kuyumculuk işi ona uygun mu, öğretebilir miyiz? Eğer öğretebilirsek devam ediyoruz, yoksa değiştiriyoruz.

Biz bireysel suçlarla içeri girmiş insanları alıyoruz. Örgüt mensubu olanları çalıştırmıyoruz.

SİGORTA DA VAR MAAŞ DA ÖDÜYORUZ

Biz bu proje kapsamında İşyurtları Kurumu ile anlaşma yaptık. Bizim direk muhatabımız o kurumdur. Biz onlara, devletin belirlediği bir resmi ücret var ve onu ödüyoruz.

Günlük ücret 5.25 YTL. Biz çalışan başına bu rakamı kuruma ödüyoruz.

Evet, ayrıca sigortalarını da ödüyoruz. Ama sigorta dışarıdakinden farklı. Mahkumlar için emeklilikik sigortası olmuyor, sağlık sigortası var. Dışarıdaki birinci dereceden akrabaları bu sigortadan yararlanabiliyor.

Bunun haricinde bir de İşyurtları Kurumuna pay veriliyor. Onların da ayakta durabilmesi için çıkan iş durumuna göre bir miktar pay ayrılıyor. Yani bu işten hem mahkum, hem İşyurtları Kurumu hem de mahkumların yakınları yararlanıyor. En önemlisi de mahkumlar bir meslek kazanmış oluyor.

Piyasanın şartları elverdiği ölçüde bizim fabrikamızda çalışmaya devam edebilir. Hatta o bölgeden olup da çok iyi çalışan bir mahkum olursa çıktıktan sonra yine cezaevinde de çalışmaya devam edebilir. Bizim oradaki ustalarımızdan, ustabaşılarımızdan biri olabilir.

HEPSİ ÇOK İSTEKLİ, İYİ NETİCELER ALIYORUZ

Bir kere çok istekliler. Hepsinin gözlerinde ışıltı var. Neticede 3-4 metrekarelik bir koğuşta yaşayacaklarına dışarıda bir fabrikada çalışıyormuş gibi 200

metrekarelik bir alanda çalışıyorlar. İş elbiselerini giyiyorlar, rahat, nezih ve tertemiz bir ortamda çalışabiliyorlar.

Kendileri işi öğrenmek için çok gayret safediyor. Çünkü işi öğrenemeyen, bu konuda becerisini gösteremeyen geri dönmek zorunda. Geri dönünce de koğuşunda kalacak, çalışma bölgesine gelemeyecek… Koğuşunda kalınca hem alacağı ücretten hem de sigortadan olacak. Ayrıca günlerini koğuşta geçirmek zorunda kalacak.

Sonuçta bu tür bir çalışma onlar için bir nevi dışarıda olma hissi yaratıyor. Yatağında yatıyor, sabah geliyor, işe başlıyor, öğlen yemeğini yiyiyor, sonra tekrar koğuşuna dönüyor… Böylece cezaevinde bulunma modundan çıkmış oluyor. Bu da mahkumlar için son derece önemli…

Çok gayretliler ve iyi neticeler alıyoruz. Ben 7-8 ayda netice alırım derken, 3 ayda benim tahmin ettiğim yere geldiler.

Sabah 8.30 akşam 17.30.

BU İŞİN ESAS KISMI SOSYAL SORUMLULUK

YENİ TEKLİFLER VAR AMA BEKLEMEDEYİZ

Evet geliyor tabii. Ama Türkiye’nin şartları, piyasanın şartları bizi nereye götürür bilemiyoruz. Onun için Mardin Midyat’da 70-80 kişilik gruba iş verdikten sonra tekrar bir gruba iş verebilir miyiz, veremez miyiz, piyasa bizi nereye götürür, bunları düşünüyoruz açıkçası. Yoksa yer olarak yer var. Teklifler var, hazır.

Mesela Kartal Cezaevi’nden talep var. Maltepe Cezaevi’ne taşındıktan sonra çalışmak isteyen 200-250 kişiyi orada bırakıp bir proje yapmak istiyorlar. Bu bizim iş kolu da olabilir başka iş kolu da olabilir.

Sonuçta teklif var. Tabii bizim düşüncemiz de var ama soru işaretleri de var. Günümüz koşulları, Mardin’de 80 kişi çalışıyor olacak, aynı şeyi Kartal’da da yapabilir miyiz yapamaz mıyız gibi konuları devamlı düşünüyoruz. Şu anda beklemedeyiz.

Biz sigortalı bir insan çalıştırdığımızda, piyasada işler yavaşlasa da ona yine maaş vermek zorundasınız. Veya daha da yavaşladı, belki işten çıkarmanız gerekebilir, bu da tazminat ödeyeceğiniz anlamına gelir. Onlarla öyle bir şeyimiz yok. Sadece çalıştıkları sürece ücret Vereceğiz, çalışmadığı sürece

vermeyeceğiz. Piyasa şartları sıkıştığı ve satışlar azaldığı zaman bizim bir kaybımız olmayacak.

Ama burada en önemlisi, biz bu işe girerken bir sosyal sorumluluk projesi olarak düşündük. Başta bir-iki makine göndeririz demiştik ama artık kolumuzu

kaptırdık. Şimdi ilgileniyoruz, gümüşünü gönderiyoruz, modelle beslemeye çalışıyoruz ve yeni makinalar da koyacağız.

Şu anda etmiyoruz. Bizim kara geçebilmemiz sene sonunu bulur. Çünkü önce işi öğretmemiz lazım. Neticede fabrikalarda çalışan işçilerimiz çok seri çalışıyor.

Burada bir kişi ayda 1-2 kg üretebilirken, bu rakam fabrikalarda 5 kg’ye çıkıyor. Haliyle veriğimiz ücretle aldığımız ürün arasında büyük bir kar marjı olmayacak. Bu işin esas kısmı bir sosyal sorumluluk projesi olması. Ama belki 1-1.5 sene sonra, çok istediğimiz şekle gelirse, ancak o zaman kar edebiliriz.

Gümüş işinde işçilik maliyeti en fazla yüzde 15’tir. Kalanı metal ve sabit maliyetlerdir, onlarla oynayamazsınız. Bu yüzden işçilikle oynayarak ancak o yüzde 15’ten kar edebilirsiniz. Mesela bunu yüzde 10’a çekebilirseniz orada bir beş puan kar edebilirsiniz.

Rakamlar büyük rakamlar değil, sadece işçilik farkından kazanabiliriz. Zaten öyle yüksek karlar olursa İstanbul’daki fabrikayı kapatırım, ben de Mardin’e

giderim, orada da ev tutarım ve kazanırım…. Ama dediğim gibi işçilik toplam maliyetlerin çok düşük bir kısmı. Bizi oraya götüren şeyin yüzde 80-90’ı sosyal sorumluluktur.

Bunu bana Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin de sordu bakanlık müsteşarı da sordu. Sonuçta Türkiye’nin her tarafı bizim, her karışı bizim. Ayrıca Mardin’de gümüş sanatı, el sanatçılığı çok gelişmiş. Bu bizim için çok önemli bir sosyal sorumluluk projesi…

Şu anda bayan yüzük, küpe, bileklik ağırlıklı üretiyoruz.

SEKTÖRDE BİR KARADENİZLİ…

Esasında bu sektörde Mardinli çoktur, Süryani grup çoktur ama son zamanlarda her kesimden insan girmeye başladı.

Ben makina mühendisiyim. Üniversiteden mezun olduktan sonra 1986’da eniştemle ortak olarak firma kurduk ve işe başladım. 94 yılında da kardeşimle ortak olarak burayı kurduk. 2000’e kadar ufak çaplı bir firmaydık ama bu tarihten sonra imalatı da ekledik. Bizim imalat geçmişimiz çok değil, fakat 22 senedir piyasa tecrübemiz var.

İmalatı kurarken en son teknoloji ile kurduk. Sıfırdan başlarken böyle büyük bir yatırım yaptık. İtalyan ve Japon makinalar getirdim ve 100 kişi ile imalata başladık. Yani biraz iddialı başladık. Millet yavaş yavaş büyür ama biz bu işi büyütürüz deyip hızlı girdik.

Bizim başlangıçtaki hedefimiz çok kaliteli mal üretip Avrupa’ya ihraç etmekti. Kaliteli model yaparsanız ve Avrupa’ya satarsanız onun karşılığını alırsınız. Eğer hedef olarak Ortadoğu’yu seçerseniz çok düşük marjla çalışmanız lazım. Kalite o kadar ön planda değildir. Biz onun için hedef olarak Avrupa’yı koyduk ve özellikle Almanya odaklı ürün üretmeye başladık. Sonuçta çıktığımız yolda başarılı olduğumuzu görüyoruz.

Yok hayır. İlk başta kolaydan başladık ama şu anda standart işçiliği üretebilecek konuma getirdik. Yani orada kendi fabrikamızda ürettiğimiz birçok ürünü üretibiliyoruz. Ama tabii kaplama gibi daha yüksek teknoloji gerektiren ürünleri İstanbul’da üretiyoruz. Düz ve yüzeysel işlemlerin yapılableceği modelleri yapıyoruz.

Oradan çıkan ürünleri gönderdiğimiz kesin bir yer yok. Önce buraya getiriyoruz. Pazarlamasını buradan yapıyoruz. Müşteri grubumuza siparişlerine göre gönderiyoruz. Yurtiçine de yurtdışına da gönderiyoruz. Önümzdeki dönemde ise Silver Point mağazalarımızın içine ufak bir bölüm yapıp orada sergileyebiliriz.

TAYLAND’DA DA FABRİKAMIZ VAR

Midyat’la beraber 3 olduk. İstanbul Demirkapı’da ve Tayland’da da fabrikalarımız var. Demirkapı’da 100’ün üzerinde eleman çalışıyor. Yıllık 6-6.5 ton ürün kapasitemiz var. Has gümüşü götürüyoruz ve bitmiş şekilde 6.5 ton ürün alıyoruz. Bunun da yüzde 90’ı ihraç ediliyor.

Tayland’da ise 60 kişi çalışıyor. Oradaki fabrikayı üç yıl önce kurduk.

Orada elişçiliği daha gelişmiş durumda. Türkiye’de ağırlıklı olarak teknolojiyi, orada ise el emeğini kullanıyoruz. El işçiliği çok fazla olan modelleri orada üretiyoruz ve böylece maliyetleri de düşürebiliyoruz. Çünkü orada işçilik daha ucuz.

Bir de gümüş deyince dünyanın bir numaralı merkezi Tayland. En çok üretimin yapıldığı ve en fazla çeşidin üretildiği ülkeler arasında yer alıyor. Haliyle tüm toptancılar ve alıcılar Tayland’a gidiyor.

Biz de eğer orada bir merkezimiz olursa Türkiye’ye gelmeyen toptancılarla Tayland’da buluşuruz ve oradan Türkiye siparişlerini alırız diye düşündük. Düşündüğümüzde de çok başarılı olduk. Projemiz tamamen dediğimiz noktada uygulanmış oldu. Çok önemli müşterilerle buluşma şansımız oldu. Oradan siparişi alıyoruz, burada üretiyoruz ve dünyaya ihraç ediyoruz. Yani bir nevi o noktadan hem oraya hem buraya çalışıyoruz…

BİZİM ESAS PAZARIMIZ AVRUPA

Türkiye’de en büyük imalatçı firmayız. En kaliteli ürün yapan firmayız. İhracatta da yine birinci konumda olduğumuzu sanıyorum.

İhracatın toplam ciro içerisindeki payı yüzde 70 civarında. Toplam 58 ülkeye ihracat yapıyoruz. En büyük pazarımız ise Almanya. Biz çok kaliteli ürün yapıyoruz ve ağırlıklı olarak Avrupa’ya çalışıyoruz. İşe başlarken de hedefimiz buydu zaten.

Biz kalitenin üzerinde çok duruyoruz ki satışımız rahat olsun. O yüzden piyasanın şartları bizi fazla etkilemiyor. Her sene yaklaşık yüzde 20 büyüyoruz.

KÜLTÜR SEVİYESİ ARTTIKÇA GÜMÜŞ KULLANIMI DA ARTIYOR

Son zamanlarda beyaz altının çıkması, gümüşü bir miktar daha öne çıkardı. Sonuçta beyaz altınla gümüşü ayırmanız mümkün değil. Sadece pırlanta olursa taştan dolayı anlarsınız. Bu benzerlik de satışları önemli oranda artırıyor.

Bir de kültür seviyesi yükseldikçe, tercihler değişiyor. Daha önce Anadolu’da altın hem takı hem de yatırımdı. Ama şimdi gençler altın istemiyor. Evlenirken bile ’tamam ben yüzük takarım, ama başka birşey istemem’ diyor. Takı olarak artık gençler gümüşü tercih ediyor ve bu tercih gümüş takı satışlarını artırıyor.

Sektör her sene yüzde 20-25 büyüyor… Bence sektörün önü açık. Türkiye gümüş sektöründe yavaş yavaş ciddi bir konuma geldi. Dünyada ilk 5-6 ülkeden biriyiz.

Geçen sene yüzde 26 arttı. Toplam ihracat 60 milyon doların üzerine çıktı.

Makina zinciri olarak düşünürsek en büyük İtalya. Ama kuyum, yani yüzük, kolye, küpe bazında Tayland. Üçüncü Çin, dördüncü Hindistan, sonra da biz geliriz.

Ama toplam ciroda her zaman İtalya birinci çıkar. Çünkü orada gümüş zincir üretimi çok fazla.

Tasarım olarak da İtalya önde zaten. İtalyanlar bu konuda modayı belirleyici konumda.

GÜMÜŞ YÜZÜKTE FUL ÇALIŞIYORUZ

Kolye ve bileklikten oluşan bir setimiz var, en çok onu satıyoruz. Ondan sonra alyans yüzük. Biz her sene yüzükte ful çalışıyoruz. Özellikle Avrupa’da büyük talep var. Bayanlar da erkekler de kullanıyor.

Avrupa’da gümüşe kayış çok hızlı. Gümüş kullanımı Türkiye’den çok daha fazla yaygın. Ya gümüş ya da bujiteri kullanıyorlar. Altın kullanımı da var ama çok fazla değil. Çünkü bir altın aksesurara ödeyeceğiniz paraya 10-15 tane ayrı gümüş aksesuar alabiliyorsunuz. Her türlü kullanım için ayrı ayrı takabiliyorsunuz.

Altın yatırım aracı olmaktan çıkınca gümüşe yönelim çok arttı.

Kütahya Etibank tesislerinde üretiliyor. Ayrıca ithalatçı firmalardan alıyoruz. Çünkü Etibank’taki üretim talebi karşılamıyor.

En büyük rezervler Güney Afrika’da. Altın da gümüş de en çok oradan çıkıyor. Avrupalı şirketler oradan alıyor, biz de onlardan ithal ediyoruz.

SİLVER POİNT İLE PERAKENDEYE GİRİYOR

Bir miktar daha artırdık zaten Mardin projesi ile. Şimdi pazarlama ağını genişleteceğiz. Ayrıca Silver Point adı altında perakende zinciri kuruyoruz. Bu bir miktar daha mal çekmemizi sağlayacak ve haliyle üretim kısmımızı da güçlendireceğiz.

Bu sene hedefimiz 10 mağaza kurmak. Şu anda Şehr-i Bazaar’da ve Depozite AVM’de varız. Diğer yerlerle görüşmelerimiz sürüyor.

Hayır, caddelere de ineceğiz. Bayilik yöntemi ile büyüyeceğiz ama önce 10 yer açıp kendimiz test etmek istiyoruz. Bu kendi yerlerimizde nasıl gidiyor, kar oranları, cirolar nedir, hangi ürünler gidiyor, bunlara bakacağız. Önce test mağazalarımıza bakıp sonra bayilik vermeye başlayacağız.

Katılım payı almayacağız. Gümüşle ilgili tecrübe de aramıyoruz. Ama yatırımcı ruha sahip olmalı. Ortalama 50-60 bin dolara bir mağaza açılabiliyor.

Bayilerimizi fazla zorlamadan, kendi ailemizden biri gibi görüp ortak kazanacağımız bir noktaya doğru gideceğiz. Sadece kendimiz kazanalım amacında değiliz.

Her sene 10-15 civarında bayilik verecğiz. Sadece istanbul’da kalmayacağız, Anadolu’ya da yayılacağız. şu anda 30’a yakın talep var ama biz bekletiyoruz. Çünkü önce test etmemiz lazım…

Yazar: Eren Güler

Kaynak: http://Hürriyet

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir