Rehberiniz-Cem kozlu ile başarmak ve yaşamak sanatı üzerine

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Cem kozlu ile başarmak ve yaşamak sanatı üzerine” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Cem kozlu ile başarmak ve yaşamak sanatı üzerine

DENGEYE ÖNEM VERİRİM

Rahmetli Zeki Mürenin severek kullandığım bir sözü vardır; Şöhretle, para karbonatla hazmedilmez diye… Müren bu sözle hazmedilmemiş başarıların yarattığı sakıncalardan ve yüksek meblağlı rakamların baştan çıkarttığı insanlardan, bildik, tanıdık simalardan bahseder.

Cem Kozlu bu tanımın dışında kalanlardan…

Başarılı bir kariyer çizgisi var…

Hem siyasette, hem de profesyonel işyaşamında elde ettiği başarıları hazmedebilmiş olanlardan… Onun için hem THYnin yönetim kurulu başkanlığı… Hem de Coca Colanın Orta Avrupa ve Avrasya Grubu Başkanlığı görevini eşzamanlı olarak yürütüyor.

Mütevazı görünümünden, araştıran, sorgulayan ve paylaşan yönünden hiçbir şey kaybetmemiş.

Tempolu koşmaya ve yelkenlerini global ölçekteki başarı rüzgarları ile doldurmaya devam ediyor.

İşte Kozlunun zirveye giden yolda kullandığı başarı reçetesi..

Bana aktardıklarını aynen yansıtıyorum:

SÜRATLE KARAR VERDİM

1946, İstanbul Kalamış doğumluyum. Babam İşbankasında görevliydi.

İstanbul ve Ankarada yaşadık. İlkokulu Ankarada bitirdim. Ortaokul, liseyi de İstanbulda bitirdikten sonra üniversite öğrenimimi ABDde tamamladım.

Lisans ve mastır yaptım. İki yıl ABDde, dört yıl İsviçrede çalıştım. 1976 yılında Türkiyeye döndüm. Meslek hayatıma Komilide başladım. 1988de rahmetli Turgut Özalın talimatı üzerine süratle karar verdim. THYde göreve başladım.

Orada zevkli, hareketli, önemli THYnin çehresini değiştirdiğimiz önemli bir dönem yaşadık. Çok güzeyl bir çekibimiz vardı. 1991deki seçimlerde aday oldum. Bir dönem Mecliste görev yaptım. Daha sonra şöylesi bir kanaat gelişti bende; mesleğimi devam ettirmek istiyordum. Mesleğim profesyonel yöneticilik. Onun için 1995 seçimlerinde aday olmadım ve tekrardan yöneticiliğe döndüm.

KARARLI DAVRANDIM

Üniversiteye gittiğim dönem ya iktisatçı ya da doktor olmak istiyordum. Tıbbın çok uzun olduğunu ve o ortamın da karakterime pek uymadığını düşünüyordum. O yüsden yöneticilik ve ekonomi üzerine okumaya karar verdim. Yöneticilik ve ekonomi biliminden çok zevk aldım okurken. Bu heyecanı sürdürmeye karar verdim. Hep Türkiyeye dönmeyi düşünüyordum.

O yıllar Türkiyenin zor yıllarıydı. 1976da Türkiyenin içinde bulunduğu durum pek de içaçıcı değildi. Tüm bu olumsuz şartlara rağmen Türkiyeye döndüm. Ama, o gün döndüğüme hiç pişman olmadım. Bu kararı vermiş olmaktan da mutluyum. Türkiyede yaşamak da çalışmak da hem heyecanlı hem de zevkli.

LABARATUVAR GİBİYDİ

Türkiyede işhayatı profesyonel anlamda da çok heyecanlıydı. Burayı bir labaratuvar olarak gördüm. Gerek THY, gerekse daha sonraları Coca Coladaki görevlerim hep uluslararası nitelikte oldu. THY bugün gerek kamu gerek özel Türk şirketleri arasında en yoğun uluslararası rekabete açık bir şirkettir. Gelirinin yüzde 80i döviz bazındadır.

Avrupanın ABDnin en büyük şirketleri ile rekabet edebilen bir yapıya sahiptir. Çoğu hattında da yüzde 50den fazla piyasa payına sahiptir. Çok başarılıdır. Bugün dünyada 65 şehirde bürosu olan, oralarda sefer yapan çok büyük uluslararası bir kurumdur. Burada gerek yapmak, hem büyük bir imtiyaz, hem de büyük bir zevktir.

YENİ DENGELER KURDUM

Coca Cola da benim için çok heyecan vericiydi. Çünkü 32 ülkeden sorumluyum. Çok renkli ve farklı ülkeler. Bir tarafta 150 milyonluk nüfusuyla bir dev olan Rusya var. Bir fabrikamız Pasifik kıyısında, diğer bir fabrikamız Sicilyada, Akdenizde. Bu arada Polonyadan Balkanlara, Kafkasyadan Ortaasyaya kadar çok değişik bölgelerde çalışma imkanı buluyorum. Çok değişik kültürlerden, çok değişik formasyonlarda, yöneticilerle çalışma imkanı buluyorum.

Benim için hem büyük bir tecrübe, hem de farklı bir olay. 10 kişilik bir ekiple oturup karar vereceksiniz. Hemen hemen 10u da başka ülkeden, farklı kültürden. Hem kararları zenginleştiriyor, insana yeni ufuklar açıyor. Bir yerde bu insanlarla birleşmek zorundasınız. Dil probleminin de zorlukları var. Bunu da aşmak zorundasınız. Şimdiki ortamım da böyle bir ortam. Bu işleri yaparken, ya araştırma yapmak yahut kitap ya da gazetede yazı yazmak şeklinde faaliyetlerimi sürdürdüm. Meclisteyken de çalışmalarım o ağırlıktaydı. Böyle bir hayat dengesi kurdum. Bundan mutluyum. Allah sağlık verdiği sürece sürdürmeye çalışacağım.

SABIR ÇOK ÖNEMLİ

İnsan hayatında çeşitli olaylar oluyor. Yaşamın herhangi bir döneminde başınıza gelen bir olay tüm akışı değiştirebiliyor. Üniversitedeyken babamı kaybettim. Kardeşim çok daha ufaktı. Ailemiz için büyük bir darbeydi. Ondan bir sene sonra oturduğumuz, doğdumuz babaevini kaybettik. Bir aile içi anlaşmazlık yüzünden. Gençliğimde bunlar önemli gördüğüm beni etkileyen olaylardı. Ama annemin sayesinde birbirimize kenetlendik ve bu sorunları aştık.

Bizi hep dayanışmaya ve daha çok çalışmaya itti. Onun için neticede bize güç verdi. Bundan sonra işhayatında tabii mücadeleler olacak. Bu olayın çok üzücü ya da kalıcı izleri olmamıştır bende. Sabır ve çalışma ve zaman. En çok buna inanırım. Belki de çok aceleci olmamak. 30 yıldır profesyonel hayatın içindeyim. Adım adım bir şeyler yaptım. Sabrın önemine inanıyorum.

VİZYONERİM

Sorunları çözerken kullandığım birkaç yöntem var. Biri her konuda odaklaşmaya çalışmak. Yani ayanı anda 10 sorunu çözmeniz mümkün değil. En önemlisini anlayıp onun gereklerini yerine getirmek. Biri ise başladığımızda belli sürelerde, haftalarla, aylarla ölçülebilir olabilir ama yıllar değil. O işin özünü, ruhunu anlamanız, ana sorunlara egemen olmanız lazım. Yani idrak etmeniz, sade bilgi değil, sade rakamlar değil, işin ruhunu idrak etmeniz lazım. Olayı saptadıktan sonra bir vizyon çizmeniz lazım.

Bu olayı ben şu yönünden anladım, sorunlar bu, fırsatlar şu, bende bu işi şu kadar sürede şuraya getireceğim diye kendi kendinize bir plan yapmanız lazım. Ama, sahiden daha iyi paralar kazanacağım, piyasamı artıracağım diye değil, bu işin de bir psikolojik bir tarafı hatta ulvi noktasını yakalayıp insanlara heyecan verecek, enerjilerini de kamçılayacak yönünü de ortaya koymak lazım. O yaptığınız işi en iyi şekilde mi yaparsınız, yahut ulusal bir düzeyden alıp, uluslararası bir seviyeye mi çıkartırsınız bu çok önemli.

Tüm bunları tek başınıza yapmanız çok zor. Eğer teşhis ve vizyonunuzu ekibinizle paylaşırsanız, bu ekip çalışmasıyla ancak mümkün olabilir. İşte ben buna büyük fikir derim. Ondan sonra bu büyük fikri, büyük bir öyküye dönüştürmeniz lazım.

SORU SORARIM

Uluslar kendilerini, ulusal tarihleriyle, insanlar ailelerinin tarihleriyle kendilerini tanırlar. Öyküler çok önemli. Bazı şeylerin ruhunu beş on cümle ifade ediyor.Ben hep şunu düşünürüm; arkamda ne bırakacağım. Bu görevden ayrıldığımda, yerime kimleri yetiştirmiş olacağım, onlara çalışma yaşamına ne gibi yenilikler getirmiş olacağım. İşte tüm bunları da baştan düşünmüş olmanızda fayda var. Bunları yaparken ekibiniz iyi dinler iyi oluşturursanız, kaliteli bir çizginin yakalanması hiç de güç değil. Bunları daha çok gençlerde görüyorum.

Kaliteli gençleri bulup ekibinize alırsanız, onları dinler ve cesaretlendirip insiyatif kullanmalarına imkan sağlarsanız, bu dediğiniz vizyonu gerçekleştirmeniz mümkün olabiliyor. Yeni bir göreve geldiğimde kendimi bir öğrenci gibi görürüm. Sözlerim de sorularım da size tuhaf gelebilir. Her adımda, anlamadığım şeyleri soracağım. Hızla öğrenmenin başka yolu yok. Bu noktadayım, şu pozisyondayım diye sormam der ve ayıp olur düşüncesini taşıyıp soru sormaktan çekinirseniz bir şeyler öğrenmeniz mümkün değil.

Soru sormaktan çekinmezseniz yeni birçok şeyi öğrenmeniz mümkün oluyor. Bu öğrenmeyi de şirketin en üst düzeyindekilere değil, şirketin en alt düzeyinde, sahanın içindekilere soru sorarak yapabiliyorsunuz. Onun için ofisten sürekli çıkmanız gerekiyor. Benim ofis hayatım minimumdur. Haftanın bir ya da bir buçuk gününü geçmez.

ÖĞRENMEYE AÇIĞIM

Benim kadromun yaş ortalaması 30-35tir. Gayet iyi yetişmiş gençlerden oluşan bir yönetici takımımız var. Hepsi 500-600 milyon dolarlık cirodan sorumlu kişiler. Böyle bir çalışma düzenim var. Telefonla teması sürdürürüm. Çok resmi toplantılardan, şirket terminolojisinden kaçarım. Kısa yazışmalara önem veririm. Yaşamda en başta kendime babamı örnek aladım. İkna ve ifade yeteneği çok güçlü, çok çalışkan ve dürüst bir adımdır. İnsan ilişkilerinde çok dürüst saygıdeğer biriydi. Onu örnek almışımdır. Onun bir çalışma arkadaşıdır Burhan Karagöz.

İşbankasının yönetim kurulu başkanıdır. Çalışkanlığı, dürüstlüğü, tevazusu benim için örnektir. Başka şirketlerde başarılı olan insanların neler yaptıklarına bakarım. General Electricin Genel Müdürü Jack Walchin yönetim sistemini yakından izlemiş, onunla ilgili kitapları okumuşumdur. Hemingwayin üslubunu yazışmalarda örnek almışımdır. Basit, kısa, çok net cümlelerle yazmaya arkadaşlarımı teşvik ederim. Başkalarından daima bir şeyler öğrenmeye çalışırım.

BAŞARI FORMÜLÜM

Başarı formülümü konuya odaklanma, bilgi teknolojisi kadar insana önem verme, insanların benim hedeflediğim misyona katılmasını sağlama, insan ilişkilerine önem verme olarak özetleyebilirim. Her olayda az, öz, net hedefler koyup ekibimin o hedefleri çok iyi özümsemesine gayret ederim. Japonyada en çok satan kitap çeşidi iş hayatında nasıl başarılı olunur, nasıl iyi bir eş seçilir. ABDde ise nasıl tenis, golf, briç oynanır gibi kitaplar çok satılır. Dergiye bakın tenis, briç köşesi var. Bu nedir, insanın kendini geliştirme güdüsüdür.

Bizim toplumumuzda hayat boyu insanın kendini geliştirmesi mümkün. Önce daktiloyu, sonra bilgisayarı, sonra tenisi, daha sonra da daha iyi konuşmasını öğrenebiliyor. Uluslararası bir şirketin genel müdürü seçilmiş biri güzel bir konuşma yaptı. Bende kendisini tebrik ettim. Biliyor musun? dedi, Çok kolay olmadı, ben genel müdür olduktan sonra, uzun süre hitabet dersi aldım, çok yardımı dokundu. 45-50 yaşlarında biri saatlerce bir odaya kapanıp, hitabet dersi almaktan yüksünmüyor.

AMACIM VARDI

Gençler daima kendilerini geliştirmek için planlı bir şekilde çalışmalı. Yeni bir şeyler öğrenmek peşinde koşsunlar. Sırf para kazanmak için yola çıkmasınlar. Yola zengin olmak için çıkıp, benim ölçülerime göre başarılı olmuş birisine da rastlamadım. Gençler yola yeni bir iş, yeni bir moda, yeni bir dizayn için çıkarlarsa başarılı olduklarını görecekler. Yaşamda para pul kadar, topluma bir şeyler vermek de önemli. Yaşamda her şey para değil. Hayatta dengeleri yakalamak da önemli. Bunları zaten yapmak kolay değil. Bugünün dünyasında gençler kendilerine ölçü olarak uluslararası normları alsınlar. İnşallah global ölçütler içinde değer bulan işlerle, beş on sene sonra bizler de övünürüz. Bir de muhakkak gençlere lisan öğrenmelerini tavsiye ediyorum. Avrupada gençler kendi dillerinin yanında en az birkaç dil daha biliyorlar. Bizim de bu konuda yol almamız gerekiyor.

MİSYON ADAMIYIM

Coca Coladaki görevime 6 ay önce geldim. Bu ekibin Coca Cola içinde en başarılı ekip olması için çalışacağım. Bölgesel yenilikleri seferber etmeye çalışacağım. Burada da önümüzdeki aylarda sanıyorum THYnin özelleştirilmesine başlanacak. Orada da THY, 10 yıldır sürdürülen gelişme süreci de eğer özelleştirme adımı da tamamlanırsa, oradaki görevimi de yerine getirmiş adledeceğim kendimi. Tekrar hocalık, yazma-çizme gibi şeylere daha fazla zaman ayırmak istiyorum.

Yazmayı çok seviyorum

Süpermarketten bakkaldan alışveriş ederim. Orta Asyada Kafkaslarda, Sovyetlerdeki açık pazarlardan, İpek Yolundaki alışveriş noktalarında dolaşmak ve alışveriş etmekten hoşlanırım. İnsanların karınlarını doyurma, toplumları besleme, ilerleme çabalarının bir parçası olarak görüyorum. Azerbaycan gibi petrol zengini bir ülkede petrol istasyonlarının olmaması ama yol kenarında bir tankerden bir tenekeden petrol yahut yağ satışını görmek. Bunları fotoğraflamak, konuşmak, hadisenin ekonomik dinamiğini anlamaya çalışmak hoşuma gider. Tarih, fizik, astronomi ve bilimdeki gelişmeler, teknolojideki ilerleme, yönetim bilimiyle ilgili kitapları okurum. Yelken yaparım. Havalar müsait olduğu sürece ama böyle ufak kataramanım var. Kamarası olmayan denizden 20 cm yukarıda bir şey. Çoğu zaman tek başıma, katılan olursa çocuklardan onlarla birlikte denize açılırım. Hafta içinde genellikle koşarım. Programlı ama yoğun olmayan bir tempom var. Yazmayı çok seviyorum. Bir ara gazetelerde de yazdım. Yazabilmek için de çok okurum. Şu anda da yazma öncesi arşivleme araştırma safhasındayım. Biri bitti mi kitaplardan, başka birini kızağa koyarım. Hafif hafif araştırmasına başlarım. Bunlar da yeterince zamanımı dolduruyor.

İşe erken giderim

Sabahları 7 gibi kalkarım. 8:00, 8:30 gibi en geç işimde olurum. Meslek hayatımın başından itibaren işe erken gitmeye alışmışımdır. İlk birkaç saat planlamaya yönelik geçer. İşlerimi yaparım. Ondan sonra da toplantılarıma başlarım. Derken telefon trafiği, yazılacak, okunacak şeylere göz atarım. Muhakkak hep kendimi ofisin dışına atmaya, daha doğrusu ofiste geçirdiğim zamanı asgariye düşürmeye çalışırım. Zamanımın önemli bir kısmı yolda geçer. Okunması gereken şeyleri yol için biriktiririm. Akşam 8 gibi evde olmaya çalışırım. Akşamları ya da sabahları yarım saat spor yapmaya çalışırım. Kalan vaktimi ailemle geçiririm. 24ten sonra uyurum.

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>