Rehberiniz-Çalışanlardan fikir alma yolları.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Çalışanlardan fikir alma yolları.” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Çalışanlardan fikir alma yolları.

Düşünce özgürlüğü, ihtiyaç duyulan yeniliklerin de serbestçe savunulmasına imkân verir. Özgürlük sayesinde çok sayıda düşünce filizlenince, bunlardan bazılarının yararlı olma ihtimali de artar.

Bir zamanlar, hızlı ekonomik kalkınmanın yalnız diktatörlük ile yönetilen ülkelerde gerçekleşeceği inancı epey yaygındı. O dönemlerde şirketler de “kontrol” işlevine öncelik verilerek bir demir disiplin ile yönetilir, emir demiri keserdi. Günümüzde ise gerek ülke yönetiminde gerekse şirketlerde kalıcı büyümenin yolunun demokrasinin derinleşmesinden geçtiği düşünülüyor. Çünkü günümüzün sorunları artık tek kişinin veya dar bir kadronun çözüm bulamayacağı kadar çok ve karmaşık olduğu için çalışanlarının tümünün çözümlere katkıda bulunmasını gerekiyor. Çözüm bulmanın yalnız yöneticinin işi olduğuna inanılan toplumlarda ve kurumlarda gelişme ikide bir duraklıyor ve krizler ortaya çıkıyor.

Çalışanların yönetime katkısının arttığı ve her önerinin özgürce ortaya konulduğu şirketler ise daha hızlı gelişiyor. Özgürleşme eğilimi şirketlerde “birlikte ve katılımcı yönetim” olarak tanımlanan yönetişimi bir ihtiyaç haline getiriyor. Çalışanlar daha özgür olurken, yönetimler de ister istemez demokratikleşiyor.

Gelişimin itici gücü

Esasında tarihteki tüm gelişme ve ilerlemelerin itici gücü de özgür düşüncedir. İşler normal seyrinde devam ederken, birileri ortaya çıkar ve özgür bir ortamda sorunların çözümü için yeni bir düşünce, yol ve yöntem önerir. Bu düşüncelerin önemli bir bölümü yetersiz veya hatalı olabilir. Uygulandığında işleri bazen eskisinden de kötü duruma getiren bu yeni düşüncelerden çekinen yöneticiler, bu tür önerilere soğuk davranır, hatta yasaklara başvurabilir. Ancak düşünce özgürlüğünün kısıtlanması, sayısı az da olsa teknolojiyi ilerletecek ve hayatı kolaylaştıracak yeni ve yararlı fikirlerin de ortaya çıkmasını engeller. Bu engelleme, toplumların ve ekonominin duraklamasına, hatta gerilemesine yol açar.

Düşünce özgürlüğü, o dönem için yararsız ve zararlı düşüncelerin yanında, ihtiyaç duyulan yeniliklerin de serbestçe savunulmasına imkân verir. Özgürlük sayesinde çok sayıda düşünce filizlenince, bunlardan bazılarının yararlı olma ihtimali de artar. İşin başlangıcında çoğunluğun karşı çıktığı bu yeni düşünce ve çözümler, yararları görüldükçe yaygınlaşır ve yerleşik bir uygulama olur.

Canlıların evriminde de benzer bir süreç vardır. DNA’nın kopyalanması sırasında ortaya çıkan hataların çoğunluğu zararlıdır. Ancak bu mutasyonlardan bazıları canlıya, ortamdaki değişikliğe uyum sağlayacak şekilde evrim geçirme imkânını verir.

Düşünce fakirliği

Toplumun genelinde demokrasi derinleşmemişse ve özgürlükler kısıtlanmışsa, insanlar yeni düşünceler ileri sürmekten korkar. Bu düşünce fakirliği nedeniyle sorunlara çözüm bulmak iyice zorlaşır. Bireylerin girişkenliği sınırlanınca, çözümler hep liderden, tek adamlardan ve devletten beklenir.

Düşünce özgürlüğü kısıtlandığında ödenecek fatura da çok yüklüdür. Toplum bireylerinin değişen koşullara uyum için üretecekleri yeni düşüncelere ve önerilere hoşgörü gösterilmediğinde iç dinamikler körelir. Bu durumda toplumun gelişmesinde dış dinamikler başrolü oynar ve ülke yönetiminin hareket alanı büyük ölçüde kısıtlanabilir.

Türkiye’de düşünce özgürlüğünün kısıtlandığı ve ortaya atılan yeni önerilere hemen olumsuz bir etiket yapıştırıldığı için, reformların altyapısını oluşturacak bir düşünce ve tartışma özgürlüğü yaratılamadı. Bu sürecin sonunda, ekonomik ve toplumsal reformları, AB ve IMF gibi dış unsurların baskısıyla yapmak zorunda kaldık. İçeride düşünce özgürlüğünün yetersiz olması, bizi dış baskılarla özgürlüğümüzün kısıtlanması tehlikesi ile karşı karşıya bıraktı.

Özgürlüğün erdemi

Demokrasinin derinleşmesi ve düşünce özgürlüğü konusunda evrensel standartları kendi irademizle uyguladığımız takdirde Türkiye’nin dünyadaki saygınlık düzeyi yükselecek. Kendi insanımıza hak ettiği özgürlükleri yine kendimiz sağlayabildiğimizde, insanlarımız hayatın her alanında daha başarılı olacak. Zihinlerimiz daha engin geniş bir düşünce alanında at oynatabildiğinde, ufkumuz genişleyecek, bilgimiz ve özgüvenimiz artacak. Artan bilgi ve özgüven ise bilim adamlarımıza, sanatçılarımıza ve sporcularımıza dünya çapındaki başarıların yolunu açacak.

Özgür bir düşünce ortamı girişimcilikte ve ekonomide de yükselen bir başarı grafiğine katkıda bulunacak. Hayatın diğer alanlarındaki özgürlükçü ortam sayesinde bir canlılık ve dinamizm kazanan beyinler, şirketlerde de inovasyonları cesaretle uygulayacak ve ekonomiyi modernleştirecek…

ŞİRKET İÇİ DEMOKRASİ İLE GÖLGEDEN IŞIĞA

Her şirkette karmaşık sorunları çözüme ulaştıracak bir potansiyel yaratıcılık ve kolektif zekâ vardır. Bazı şirketlerde katı hiyerarşi, potansiyel yaratıcılığı ve gizli enerjiyi daha gün ışığını görmeden yok eder. Bu şirketlerde genç beyinlerin ve alt kademelerde çalışanların önerilerine kulak verilmez. Kurumda yalnız üst düzey yöneticilerin, kıdemlilerin ve ileri yaştakilerin sözü geçince, yeni fikirler ortaya çıkamaz. Çünkü yıllardır bir arada bulunan yönetici ekibin düşünce tarzı ve fikirleri giderek birbirine benzeşir. Bu kişiler diğerlerine duymaktan hoşlanacağı şeyler söyler ve ağırlaşan sorunların algılanması giderek zorlaşır.

Daha demokratik bir örgütsel yapının bulunduğu bazı kurumlarda ise ön yargılar, küçük düşme endişesi ve büyüklük kompleksi gibi olumsuz duygular, potansiyel enerji ve yaratıcılığın hayata geçirilmesini engeller. Yöneticiler çalışanların önerilerine dudak büker veya burun kıvırırsa, yeni fikir kaynakları birer birer kurur. İleride işe yarayacak birçok fikir ve düşünce, işin başında saçma bulunduğu için iyi karşılanmaz. Bu tür tutum ve davranışların yaygın olduğu kurumlarda ve toplumlarda insanlar içine kapanır ve yalnız kendinden istenenleri yapar. Kişiler fikir ve proje üretmek yerine başkalarının önerilerini eleştirmekle yetinir.

Potansiyel enerji ve yaratıcılığın önüne engeller koymanın tek olumsuz sonucu, sorunların çözümsüz kalması değildir. Baskılar, küçümsemeler ve önyargılar nedeniyle engellenen potansiyel enerji ve yaratıcılık, kişisel ve kurumsal bilinçaltına itilir. Bu kolektif bilinçaltı, kurumun veya toplumun “gölge”sidir. Yaratıcılığın hapsedildiği bu gölge giderek bir öneriler ve fikirler mezarlığına dönüşür. “Gölge” yarım kalmış projeler, kırılan umutlar, baskı altına alınan hayallerle doludur. Pozitif amaçlara yönelemeyen potansiyel yaratıcılık zamanla negatif enerjiye dönüşür. Bu ortamda kıskançlıklar, çelişkiler ve klikçilik boy verir. Gölgelerin dünyasında kişilerin enerjisi, kurumun veya toplumun daha iyiye götürülmesine değil, birbirini yemeye ve yıpratmaya yönelir. Bir sonraki aşamada ise şiddet sahneye çıkar. Gölge aydınlanmadıkça, gelişme ve ilerleme gecikir.

Kurumların ve toplumların ilerlemesi için “gölge”nin yerini ışığa bırakması gerekir. Bunun için şirket içi demokrasi derinleştirilmelidir. Böylece şirkette sınırsız düşünce zenginliğine ulaşmak ve bireylerin potansiyel enerji ve yaratıcılığını serbest bırakmak mümkün olur.

Gölgeden ışığa geçişin ilk koşulu insana saygıdır. Bu saygı, umutları, hayalleri, becerileri, özlem ve istemleriyle ayrı bir dünya olan bireyin gizli yaratıcılığını, gölgenin esiri olmaktan kurtarır ve gün ışığına çıkarır.

YENİ DÜŞÜNCE ÜRETİMİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER

Yeni daima korkutur. Çünkü insanlar çoğunlukla alıştığı gibi yaşamak ve çalışmak ister. Yeninin ayak sesleri, bu nedenle insanları hep huzursuz eder. Yeni karşısında ilk tepki kabuğuna çekilmektir. Sonra yeniye direnç başlar. Bu direnç giderek düşmanlığa dönüşür. Yeni, belirsizliği ve bilinmezliği simgeler. Yeninin adım adım yaklaşan sesi insana önce bir gürültü, bir parazit gibi gelir. Bu ses, belleğe kaydedilen hiç bir sese benzemez çünkü…

Yeni, yılların bilgi ve deneyimini büyük ölçüde hükümsüz kılabilir. Bir kez daha sıfırdan başlamak insanlara zor gelir. Bu nedenle yeninin düşüncesi bile kişiyi yorar

“Yeni” yine de yoluna devam eder. Bu kez yeni, görmezden gelinir, inkâr edilir. Ama bir kez kuşku başlamıştır artık. Bir taraftan umutsuzca direnen kişi, bir taraftan da yeniye ayak uydurmanın yollarını araştırır. Direnenlerin yanında yeniye coşku ile sarılanlar da vardır. Merak ve keşif tutkusu eskinin duvarlarında gedik açmaya başlar. Eninde sonunda yeni, yener.

İnsanlık tarihi boyunca özgür düşüncenin yeni ürünleri aşağıdaki yöntemlerle engellenmiş ama ekonomideki, teknolojideki ve toplumsal hayattaki değişim yine de gerçekleşmiştir:

Tabular ve yasaklama: Yeni ve değişik düşüncelerin yasalar yolu ile yasaklanması, yöneticileri belki bir dönem için rahat ettirir ama gelişme ve ilerlemeyi durdurur. İnsan zihninin düşünce alanının yasaklarla, sansürle ve tabularla daraltılması, yeni sorunlara çözüm bulunmasını zorlaştırır. Yasaklar, hayal gücünü gözle görünen dünyanın sınırları içine hapseder, yeni yöntemlerin araştırılmasını cezalandırır.

Değişimin “bozulma” olarak görülmesi: İktisat tarihçisi Ahmet Tabakoğlu’nun vurguladığı gibi Osmanlı sisteminde tecrübe birikimini değerlendirerek en mükemmele ulaşılacağı kanaati hâkimdi ve buna göre değişme ancak bozulmayla sonuçlanabilirdi. Bozulmayı önlemek için Fatih ve Kanuni dönemindeki düzene dönüş özlemleri ağır basınca, yeni fikirlerin hayata geçirilmesi yolu büyük ölçüde kapandı.

Tutuculuğun baskısı: Belirli bir dönemde çok iyi sonuçlar veren bilgiler, yol ve yöntemler, koşullar değişince işe yaramaz olur. Ancak insanlar bu eski yöntemlere sıkı sıkıya sarılma eğilimindedir. Eskinin başarılı yöntemlerini yeniden üretmek ve yapılandırmak yerine ezberciliğin kısırlığına saplanıp kalan kişiler, yeniliklerin amansız düşmanıdır.

Etiketlenme korkusu: Analitik ve eleştirel düşünce yeteneğine sahip olmayan kişiler, karşıtlarının gardını ağır suçlamalarla düşürmek ister. Uzlaşma ve tartışma kültüründen nasibini almamış kişiler, karşıtlarını vatan hainliği ve işbirlikçilikle uçlar. Diğer cephede aynı zaaflarla sakatlanmış beyinler ise karşıtlarının çağdışı dinozorlar olduğunu ileri sürer.

Uymacılığın kısırlığı: İnsanların çoğunluğu yürürlükteki kurum, ölçüt ve koşullara ile katı kalıplara, eleştiril bir değerlendirme yapmadan uyma eğilimindedir. “Konformizm” diye de adlandırılan bu eğilim, toplumlara ve ekonomiyi duraklatır. Herkes mevcut kurallara uyduğunda, değişimin ve yenilenmenin tüm yolları kapanır.

Yeniliklere “bidat” diye karşı çıkma: Arapçada yeni olan şey anlamına gelen bidat kelimesi, dinle ilgili konularda Peygamber’den sonra ortaya çıkan şeyleri de tanımlar. Esasında yeniliklerden ürken kişilerin, dirençlerini ve karşıtlıklarını dinsel gerekçelerle ortaya koymayı amaçlar. Mehmet Akif, yaşardığı dönemde bu tür kişilerin, “Milletin hayrı için her ne düşünsen: bidat” dediklerinden yakınmıştır.

GELİŞMEYİ HIZLANDIRMAK İÇİN DÜŞÜNCEYİ ÖZGÜRLEŞTİRİN

Toplumların gelişmesi ve kalkınması için yaratıcı zihinlere ve bu zihinlerin ürettiği yeniliklere ihtiyaç vardır. Yaratıcılık ise ancak özgür bir düşünce ortamında serpilebilir. Bunun için hayal gücüne tam yol vererek fikir ve proje üretenler, el üstünde tutulmalıdır. Benimsediğimiz görüşlere aykırı olsa da yeni düşünce ve öneriler saygıyla karşılanmalı, tartışma özgürlüğüne önem verilmelidir.

Eğitim sisteminde, şirketlerde ve ekonomide yeni düşüncelerin ortaya çıkması, icat ve keşiflerin yapılması için yöneticilerin aşağıdaki önerileri dikkate alması yararlı olabilir:

Merakı ve sorgulamayı teşvik edin: Özgür ve yeni düşünceler giden yolu merak etmek ve soru sormak açar. Toplumda bir şeylerden kuşku duyan, olgular ve olayları merak edip araştıranlara kötü gözle bakıldığı takdirde yenilikler hayata geçirilmez: Ailede, okullarda ve şirketlerde soru soranların, ukala ve işgüzar bireyler olarak görülmesi, yeni düşünceleri daha filizlenmeden yok eder.

Kısıtlayıcı sözleri kullanmayın: Bir toplumda yaşlıların ve bir kurumda kıdemlilerin, yeni bir düşünce ortaya atanları aşağıdaki sözlerle azarlaması, özgür düşüncenin önünü keser:



-Boyundan büyük işlere kalkışma!



-Eski köye yeni adet getirme!





Gençleri küçümsemeyin: Bir zamanlar “zamane gençliği” diye eleştirilen genç nüfus son dönemlerde “apolitik” olmakla suçlanıyor. Oysa her dönemin gençliğinin düşüncesi önceki kuşakların zaaf ve erdemleri tarafından şekillenir. Gençliği olduğu gibi değil de olmasını istediği gibi görmek isteyenler, yeni kuşakların dinamizm ve enerjisinden yararlanamaz. Gençlerin politikaya sağlıklı bir ligi duymasını sağlamak da zaten önceki kuşakların görevidir. .

“Nakil yerine akıl” ilkesini uygulayın: Eğitim sisteminde ezbercilik ile mevcut düşüncelerin gençlere aynen nakledilmesi, eleştirel ve analitik düşünce yeteneğinin kökünü kurutur. Gençlere mevcut bilgi stokuna ilave yapacak araç ve yöntemler verildiğinde, ortaya çıkacak fikir bereketi, teknolojinin ve ekonominin gelişmesini hızlandırabilir.

Hata yapma özgürlüğü tanıyın: Yenilikler, ancak sayısız çözüm bulma girişimi denendikten ve başarısızlıklardan ders alındıktan sonra ortaya çıkabilir. Yenilik ararken hata yapanların anında cezalandırıldığı bir ortamda herkes mevcut çözümlere sarılır ve arayıştan vazgeçer.

Vasatlık zincirini kırın: Vasat ve basmakalıp çözümlerin standart olarak kabul edildiği kurumlarda, yenilik arayışı çok zayıf alır. Yöneticilerin, çevresindekilere vasatlığa ve sıradanlığa isyan etme özgürlüğü tanıdığı kurumlar ise biraz kargaşa içinde ve huzursuz görünür ama yeniliğin öncüleri bu tür kurumlardan çıkar.

Teknolojiden önce bilime yönelin: Türkiye’de Batı’dan hazır teknoloji ithal etme alışkanlığı nedeniyle bu teknolojileri üreten bilimsel teori ve modellerin oluşturulması ihmal edilir. Aşırı pragmatizm nedeniyle bazı tespitler, “Teoride iyi ama pratikte çözüm getirmez” denerek reddedilir. Oysa bilimsel altyapı kurulmadıkça, teknolojide ikinci ele muhtaç olmaktan kurtulamayız. Bazen en soyut teoriler bile kısa sürede somut sonuçlar verebilir. Örneğin çok soyut olan “Kaos Teorisi”, kalpteki ritm bozukluklarının anlaşılması konusunda ipuçları verebiliyor.

Yazar: Faruk Türkoğlu

Kaynak: http://REFERANS GAZETESİ

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>