Rehberiniz-Boğaz’ın boğasının hikayesi

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Boğaz’ın boğasının hikayesi” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Boğaz’ın boğasının hikayesi

CLİNT Eastwood’un 2004 yapımı romantik dramı ’Million Dollar Baby’(Milyon Dolarlık Bebek) filmini birçoğunuz izlemiştir. Hani; orta yaş bunalımına hazırlanırken kendini erkeklerden korumak için tesadüfen bir salona uğrayan Maggie’nin eski boksör yaşlı kurt Frankie (Clint Eastwood) tarafından keşfedilip dünya şampiyonluğuna uzanan öyküsünü. Ve filmin sonunda acımasız bir rakip tarafından şampiyonun boynunun kırılışı ve felç kalışı üzerine akıttığımız gözyaşlarını… Filmin Oscar ödülü aldığını da duymayanlar için hatırlatalım.

Aslında her şampiyonun ilginç bir hikayesi vardır. Çoğu genelde içinde bir sürü enteresan sahneler barındırdıkları yaşamlarında sıfırdan zirveye çıkarlar. Bizde, boks ve şampiyon deyince ilk akla gelen isim Sinan Şamil Sam’dır. Çünkü Sam, başarılarıyla gelmiş geçmiş en büyük Türk boksörü olarak çoktan spor albümlerinde yerini almıştır. Amatör boksta gençler ve büyüklerde kazandığı dünya şampiyonluklarına 6 yıldır sürdürdüğü profesyonel boksta da yeni halkalar eklemiştir.

Hatta, bir çok unvan maçının ardından son olarak 1 Aralık’ta Avustralya Melbourne’de düzenlenecek toplam 6.5 milyon dolar ödüllü şampiyonlar galası için çağrılır. Bir Türk için gurur verici bir tablo; dünyanın sayılı boksörleri ile şampiyonun 5 milyon dolar kazanacağı bir turnuvada dövüşmek… Peki hiç merak ettiniz mi, dünyanın tanıdığı Sinan Şamil Sam kim?

KIZLARA YAN BAKANLARIN ÇENELERİNİ DAĞITIYORDU

Sincan deyince iki ünlü isim akla gelir. Birisi Ankara türküleriyle ünlü Oğuz Yılmaz, bir diğeri de bokstaki başarılarıyla Atatürk’ün “Bir türk dünyaya bedeldir” sözünü 21. yüzyılda bir kez daha kanıtlayan, ringleri rakiplerine dar eden Sinan Şamil Sam. Şimdilerde “Boğaz’ın Boğası” olarak ünlenen Sam’ın filmlere konu olacak cinsten ilginç bir öyküsü vardır…

Henüz Sincan Fatih’teki İbni Sina Lisesi’nde okuyan genç Sinan, mahallenin namus bekçiliğine soyunur. Lisede okuyan ve mahalleden tanıdığı kızlara ağabeylik yaparken bıçkın delikanlılara posta koyar. Kızlara “yan bakan” erkeklere kafa tutar. Sinan ve iyi dövüşmek için boks öğrenmeye karar verir. İşte bir şampiyonun keşfedilişi de böyle başlar.

Bakımsız küçük salonlarda boksa adım atan Sam, kızlara yan bakan gençlerini çenelerini dağıtmakla kısa sürede ün kazanmıştır. Bu ona TSE kulübünde lisanslı boks yapma imkanı doğurur. Ve 1980’li yılların sonunda başlayan boks heyecanı, Sinan’ın kısa sürede milli takımlara kadar yükselmesini sağlar. Nitekim 1992 yılında Sinan Şamil Sam, Dünya Gençler Şampiyonu olarak ismini duyurur.

Küba’nın yarısını dövdü

Teknik, güç, cesaret Sinan için dikkat çeken en önemli özelliklerdir. Onun ismi duyulduğunda ise hemen Kübalılar hatırlanır. Malum Kübalılar boksta dünya şampiyonluklarına ambargo koymuşlardır. Sam 1999 yılında Dünya şampiyonu olurken yenilmez denen Kübalılar’ı devirmiştir. Sam, ’Küba’nın yarısını döven adam’olarak ünlenir. Ünlü boksör spora adım attığı yıllarda her Türk gencinin sıkıntılarını yaşar. Memur bir ailenin çocuğu olması, Sincan Fatih’ten Kızılay’daki kulübüne ve memur olarak çalıştığı TSE’ye her gün otobüsle, dolmuşla gelmesi klasik bir fakir Türk sporcusu portesidir. Kimi zaman isyan edip boksu bırakma noktasına gelir, kimi zaman özellikle sol elinden sakatlıklar yaşar. Ancak tüm bu sıkıntıları atlatmasında Rus antrenör Lavrov ona destek olur ve yoluna devam eder.

Boş kaldığı anda duvarları, kapıları yumruklayacak kadar çılgındır Sam. Gençlik yıllarında yumruklarıyla evdeki kapıları kırmıştır. 25 yaşına geldiğinde iki hayali vardır; önce dünya şampiyonluğu, sonra profesyonel boksa geçip Mike Tyson’ı yenmek. Aradığı fırsat Ağustos 1999’da ABD’de ayağına gelir. İnanılmaz bir başarı gösterip Dünya şampiyonu olur. Ama bir gün sonra 17 Ağustos depremiyle Türkiye sallanır. Sam, madalyasının sevincini yaşayamaz. Türkiye’ye gelince depremde ölenlerin mezarlarını ziyaret eder ve madalyasını hediye eder. Şampiyonluğun ardından, Almanya’nın yolunu tutar. Profesyonel boksa adım atar. Sonra da 28 maçta 25 galibiyet (15’i nakavtla) 3 mağlubiyet alacağı, WBC Kıtalar şampiyonluğu ve Avrupa Ağır Sıklet Şampiyonluğu unvanlarını eline geçireceği parlak kariyeri başlar. 2 yılda Avrupa’nın zirvesine çıkar.

Ardı ardına gelen unvan maçlarında yorulur ve 2003’te Juan Carlos Gomez’e, 2004’te Luan Krasniqi’ye yenilip unvanını kaybeder. Ama Sam, ringi 3 kez öptürdüğü İngiliz Danny’yi 6. raundda nakavt ederek ün kazanır. Amerikalı Clay-Bey, Likkion, Tyson’u yenen Julius Francis, Japon Okhello, Rus Bakthov galibiyetleri dünya tarafından tanınmasını sağlar. 12 Kasım 2005, Sam için kara bir gündür. Kazak Maskaev ile unvan maçına çıkan Sam, hakem kararıyla maçı yitirir. 11 raunt çenesi kırık dövüşür. Hatta hastanelik olur, beyninde kan pıhtısı kalmasından şüphelenilir. Ameliyat olur. O yenilgi üzerine antrenörü ve şirketini değiştirir. Hatta Berlin’den Hamburg’a taşınır. Hayata sıfırdan başlar. Maggie gibi pes etmemiştir…

4 sol, 1 sağ ve nakavt

Sinan’ı sayılı boksörler arasına sokan özelliği ise ünlü ’4sol-1sağ’ taktiğidir. Sam rakiplerine üst üste 4 kez sol direkt yumruk atar, 5’incide sağ kroşeyle rakibini yere yatırır. Bu basit ama Sam’a özgü etkili bir kombinasyondur. İşte bu özellikleriyle ünlenen Sam, önce 10 Kasım’da Hırvat asıllı 40 yaşındaki Miroviç ile Hamburg’ta WBC Kıtalararası Ağır Sıklet Boks Şampiyonluğu unvan maçına çıkacak. Ardından da 1 Aralık’ta 7 azgın rakiple boğuşacak. Eğer Sinan bu dev şölende şampiyon olursa 5 milyon dolar ödül kazanacak.

Aziz Nesin hayranı

Gelelim Sinan’ın diğer özelliklerine. Sinan tam bir Aziz Nesin hayranı. Nesin’in kitaplarını okuyarak stres atıyor. Felsefe okur. Sakin, gösterişsiz ve alçakgönüllüdür. Ayrıca ’Grup Çığ’ hayranıdır. A.Gücü ve F.Bahçe taraftarıdır. Ama Türkiye’ye geldiğinde A.Gücü’nün maçlarını asla kaçırmaz. Sergen Yalçın gibi en büyük tutkusu at yarışı. Hatta Adana’da koşan bir tayı var. Gazi firması onun sponsorluğunu yapıyor. Sinan en çok göbek kilolarıyla ünlü, hayranları onu, ’İlk görüşte boksör diyemezsiniz ama o bir şampiyon’ diye savunuyor. Hep dizaltı şort giyer.

Marş çalınmayınca

Bir Türk’ün yabancı memleketlerde karşılaştığı tüm engelleri yaşayan Sinan’ın Almanya’da harcandığı, yanlış rakipler ve seçimler yüzünden başarılarının engellendiği iddiasını da son olarak hatırlatalım. O Almanya’da vatandaşlık almıştır ama İstiklal Marşı yanlış çalındığında ringe çıkmayacak kadar Türkiye’ye ve Türk bayrağına bağlıdır. Hatta onun maçlarına Amigo Birol bile gider ki, bu Sinan’ın ulusal bir fenomen olduğunun en açık göstergesidir.

Yazar: Hakan Yaşar

Kaynak: http://www.vatanim.com.tr

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>