Rehberiniz-Biz türkler japonlar kadar mutluyuz…

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest


iyimeslek.com ailesi olarak “Biz türkler japonlar kadar mutluyuz…” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Biz türkler japonlar kadar mutluyuz…

Sabah/Emre Konuk

Aralık ortasında bu köşede “Mutluluk Satın Alınabilir mi” başlıklı yazıda, ekonomik refahla mutluluk arasındaki ilişkiyi irdelemiştim. Abdala malum olurmuş; Time dergisi, Şubat sayısını “Mutluluk Bilimi” başlığıyla bu konuya ayırdı. Hemen arkasından da DİE Türkiye”de insanların ne ölçüde mutlu olduğu sorusunun sorulduğu bir araştırma yayınladı. DİE”nin araştırması, Türkiye”de insanların pek de öyle düşünüldüğü gibi mutsuz olmadığını, tersine büyük bir çoğunluğun yaşamından memnun olduğunu söylüyordu.

Sağduyuya aykırı gibi gelen bu sonuç, aslında yurtdışında ve pek çok ülkede yapılan araştırmaları doğruluyordu. Kimimiz bunu Türk milletinin, “Nasılsın” diye sorulunca “Allah”a şükür, iyiyim” deme alışkanlığına bağladı. Yani dolaylı olarak araştırmanın metodolojisini eleştirdi. Önemli bir kısmımız ise Türk milletinin kaderciliğine bağladı. Ama ne yazık ki bu görüşler, Japonların Türklerden dört misli daha zengin oldukları halde niye daha mutlu olmadıklarını açıklayamıyordu. İyisi mi biz de bu yazıyı, insanları neler mutlu etmez, neler edere ayıralım ve noktayı koyalım.

Gelir Düzeyi: Satın alma gücü ile yaşamdan alınan doyum arasında, sekiz bin dolara kadar doğrudan bir ilişki var. Satın alma gücü, sekiz bin doları aşmaya başlayınca “parayla – yaşamdan alınan doyum” arasındaki ilişki, ortadan kalkıyor. Ayrıca Çin”in, Arjantin”in ve Brezilya”nın doyum düzeyleri, ekonomik düzeylerine bakıldığında yüksek çıkıyor. Japonya”yı ise anlamak mümkün değil: Biz Türkler Japonlar kadar mutluyuz, satın alma güçleri bizim dört katımız olduğu halde! Bütün bunlara bakarak “refah düzeyiyle”, “yaşamdan alınan doyum” arasındaki ilişkinin bir yere kadar anlamlı olduğunu, bir yerden sonra da anlamsız hale geldiğini görüyoruz.

Eğitim: Sevgili anne ve babacığım adam olayım diye olmadık özverilerde bulundular ama üzgünüm, bu da mutlulukla çok bağlantılı değil. Çalışmalar mutluluk ve eğitim durumu arasında da anlamlı bir ilişki bulamamış.

Gençlik: Hayır. Araştırmalar yaşlı insanların hayatlarından, genç insanlara göre daha fazla tatmin olduğunu gösteriyor. Aynı şekilde, yaşlıların kendilerini daha az kötü ruh haline soktukları da önemli bulgular arasında. Daha detaylı konuşmak gerekirse, 20-24 yaş arası insanlar ayda ortalama 3.4 gün mutsuzken, 65-74 yaş arası kişilerin ayda ortalama 2.3 gün mutsuz oldukları bulunmuş. Bu, ilk bakışta çok büyük bir fark gibi görünmese de istatistiksel olarak anlamlı. Benzer bir çalışmayı Erasmus Üniversitesi”nde Profesör Ruut Veenhoven da yapmış ve 30-50 yaş arası insanların diğer yaş gruplarından daha mutsuz olduklarını bulmuş. Bu, belki de bu yaş grubundaki insanların daha az özgür ama daha fazla sorumlu olmalarından kaynaklanıyor olabilir.

Evlilik: Bu biraz karmaşık bir konu. Genelde evli insanların bekarlardan daha mutlu olduğu bulunmuş ama orada çok fazla değişken var ve bu tamamen başka bir köşe yazısını hak ediyor. TV seyretmek: Maalesef günde üç saatten fazla TV seyredenler (özellikle pembe dizileri) bu kutunun önünde daha az vakit geçirenlere göre daha mutsuz.

Arkadaşlar ve sosyal çevre: Kocaman bir “EVET” diyor çalışmalar. Illinois Üniversitesi”nden Diener ve Seligman”ın konuyla ilgili yaptıkları çalışmada en mutsuz yüzde 10 ve en mutlu yüzde 10 arasındaki farka bakıldığında, bu kişilerin aileleriyle ve yakın arkadaşlarıyla olan sıkı bağları dikkati çekiyor. Yani aile bağlarınız ne kadar güçlüyse ve ne kadar sıkı dostunuz varsa o kadar mutlusunuz. Ya da mutlu olma ihtimaliniz o kadar yüksek! Bence bugün gidip can dostlarınıza size verdikleri yaşam sevinci için teşekkür edin.

Fiziksel çekicilik: Pek çok avantaj sağlamakla birlikte mutlulukla hiç bir ilgisi yok . Travmalar: Etkileri kalıcı hale gelmişse mutluluğumuzu fena halde etkiliyor.

Sağlık: Garip gelecek ama fizik sağlığın da mutlulukla ilişkisi çok az. Felç geçiren kişiler durumlarına sekiz haftada uyum gösteriyor ve olumlu duygularının sayısı olumsuzlara eşitleniyor. Bir-iki yıl içinde de genel mutluluk düzeyleri, normal kişilerle aynı oluyor. Aynı durum iyi şeyler yaşandığında da geçerli. Terfi etmenin getirdiği mutluluğun süresi üç ay. Piyangodan büyük ikramiye kazandığımızda birden çok mutlu oluyoruz ama kısa sürede mutluluğumuz eski düzeyine geriliyor.

Bu araştırmalara bakınca, sanki bir “mutluluk termostatı” varmış gibi gözüküyor. Yani başımıza iyi veya kötü, ne gelirse gelsin eski halimize dönüyoruz. Önümüzdeki hafta, “mutluluğu nasıl tanımlayabiliriz”, bütün bu “istatistiklerin ötesinde kişi olarak mutluluğumuz için yapabileceğimiz somut şeyler var mı”, “mutlu insanların ortak yanları nelerdir” gibi kozmik soruları irdelemeği sürdüreceğiz.

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir