Rehberiniz-Bir temizlikçinin yükselme öyküsü

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Bir temizlikçinin yükselme öyküsü” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Bir temizlikçinin yükselme öyküsü

Sadettin Günay (41) bir atom karınca. 88 kişilik Borusan Filarmoni Orkestrası’nın eli, ayağı, gözü, kulağı, her şeyi. Notası kaybolan da, sandelyesi sırtını ağrıtan da ona koşuyor. Orkestrada herkesten ve her şeyden o sorumlu, her türlü eksik gediği o kapatıyor. Günay, temizlikçi kadrosuyla girdiği Borusan’da kısa sürede Filarmoni Orkestrası’nın sahne amiri olmayı başardı. “Klasik müzikten önce klasik müzikçiler sevdi beni” diyen Günay, tanışıp etkilendiği isimleri başına “sayın” koymadan anmıyor. İşte Bartınlı genç bir adamın bazı “sayın”lar sayesinde değişen hayat çizgisinin hikâyesi.

Sadettin Günay doğma büyüme Bartınlı. 25 yaşına kadar Bartın’dan dışarı adımını atmadı. Bir deniz şehrinden geldiği için İstanbul’da kaptanlık ya da da balıkçılık yapacağını düşünüyordu. Olmadı. 1997’de Beyoğlu’ndaki Borusan Kültür Sanat’ın temizlik kadrosunda göreve başladı. Binnaz Tukin ve Beral Madra gibi isimlere yardım ediyordu. “Bu sayede, Türkiye’ye gelen çağdaş sanat eserlerine ilk benim elim değiyordu” diyor.

Günay’ın çalışkanlığı kısa zamanda fark edildi ve söyleşi etkinliklerinin ikram büfesine geçti. Söyleşilerde üniformalı bir garson olarak kurabiye ve çay servisi yaparken, bir yandan da anlatılanları can kulağıyla dinliyor ve çok şey öğreniyordu. Borusan müzik kütüphanesi için de canla başla çalışıyordu. Kısa sürede Borusan Filarmoni’nin o zamanki şefi Sami Caner’in de dikkatini çekti. Ya da bir başka deyişle kader çizgisi değişti.

Marangozluktan tamirciliğe kadar anlamadığı iş, çözemediği problem yoktu. Yeri geldiğinde hemen kravatı çıkarıp matkabı eline alıyordu. Elinden her iş gelen becerikli Sadettin Günay, birdenbire kendisini Borusan Filarmoni Orkestrası’nın sahne kurulum çalışmaları içinde buldu.

Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın Genel Müzik Direktörü ve Daimi Şefi Gürer Aykal da Günay’a emeği geçenlerden. Aykal, şu an hayatta olmayan tonmaister Engin Aksan’dan Günay’a sahne kurmasını öğretmesini istedi.

KURSA GİDEREK NOTA OKUMAYI ÖĞRENDİ

Nota arşivciliğini, perküsyon setlerinin kurulmasını öğrendi. Etrafındakileri şaşırtmaya devam ederek kursa gidip nota okumayı söktü. Orkestra kabuğu imalatı da gerçekleştirdi. Yani yarım ay şeklindeki bir sahneyi platform ve panellerini de çakarak kendi kendine kurabiliyordu. Yaylı sazların yerleşimiyle ilgili atölyelere katıldı. Rüzgar çanı ve dalga sesi çıkaran aletler bile üretti. Hatta orkestra şefi ve üyelerinin vücut yapısına uygun, saatlerce çalmalarına olanak veren özel sandalyeler tasarlamayı ve ucuza imal etmeyi bile başardı.

Bu arada sahne şefliğine başlarken 16 kişilik bir oda orkestrası olan Borusan da zaman içinde 88 kişilik bir filarmoni orkestrasına dönüşmüştü. Yükü artmasına rağmen öğrenmekten ve merak etmekten hiç vazgeçmedi Günay. Şimdi aynı zamanda orkestranın “notist”i. Yani bütün üyelerin ve şefin notalarından o sorumlu: “Bazen sabahlara kadar oturup nota hazırlıyorum.” Hazırladığı nota ciltlerinin işi bittikten sonra kütüphaneye koyuyor. Nota bulmak çok zor ve pahalı olduğu için konservatuvar öğrencilerinin de epeyce hayır duasını aldı.

“Rahmetli Erdal İnönü hiçbir konserimizi kaçırmazdı ve beni gördüğü zaman ‘sen yine çok faalsin’ derdi” sözleriyle çalışma temposunu özetliyor Sadettin Günay: “Zamanım olsa beste de yapardım. En büyük hayalim kendi konser salonumuzun olması. Belki o zaman bu kadar koşturmak zorunda kalmazdım.”

ÇOCUKLAR İSYAN EDİYOR

istanbul’a gelene kadar klasik müziğe sadece TRT 2’deki pazar konserlerinden aşina olan Günay’ın şimdi bin CD ve 500 DVD’den oluşan bir koleksiyonu var. Fazıl Say ve İdil Biret gibi ünlü solistlerin albümleri adına imzalı. Küçükköy’de oturan Günay, Zeynep (11) ve Umut’un (16) babası. Eşi ev hanımı. “Çocuklarım da dahil olmak üzere kimseye müzik tutkumu aşılayamadım. Klasik müzik çalarsam, ‘Baba bu ne ya’ diye isyan ediyorlar. Ben de arabada dinliyorum. Bazen memleketim Bartın’a gittiğimde arabayı deniz kenarına çekiyorum ve müziği sonuna kadar açıyorum. Operayı çok severim. Leyla Gencer ve Cecilia Bartoli’ye bayılırım. En sevdiğim besteci Beethoven. İmkanım olsa keman çalmak isterdim. Keman müthiş bir enstrüman, sizi isterse güldürür, isterse ağlatır.”

Yazar: Yeşim Çobankent

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>