Rehberiniz-Bir o kadar büyük, bir o kadar küçük

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Bir o kadar büyük, bir o kadar küçük” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Bir o kadar büyük, bir o kadar küçük

Açık ofis sistemi giderek yaygınlaşıyor. Açık ofisler kapladıkları yer açısından fazla geniş, bir bireye düşen yer açısından ise fazla küçük… Peki açık ofislerde çalışmanın getirileri ve götürüleri neler…

EKİP OLMAK MI, YALNIZ KALMAK MI?

Açık ofis hayatımızın artık bir parçası. 30 yıllık iş hayatımdan askerlik ve devlet memurluğunu çıkartırsak, 28 yılı açık ofislerde geçti. Bu kadar yıldan sonra, açık ofislerde edindiğim bazı yeteneklerim var. Her gazeteci gibi, sağımdaki ve solumdaki arkadaşlarım telefonla ya da başkalarıyla konuşurken onlara tamamen kulağımı kapatıp çalışmayı öğrendim. Başlangıçta bana çok rahatsız edici gelen o hiç bitmeyen uğultuya da tamamen alışmış durumdayım. Peki açık ofiste olmaktan memnun muyum? İç rahatlığıyla bir “evet” demem zor gibi görünüyor. Toplam iki yıl devlet memurluğu yaptığım Dışişleri Bakanlığı’nda ve Deniz Kuvvetleri’nde ikişer kişilik odalarda çalışırken, galiba daha sistemliydim ve daha çok iş çıkartabiliyordum. Geçen gün, Sabah’ın New York Times ekinde yayınlanan bir yazıyı okuyunca, açık ofisler üzerine yazmaya karar verdim. Yazı Susan Cain’in (New York Times yazarı) Batı dünyasında son günlerde tartışılan “Sessizlik, Susmayı Bilmeyen bir Dünyada İçe Kapanıkların Gücü” adlı kitabından bahsediyordu.

Yalnızlık unutuldu mu?

Cain’in anlattığı, özetle şuydu: Bütün iş sürecimizi, yaratıcılığımızı, hep kalabalıkla yapılan çalışmalar üzerine kurmuş durumdayız. Örnek mi? Sürekli olarak teşvik edilen ekip çalışmaları, bitmek bilmeyen toplantılar, video konferanslar… İnsanlar ortak alanlarda sürekli olarak bir araya gelip fikir alışverişinde bulunuyorlar. Bu tür beraberliklerin yaratıcılığı ve verimliliği artırdığı düşünülüyor. Cain, aykırı bir tavır takınarak, “Araştırmalara göre, açık ofisler, çalışanları daha sinirli, güvensiz ve dikkatsiz yapıyor” diyor. “Ayrıca bu tür ortamda çalışanlarda yüksek tansiyon, stres, yorgunluk daha çok görünüyor. Bulaşıcı soğuk algınlığı hastalıklarına yakalanma riski de artıyor”.

Çok geniş ve çok küçük

Aslında açık ofisler kapladıkları yer açısından fazla genişler. Bir bireye düşen yer açısından ise fazla küçük… Kullanabileceğiniz bir iki metrekarelik bir yerde aidiyet duygusu yok oluyor, konsantrasyon güçleşiyor. Ne kadar alışırsanız alışın, özel hayatınızı zaman zaman sağınızda ve solunuzda olan insanlarca paylaşmak durumunda da kalabilirsiniz. Sinirlendiğinizi, bağırdığınızı, ağladığınızı 50 santim yanınızda oturan komşunuzun duymaması mümkün değil. Peki açık ofisin alternatifi ne olabilir? Cain “Tabii ki yalnız kalmak” diyor. Cain’e göre kalabalık iş ortamıyla yaratıcılık arasında doğrudan bir ilişki yok. Hatta yalnız kalmak yaratıcılık için çok daha iyi.” Cain’e hak veriyorum. Hayatta beni en çok etkileyen düşünürlerden biri Jean Jacques Rosseau’dur. Rousseau, kiliseye gitmez. Çünkü tanrı ile arasına papazların girmesinden hoşlanmaz. Ve ibadetini, tanrıya en yakın yer olarak kabul ettiği doğada ve yalnız başına yapar.

Yalnızlığın geri dönüşü

Gerçekten de yalnızlık kavramı bir süreden beri gündemimizden tamamen çıkmıştı. Ama bir süre sonra yeniden geri gelecek gibi görünüyor. New York Times’daki yazıda ilginç bir yalnızlık girişimi anlatılıyor. “New Yorklu bir pazarlama uzmanı olan Mark Trippetti, geçenlerde Colorado’da dağın başında bir yere gidip, bir ay boyunca dizüstü bilgisayarını ve iPhone’unu kullanmadı. Bir süre boyunca bütün yaptığı meditasyon ve mantra söylemekten ibaretti. Trippetti’nin amacı, kendine yakından bakıp, gerçek bir insan olduğunu anlamaktı.” Tripetti bunu yapan tek yönetici değil. Yazıda verilen bilgiye göre, şu aralar Amerika’da Tibet budizminde ’lerung’ adı verilen bu inzivaya çekilme tekniği, son zamanlarda son derece popüler. Meditasyon ve inziva merkezleri, geceliği 25 -30 dolara yorgun profesyonellere nefes alma şansı tanıyor. Yalnız başına bir yere gidip, hayatta yaptıklarını değerlendirmek, kafayı toplamak, yavaş yavaş bir tür spritüel yolculuğa çıkmak – bence, bunu haftada iki üç saat ayırarak yapmak da mümkün – düşünmek, yazmak bana çok iyi bir arınma sağlar gibi geliyor. Sonuç olarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Ekip çalışması çok önemli olabilir. Ama sakın yalnızlığı yabana atmayın.

Yazar: Aydın Demirer

Kaynak: http://www.isteinsan.com

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>