Rehberiniz-Bir neo-levanten’in not defterinden

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest


iyimeslek.com ailesi olarak “Bir neo-levanten’in not defterinden” adlı yazımızın kiÅŸisel geliÅŸiminize katkı saÄŸlamasını umuyoruz
Bir neo-levanten’in not defterinden

YAÅžASIN GEVEZELÄ°K!

DONATELLA PÄ°ATTÄ°/ MÄ°LLÄ°YET

Okurlarımı, arkadaÅŸlarımı, yani bana sempati duyan herkesi ilgilendiren en önemli konulardan biri nasıl Türkçe öğrendiÄŸim olmuÅŸtur…

Her şeyden önce bazı konuları açıklığa kavuşturalım:

1) Aşağı yukarı 20 yıldır ülkenizde barınıyorum.

2) Diğer tüm İtalyanlar gibi meraklı bir gevezeyim ve beni misafir eden yerin dilini öğrenmenin onları tanımak, sempati duymak, daha iyi anlamak ve kendimi ifade edebilmek adına bir gereklilik olduğunu düşünüyorum.

Herhalde anlamışsınızdır, ben düşüncelerimi paylaşmadığımda fena oluyorum!

3) Aynı şeyleri farklı dillerde söylüyor olabilmeyi her zaman çok eğlenceli bulmuşumdur!

Konumuza dönelim… Sizin dilinizi nasıl öğrendim?

Beni kendine aşık eden o adamın peşinden buraya, onun ülkesine geldiğimde çok gençtim. Kendimi, o zamana kadar öğrendiğimiz dillere göre farklı bir dilde ifade etme zorunluluğum olma durumuna hazırlamıştım. Yine de ilk izlenim beklediğimden daha dramatik oldu! Mersi, feribot, kuaför gibi kelimelerin dışında hiçbir hece, hiçbir ses bana tanıdık gelmiyordu!

Hatta ilk geldiğim günlerde evdeki insanlardan sürekli duyduğum evet kelimesinin onlardan birinin ismi olduğunu sandığımı bütün saflığımla itiraf ettiğimde bana çok gülen olmuştu.

O zamanlar, yabancılara Türkçe dersleri veren dil kursları yoktu ve herkes çok zeki olduÄŸumdan (?) dili hızla öğreneceÄŸim konusunda hemfikirdi… Åžimdi, pek çok kiÅŸiyi hayal kırıklığına uÄŸrattığıma inanıyorum. BaÅŸka dillerde konuÅŸan insanlarla arkadaÅŸlık ettiÄŸimden ve herkesin benimle dalga geçeceÄŸi düşüncesiyle en basit cümleleri bile söylemeyi reddettiÄŸimden, ancak altı ay sonra konuÅŸmaya baÅŸlayabildim!

UÄŸruna dünyamı bıraktığım o adam beni kollarına alıp tatlı tatlı sarılarak güven veriyordu: Türkler kendi dillerinde konuÅŸan yabancılara bayılırlar… Yabancılara karşı çok nazik ve saygılı olurlar… Kesinlikle seninle dalga geçmezler… Ayrıca aksanının ne kadar tatlı olduÄŸunun farkında deÄŸilsin. Ona nasıl inanmam? AÅŸk ya da onun peÅŸine takılacak kadar güven duyduÄŸum için deÄŸil elbette.

***

Reklam bölümü

Bir dili öğrenmenin en keyifli ve iyi yolu, anadilini konuşan iyi bir öğretmenin yanında, o ülkeden birine körkütük aşık olmaktır!

***

Evet, haklıydı! Ben konuşmaya çabaladıkça, herkes bana yeni bir şeyler öğretmeye uğraşıyordu. O zamanlarda aynı şimdilerde olduğu gibi, arkadaşlarımı sosyal statülere, kültüre, önemli isimlere göre seçmeme eğilimim vardı. Sadece, bana hep sempatik, hem zeki hem pozitif insanları kendiliğinden algılamamı sağlayan içgüdülerimi dinliyordum.

Yani herkesle görüşüyor, konuÅŸuyordum… Mahallenin manavı ve kasabıyla uzun uzun konuÅŸuyor, öğleden sonralarımı yan komÅŸumuz olan profesörle geçiriyor, temizlikçi kadınla kahvaltı ediyor, akÅŸamları sosyetik aile dostlarıyla geçiriyor, evimize gelen tüm teyzelerle dedikodu yapıyor, susuzluÄŸumu gidermek için gittiÄŸim birahanenin sahibiyle bir sürü konuda tartışıyordum (o zamanlar kendisinin ilk kadın müşterisi olduÄŸumdan şüpheleniyorum).

Tabii kocamın arkadaşları ile feminizm ve politika hakkında yaptığımız tartışmaları unutmamak lazım (Ruhu şad olsun, o da benim gibi arkadaş seçiminde hiç de detaycı sayılmazdı).

Böylece bir yıl sonra, klasik gramer kurallarını tam olarak izlemese de, argo kullanımlar, deyimler, sofistike kelimeler, yazı dilinde biraz eski terimler ve bitmez küfürlerle zenginleşmiş bu dili kullanabilmeye başlamıştım.

Birkaç ÅŸiir öğrenmiÅŸtim, hiçbir ÅŸey anlamasam da arabesk ÅŸarkılardan ve türkülerden birer bukle söyleyebiliyordum: Hatasız kul olmaaaaaaz…

Orhan Gencebayın ÅŸarkıları ilgimi çekiyordu. Onun sesindeki kendinden eminlik ve ciddiyet, yoldaÅŸ ya da entelektüel biraz ağır olsa da derin bir insan olduÄŸunu düşündürüyordu bana. Sonradan birilerin bana onun ÅŸarkılarını çevirdiÄŸini hatırlıyorum… Dinlemeyi ve söylemeyi kesmiÅŸtim.

İşte böylece benim tarafımdan konuşulan diliniz sayesinde sesler ve heyecanlardan kişisel ve neşeli bir puzzle yaratıldı. Bu bana imkan sağlıyordu. Hâlâ da sağlıyor. Nereye gidersem gideyim, yaşasın gevezelik!

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir