Rehberiniz-Bir duayenin yaşamından çıkarılacak dersler

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Bir duayenin yaşamından çıkarılacak dersler” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Bir duayenin yaşamından çıkarılacak dersler

Mehmet Ali Birand’dan Gençlere 10 Altın Kural

Bazı insanlar vardır, onlardan bir şeyler öğrenmek için konuşmalarına ihtiyaç duymazsınız.

Oturuş-kalkışları, gülümsemeleri, konuşmaları ve susmaları, hataları, kusurları, teşekkürleri ve özürleri; her şeylerinden bir şeyler öğrenirsiniz.

Bir gazeteci, bir haberci, bir yazar, bir medya mensubu dünyaya veda etti. Bu açıdan baktığımızda çok büyük haber değeri yok, değil mi? Ama “gazeteci” kelimesinin yerine bir adamın ismini yazıyorsunuz ve senaryo tümüyle değişiyor. Tuhaf, ama böyle.

Mehmet Ali Birand’ın hayata gözlerini kapadığı andan beri bunu düşünüyorum. Neden bu kadar önemsemiştik, neden ülkenin büyük bir çoğunluğunda büyük etki bıraktı bu ölüm?

Birand’ın yaşadığı bu hayattan, bu ömürden ve bu ölümden bizlere ne dersler çıkar, neler öğretti bize, kağıda ne kadar dökebileceğiz, bir bakalım.

1- Ne olursa olsun, hep gülümse

Dünyanın derdi hiçbir zaman bitmiyor, kendinizi eğer yaşanan bir sorundan dolayı çok yıpratırsanız, o sorun çözüldüğünde yıprandığınızla kalıyorsunuz. Öyle ya, geçen sene bu zamanlar, 10 yıl önceki sıkıntılar, hatta geçen hafta ağladığınız o derdiniz, hangisi kaldı bugüne? Birand, hep gülümsüyordu, pozitif enerji yayıyordu. Sonuç ne olursa olsun, durum ne kadar kötü olursa olsun, madem ki somurtmak ya da ağlamak işinizi kolaylaştırmıyor, o helde neden gülümsemiyorsunuz? Ne kaybedersiniz?

2- Geçmişe takılma, işini yap

Yetiştirdiği gazeteciler, çoğunlukla bu sözüne atıfta bulunurlar. Evet, Mehmet Ali Birand geçmişinde bir çok hata da yaptı, ama onlarla bir ömür geçirmedi. Yeri geldi, hakim karşısına çıktı, yargılandı. Ama çıktıktan sonra kendisini toparladı ve devam etti. İnsan hayatının bütününe baktığımızda, başarılı insanla başarısız insanı ayıran en temel unsur o kadar ayan beyan ortada ki, “Başarılı insanlar, düştüğü yerden kalkıp üstünü başını temizleyip devam edenler, başarısız olanlar ise düştüğü yerden kalkamayan, toparlayamayanlar.

3- Geçmişi örtmeye, saklamaya çalışma

Bir üstteki maddeye ekleyelim, geçmişe takılma ama geçmişi sümenaltı etmeye de çalışma. Öyle şeffaf bir dünyadayız ki, hatanızı saklamanın imkanı yok. Belki siz sakladığınızı düşünüyorsunuz ama size gülümseyerek bakanların bıyığının altındaki gülümseme, sizin kabahatinizi bağırıyor bas bas. “Biliyorum” diyor, “Şu an yüzüne vuramasam da biliyorum”. Ve ne yazık ki tam da düştüğünüz zamanda, tam da yüzükoyun yere kapanmışken söylemeye başlıyorlar bildiklerini. Bu yüzden en iyisi, en doğrusu hataların, yanlışların üstünü örtmemek, kabul edip telafi etmek.

4- Biriyle aynı fikirde olmamak seni onunla düşman yapmaz

Mutlaka farkındasınızdır, iki farklı ideolojinin insanı karşı karşıya geldiğinde nefretle bakarlar birbirine. Ne büyük acıdır bu, ne büyük yalnızlıktır. Mehmet Ali Birand, taban tabana zıt insanlarla karşı karşıya geldiğinde bile büyük bir nezaket sergileyen bir anlayışa sahipti. Ve bu durum birçoğumuzun gözünde onu karşıt görüşteki kişiye göre öyle yükseltiyor, yüceltiyordu ki farkında olmadan kazananı olabiliyordu. Farklı görüşteki insanların bile gözlerinin içine derinden bakabilip, gülümseyebilmek ne büyük bir olgunluktur, Birand’dan öğrendik.

5- Kusurların olmadığında değil, kusurlarınla barıştığında kusursuzlaşırsın

Bilmiyorum, Birand kadar kusurları kendisine yakışan, dili sürçtüğünde yüzü kızarmayan, hataların bu kadar yakıştığı, sempatik durduğu kimse var mıdır? Birand belki hitabeti en iyi, ses tonu en tok sunuculardan biri değil, belki defalarca hata da yapıyordu konuşurken. Ama en çok onu dinledik, en çok onu sevdik. Yani “hitabeti” samimiyetsiz sergileyemezsiniz, ama “samimiyeti” hitabet gücünüz olmadan da sergileyebilir, kendinizi sevdirebilirsiniz. Birand da öyle yaptı.

6- El alem ne der? diye düşünme

El alem ne der düşüncesi kadar duvarları yüksek bir hapishane yoktur derler, 70 yaşında bile pembe bir saatle çıkabiliyordu Türkiye’nin en çok izlenen haber bültenlerinden birinde halkın karşısında. Ya da kendisini halsizleştiren “ishal”inden söz edebiliyordu yüz binlerce takipçisine. Yadırgadık, yadırgadıkça onun yadırgamalarımızı yadırgamadan devam edebildiğini gördük, şaşırdık. Böyle böyle öğreniyoruz işte, içimizden geldiği gibi yaşayabilmeyi.

7- Olumsuzluk iklimini kendinle özdeşleştirme

Söylediğiniz şey harfiyen doğru da olabilir, feryadınızda sonuna kadar haklı da olabilirsiniz. Ama mümkün olduğunca, olumsuzlukları kendinizle özdeşleştirmeyin. İnsanların sizi hep mutlu ve gülerek hatırlamasını sağlayarak onlara kendinizle ilgili en güzel hediyeyi verebilirsiniz. Mesela Birand, onbinlerce saat tüm Türkiye’nin izlediği ekranlarda canlı yayınlar yaptı. Onun hiç kaşları çatık halini, ağzı bozuk, haykırarak, bağıra çağıra konuştuğunu, birilerini aşağıladığını, mutsuz ve sinirli olduğu anları hatırlayabiliyor musunuz? Ben hatırlayamıyorum.

8- Herkesin seni sevmesi gerekmiyor ama sevilmek güzel şey!

Güzel bir söz diyordu ki hatırımda kaldığı kadarıyla, “Sen doğduğunda herkes gülüyordu, sen ağlıyordun, öyle bir hayat yaşa ki öldüğünde sen gülümserken herkes ağlıyor olsun.” Tam olarak Mehmet Ali Birand’ı anlatmıyor mu bu söz? Evet, herkesin bizi sevmesine uğraşmak boşa bir çaba ama asgari müştereklerde herkese eşit mesafede olmak, herkese potansiyel bir sevgi ile yaklaşmak da kötü mü? Son 10 yılda kaç ölüm hatırlıyorsunuz, herkesin müştereken bu kadar hüzünlü karşıladığı, her kesimin sevgisini, takdirini kazanmış kaç zâtın cenazesini anımsıyorsunuz?

9- Bilgini paylaş, insan yetiştir, alttan gelenler seni devirmez, yüceltir.

Mutlaka fark etmişsinizdir, 32. Gün programı gibi kalıcı bir eser bırakan Mehmet Ali Birand , aynı zamanda onlarca çırak yetiştirdi. Can Dündar, Mithat Bereket, Çiğdem Anat gibi şimdinin ustaları, bir zamanlar onun çırağı olarak mesleği öğrenmişti. Şimdi Türkiye, haberleri onun çıraklarından dinliyor. Çıraklarını, dominant bir patron gibi değil, tevazu sahibi bir usta gibi yetiştirdiğinden ve mecburi bir saygı yerine, sevgi dolu bir saygı kazandığından olsa gerek, Serdar Cebe, onun o meşhur kırmızı koltuğuna oturmadan sundu.

10- Hiçbir zaman “Ben Oldum” deme, her zaman iyi bir öğrenci ol

Birlikte gittiğimiz bir üniversite konferansında, onunla tanışırken elimi sıkı sıkı kavrayarak sıktı ve yaklaşık gözlerimin içine bakarak “Merhaba” dedi. Hem usta bir sunucu hem de bu kadar deneyimli biri olunca karşımda, “herhalde bana konuşma sırası gelmez” diye düşündüm. Ama beni dikkatli dinlemesini, duygulandığı anlarda elimi sıkarak, sırtımı sıvazlayarak yüreklendirmesini unutamayacağım. Bir de “Ben de girişimci sayılır mıyım sence Ömer?” dedikten sonra “Siz de kurumsal girişimcisiniz” cevabıma karşılık, “İyisi mi gel ikimiz de işlerimizi yapalım” deyip bir kahve içme sözüyle ayrılışımızı. O kahveyi içemedik ama çok şey öğrendik Birand ustadan.

İnsanlar, doğarlar, yaşarlar ve ölürler. Ebedi hayatın yanında, kısacık bir dünya hayatını, sonsuz bir hayat zannetmemizden olsa gerek ölümlere hep bir büyük şokla tepki veriyoruz. Aslında kalıcı olan yer orası ve biz burada “geçici işçiler” gibiyiz. Ne sözleşmemiz var ne de kalma garantimiz, günümüz geldiğinde çekip gideceğiz.

Ne diyordu şair?

Bâki kalan bu kubbede hoş bir sadâ imiş

Yazar: Ömer Ekinci

Kaynak: http://www.omerekinci.com

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>