Rehberiniz-Bir benzerim ancak öldürebilir beni!

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Bir benzerim ancak öldürebilir beni!” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Bir benzerim ancak öldürebilir beni!

İkisi de aynı yoldan geliyor

Geçen pazar olmaz denilen oldu ve yanık sesli, dal gibi incecik bir kız koca İmparator’u tahtından indirdi. Reyting savaşının galibi Yıldız Tilbe’ydi. Yenik İmparator ise İbrahim Tatlıses

Star’da 10 Ekim gecesi İbo Şov’u izliyorum. Konuğu Yusuf Hayaloğlu… Bir ara Tatlıses stüdyoda yazı tura atıyor. Sonra mikrofon konuğundayken sahne arkasına gidip öfkeyle dönüyor. Kameraya doğru yürüyüp elindeki 1 YTL’yi gösteriyor. Ve sövmeye başlıyor:

Ulan şerefsizler… Ulan adi herifler… Ben bu parayı yere attım diye ’Atatürk’ü yere attı’ demişsiniz. Ulan şerefsizler… Benden daha fazla Atatürkçü mü var? Bu iğrençlikle ne yapmaya çalışıyorsunuz?

Telefon eden bir delinin zılgıtını bütün Türkiye yiyor, lakin stüdyodaki seyirciler mest…

Sanki küfür değil iltifat işitiyorlar; alkış kıyamet…

İbo hepten coşup bir üst perdeden devam ediyor:

Yuh size be… Yuh size… Ulan oğlum adam olun, adam…

Alkışlar… Islıklar…

Ertesi gün baktım, İbo’nun hepimize “Ulan adi herifler” diye giydirdiği şov, gecenin en çok izlenen programıydı.

Bizi de döv ibo

Açıkçası kimsenin yerinden kımıldatamayacağı bir tahta oturmuş gibiydi Tatlıses…

Dövüyor, sövüyor, dövdükçe sövdükçe seviliyor, sayılıyordu.

Şehir efsanelerine göre, dövdüğü kadınların ağzından kan sızdıkça yolda önünü kesen başka kadınlar “Bizi de döv İbo” diye inliyordu.

Kimsenin ondan şikayet etmeye, onu şikayet etmeye gücü yetmiyor, o “dur” deyince “vur” anlayan yakınları sayesinde uyarı da kâr etmiyordu.

Coştukça programı daha çok seyirci çekiyor, reklamını yaptığı ürünler daha çok satıyor, şirketleri kâra geçiyordu.

O da bunu biliyor, bu bilgiyle hepten egosunu şişiriyor, bir zamanlar “Oxford vardı da okumadık mı?” mahcubiyetine sarmaladığı cehaletini “Servetim, tahsilliye beş basar” böbürlenmesine dönüştürüyordu.

Mazoşistlerin İmparator’u

Yönetmenlik mi? Kolay. O da yapıyordu.

Köşe mi? Basit. O da yazıyordu.

Klip mi? İş değil. O da çekiyordu.

Şovunu Meclis’e taşıyabilen bir hükümranlık…

Kuzey Irak’a çıkarma yapabilen bir diplomatlık…

Hem ahaliye hem devlete göz kırpan bir kurnazlık…

Şiddetin abasını her daim etek altında gizleyen bir duygusallık…

Mazoşistler ülkesinin “İmparator”u yenilmez görünüyordu.

Ve bir gün…

Ve bir gün, masallardaki efsane gerçek oldu.

Bir gece, dal gibi incecik bir kız, koca devi kolundan tuttuğu gibi tahtından indiriverdi.

Deli doluydu kız…

Hatta yıl başında “Dev”in programına katıldığında koca İmparator’a “Senin gibi deliyle işim olmaz” diyerek pervasızlığını ulu orta sergilemiş, “kendinden daha delisini görünce değneğini gizleyen” İmparator: “Kim buna akıllı derse öldürürüm” diyerek geçiştirmeye kalkışınca bizimki yine üste çıkmıştı:

Piyasada kadın bırakmadın. Sen artık yaşlısın. Ben doğduğumdan beri tanıyorum seni… Ben 38 yaşındayım, sen kaçsın kim bilir…

Deli Kız’ın zaferi

Deli kızın adı Yıldız Tilbe’ydi.

İbo kanalı terk edip “Görün gününüzü” havasına girince “Bunun hakkından anca o gelir” diye yardıma çağrılmış ve İmparator’un ekrana çıktığı gece karşı kanalda karşısına dikilip “Hodri meydan” demişti.

Ama öyle afra tafrayla değil…

Yine kendisi gibi…

İpleri, kontrolden çıkmış bir kuklacının parmaklarına bağlıymış gibi…

Göbek atmanın asırlardır yasak olduğu bir diyardan yeni çıkıp gelmiş gibi…

Dünyanın tüm kahrı cılız omuzlarındaymış gibi…

Stüdyoda çaldı, söyledi, oynadı, güldü.

Gece bittiğinde İmparator’un tahtında artık o oturuyordu.

Bildiği yollar

Nasıl oldu bu mucize?

Bu sıska kızın marifeti neydi ki kimsenin yerinden kımıldatamadığı İmparator’u bir pazar gecesi alaşağı edivermişti?

Benim kendimce bir cevabım var:

Çünkü İbo’yu “İmparator” yapan sırrı o biliyor.

Çünkü o da İmparator’un geçtiği yollardan geçmiş geliyor.

Ve insan en çok, aynayla yarışırken yeniliyor.

Benzer bir hayat yaşadılar

Yıldız Tilbe ile İbrahim Tatlıses’in şöhrete kavuşma macerası ne kadar benzeşiyorsa, şöhreti taşıma tecrübesi o kadar ayrışıyor.

İbo hızla, hırsla, inatla tırmandı merdiveni… Çıktıkça iktidara kenetlendi, aleme efelendi, hiç dönüp bakmadı geri…

Yıldız tökezledi arada; zaman zaman geri geri yürüdü bacakları… Eğlendi yolda ya da çark etti.

Sereserpe aşklar yaşadı İbo, cümle alem önünde güle ağlaya, güle oynaya yaşadı; yaşadıklarına türküler yazdı.

Yıldız yaşayamadığı sevdaların türküsünü söyledi, sevmeyi, sevilmeyi özleyenlere… “Önce Allah, sonra kendi bildi.”

Sevdiklerini isyana sürüklerken İbo; Yıldız sevdiklerince intihara sürüklendi.

İbo muktedirdi. Yıldız mazlum…

İbo saldırgandı. Yıldız kırılgan…

İbo ezerken, Yıldız’da hep bir ezilmişlik vardı.

Zamanla her dayak haberi İbo’yu Behçet Nacarlaştırırken, “Sana dayanamıyorum” diyen yaralı sesi, Yıldız’ı gönlümüzde Yeşilçam’ın örselenmiş Kezban’ının rolüne soktu.

O kadar ki bir programında stüdyoda ayağı kayıp düştüğünde, kaşını yarıp incindiğinde sanki bizdik düşen, incinen…

Sanki biz kaşımızda bantla ekrana dönmek zorunda kalmıştık o gece…

Sanki bizim programımız kaldırılmıştı ertesi gün yayından; gözünün yaşına bakmadan…

Ulan adiler diye fırça yediğiniz “İbo Şov” yayınlanmadığında hanginiz öyle hissettiniz?

İşte ondandı bu cılız kızın koca İmparator’a kafa tutabilmesi, onu bir gecede tahtından edebilmesi…

O, iyi yürekli kızların kötü pavyonlarda bile mendil kadar tertemiz kalabileceğini Yeşilçam filmlerinden öğrenmişlerin kutup Yıldız’ıydı.

Ve biz, kadınlarını döven, sonra pişkince gülen kötü adamlara karşı hep onun saflığının yanında saf tutmuştuk.

Nitekim o da yıllar önce diklenmişti, “O kadar kolay sanma delikanlım” diye…

O kadar kolay değildir.

Kişi herkesle baş eder de, kendisi gibiyle edemez.

Rus şairi Mandelştam’ın dediği gibi:

Ancak bir benzerim öldürebilir beni…
Mazlum ile Muktedir
İbrahim, Urfa’da mağarada doğmuş bir Kürt çocuğuydu.
7 kardeştiler.
Yıldız, Ağrılı babasıyla Tuncelili annesinin göçtüğü İzmir’in Gültepe’sinde doğmuştu.
6 kardeştiler.
İbo 10 yaşına kadar mağarada yaşadı; Yıldız elektriğin olmadığı bir evde, gaz lambasının titrek ışığında…
İbo’nun çocukluğu su satarak, çığırtkanlık yaparak, inşaatlarda pala sallayarak geçti; Yıldız’ınki dikiş atölyelerinde, manifatura tezgahlarında, sırtında çeyiz dolu pazarlama çantalarıyla, yollarda…
12 yaşında düğünlerde şarkı söylemeye başladı Yıldız…
İbo 18’inde pavyonlarda türkücülüğe soyundu.
İkisi de evlendi küçücükken… Ana, baba oldu gencecikten…
İki pavyon
Yıldız 25’indeyken Basmane’de Pırlanta pavyondan içeri girip Ayaz Geceler”i söyledi ve yepyeni bir hayata başladı.

İbo 22’sindeyken Ankara Kınalı pavyonda “Ayağında Kundura” ile yakaladı şöhreti…

Sonrası…

Zorlu bir tırmanışın sancısı…

Uykusuz, sevgisiz geceler…

İstek için, para için, umut için söylenmiş türküler…

Sabaha karşı derin uykusunda öpülüp kucaklanmış bebeler…

Kırık dökük, mutsuz evlilikler…

İbo’nun kaderini 70’lerde yılbaşında çıktığı TRT ekranı değiştirdi. Yıldız’ınkini 90’larda onu sahnede izleyen Sezen Aksu…

İki deli

İkisinin sesinde de kendine özgü Allah vergisi muhteşem tınılar vardı.

Hüzünle söylediklerinde türküleri ağıda dönüşüyor, neşeyle çaldıklarında seyircileri halaya tutuşuyordu.

Hayranlarıyla birlikte çoğaldı kasetleri, reytingleri, servetleri…

Yıllar sonra çakıştı yolları…

Yıldız, İbo’nun ekibine dahil oldu.

Aynı sahneyi, ekranı, gazinoyu paylaştılar.

İbo, Yıldız’ın şarkılarını söyledi; Yıldız, İbo’nunkileri…

Gün geldi, “iki deli”, birbirlerine rakip oldular.

Yazar: Can Dündar

Kaynak: http://www.milliyet.com.tr

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>