Rehberiniz-Beklenmedik kadınlarda beklenmedik trend: rumuz goncagül modası!

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Beklenmedik kadınlarda beklenmedik trend: rumuz goncagül modası!” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Beklenmedik kadınlarda beklenmedik trend: rumuz goncagül modası!

BEKLENMEDİK KADINLARDA BEKLENMEDİK TREND: RUMUZ GONCAGÜL MODASI!

turkey90.COM YORUMU: Önce kariyer yaptılar. Amaçları özgür olmak ve canları ne istiyorsa onu yapmaktı. Bunu başardılar da. Sonra gördüler ki, mantıkları yerine “yüreklerinin götürdüğü” erkeklere gidince arızalı ilişkiler yaşıyorlar. Zamanla arızalı ilişkilerden yoruldular ve “normal” erkelerle, “düzgün” ilişkiler yaşamaya karar verdiler. Şimdi de o erkekleri bulamıyorlar. Çünkü “düzgün erkekler” ilişki CV’si çok kabarık kadınlarla evlenmiyor!

Kendi, kariyer sahibi, 30lu yaş kadınlar artık özgürlük mücadelesi yerine “düzgün adamlarla, normal ilişkilerde” mutluluk arıyor. Milliyetten Ece Temelkuran, bu durumu yazdı… Temelkuran herzamanki gibi, iyi bir tespitle yola çıkıp, yanlış bir tavsiyeyle yazısını bitiriyor:))

turkey90den ince bir öneri: Haşmet Babaoğlu ve Ece Temelkuranın bazı yazıları çok iyi oluyor ama asla bu iki ismin arkasından gidilmez! Gittiğinizde en son varacağınız yer, olduğunuz yerdir. tabi bir de bulunduğunuz yere daha depresif bir halde dönersiniz:))

ECE TEMELKURAN

MİLLİYET

Ben artık evlenmek istiyorum kardeşim. Bıktım bu hayattan diyen, artık sadece “huzur” isteyen ve nasıl olursa olsun “normal” bir adamla yetinmeye karar vermiş kadınlar için bir yazı…

Genç kadın hayata karşı korumasızdır. Kandırılmaktan, uygunsuz bir erkek tarafından baştan çıkarılmaktan korkmaktadır. Ama daha çok korktuğu şey evde kalıp bir kız kurusuna dönüşmektir. Genç kadın, annesinin şahane buluşu sayesinde gazetelerin çöpçatan köşelerine “Rumuz: Goncagül” imzasıyla mektuplar göndermeye başlar.

Aşk meşk istemiyordur, bunun nafile bir hayal olduğuna inandırmaya çalışıyordur kendisini. İstediği, artık istenebilecek tek şey olduğuna inandığı şey, basit bir evliliktir. Genç kadın, hayattan artık mümkün olan en az şeyi beklemektedir: Bir evi ve o evin içinde “resmen bağlı olduğu” bir erkeğin olmasını…

Belki bu tiyatro oyununun yazıldığı sıralarda ve söz konusu genç kadın gibi eğitimsiz bir ev kızı için anlaşılabilir bir durumdu bu. Yaşadığı mahalleden dışarı çıkmamış, o mahallenin değerlerini esas almış genç bir kadın için geçerli bir durumdu. Ama, günün birinde…

Sex and the Cityden “hayırlı kısmete”

Nedir anlamadım ama aylardır insanı şaşkınlığa uğratan kadınlarla karşılaşıyorum. Çok iyi üniversitelerde okumuş, aklı başında, düzgün, güzel, hatta genellikle bayağı güzel, havalı kadınlar bunlar. Otuzlarına yaklaşıyorlar ya da otuzlarına başlıyorlar. Arabaları, evleri, hayatları, işleri neredeyse her şeyleri var. Düzgün kitaplar okuyorlar, politik görüşleri var, dünyayı ve Türkiye’yi takip ediyorlar. Aptal falan da değiller yani, basbayağı akıllı kadınlar. Buraya kadar şahane. Ama sonra…

Konuşmaya başlayınca o güçlü, o kendi ayakları üzerinde duran kadınlar birden bir “Rumuz: Goncagül” karakterine dönüşüyor. “Kardeşim, ben artık evlenmek istiyorum. Normal bir adamla, normal bir evlilik. Daha fazla bir şey beklemiyorum artık. Çok ciddiyim!” Sonra nasıl ve neden yorulduklarını, artık “huzurlu” bir ilişki istediklerini, daha fazlası için enerjilerinin kalmadığını ve genellikle daha fazlasının olabileceğine inanmadıklarını anlatıyorlar.

Enteresan olan şu ki birkaç yıl önce annesi “bir aile dostunun düzgün çocuğu” ile tanışmasını istedi diye kavga çıkarmış bu kadınlar şimdi “görücü usulü evliliğin” ruhlarını yormadan, kendilerini hırpalamadan doğru düzgün bir evlilik için hayır denmesi gerekmeyen bir yöntem olduğunu bile düşünebiliyorlar. Nasıl bir yorgunluksa bu, artık eskiden “ev kızlarına” yakıştırdıkları yöntemleri kullanmaktan bile gocunmuyorlar.

Öyle ki, yıllar önce dalga geçtikleri kadınlara dönüşmekte olduklarına belki kendilerine acıyarak belki de artık kendilerine acıyamayacak kadar yaralanmış olarak bakıyorlar. Ve kadınlar söz konusuysa, trajediyle dalga geçmek çok kolaydır. Kadınların iyi yaptığı ve iyi ki yapabildikleri bir şeydir kendi kendileriyle ve yaralarıyla alay etmek.

Goncagüllere bir tavsiye

İnsan yorulur. Kadınların hayatta, iş yerlerinde tek başına durabilmeleri, insan kalarak durabilmeleri az hırpalayıcı değildir. Bir de bunun üzerine yorucu ilişkiler eklendi mi kadınlar otuzuna gelmeden bitkin düşüyorlar sanırım. Dinlenmek istiyorlar artık “sıradan” olmanın kucağında, kendileri hiç de sıradan olmamalarına rağmen. Mesele şu ki, sıradanlık dinlenilecek bir yer değil. Huzur, sanılanın aksine huzursuz bir hayattan çok daha yorucu, tüketici çoğu kez.

Bir de şu var: Diyelim ki buldunuz bir adam, kıydınız nikahı, oturduğunuz köşe yastığı gibi, kek tarifleri alıp veren kadınlardan biri olacağınıza, sanki hayattan ve kendinizden intikam alır gibi lanet olası mobilyalara ve tek taş yüzüklere bakacağınıza yemin ettiniz kendi kendinize. Üstelik hakikaten de dinlendirici buldunuz bunu bir parça. “Günün nasıl geçti şekerim”li bir hayatta istirahat verdiniz kendinize. Ya sonra dinlenince yorgunluğunuz geçerse? Ya yetmezse? Aldatmayı profesyonelce becerecek kadar sıradanlaşabilecek misiniz acaba? O kadar sığışabilecek misiniz sıradanlığın ikiyüzlülüğüyle kutsanmış hayatlara? Çünkü, insan gibi insanlar, o kalplerden öyle kolay kolay vazgeçmezler.

Belki de kabul etmek lazım. Hayat bir yorulma ve dinlenme döngüsü. Yorulunca dinlenmekten, dinlendikten sonra tekrar yorulmaktan başka çare yok. Belki de yaşamak böyle bir şey. Bir de şunu sormak isterim: Allah aşkına söyleyin, ne zaman bir erkek daha kolay yaptı sizin hayatınızı? Ne zaman? Yapmalı mıydı? O da var tabii…

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir