Rehberiniz-Başarının ‘baş’ düşmanı

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Başarının ‘baş’ düşmanı” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Başarının ‘baş’ düşmanı

Tıp ne kadar ilerlemiş olursa olsun, uzun ve sağlıklı bir yaşam her insan için garanti altına alınamıyor. Bazı insanlar biraz genetik biraz da yaşam tarzlarının sonucu olarak genç denilebilecek yaşta yaşamlarını yitirebiliyor. Organizasyonlar açısından da durum pek farklı değil. Ayrıca organizasyonlar insanlarla karşılaştırıldığında çok daha çeşitli ve tehlikeli hastalıklara yakalanabiliyor ve bu yüzden de yaşamları insanlara göre çok daha kısa sürüyor.

Organizasyonların yaşam sürelerinde patron ve üst düzey yöneticilerinin tarz ve davranışları her şeyden daha belirleyici oluyor.

Organizasyon deyince…

Organizasyon deyip geçmeyin. Biri batar biri çıkar gibilerinden konuyu basite indirgemeyin. Organizasyonların kalıcılığı ve sürekliliği bir toplum açısından çok önemli unsurları içinde barındırıyor. Konuyu yalnızca sermayerdarların kişisel servetlerini artırması açısından değil yatırım yapılan varlıklar, istihdam edilen çalışanlar, üretilen bilgi birikimi, bu organizasyona mal ve hizmet sağlayan tedarikçiler açısından değerlendirdiğimizde yok olan bir organizasyonun ekosisteminde yarattığı deformasyonun önemi tüm çıplaklığı ile görülebiliyor.

Günümüzde iş yaşamında başarıyı yakalamak çok zorken ve birçok girişimci bunu başaramadan pes ederken, başarıyı elde etmiş ve bunu sürekli kılmış girişimcileri bulmak neredeyse imkansız bir hal alıyor. Bu durum, başarılı bir girişimci olmak için gerekli olacak kişisel meziyetler ile başarıyı yakaladıktan sonra organizasyonun sürekliliğini sağlayacak meziyetlerin birbirinden farklı olması hatta birbiri ile çelişmesinden kaynaklanıyor. Diğer bir deyişle işin kuruluş ve gelişme döneminde girişimciye başarıyı getiren tutum ve yaklaşımlar, organizasyonun olgunlaşma döneminde aynı olumlu etkiyi vermiyor aksine organizasyonun sonunu dahi getirebiliyor.

Başarılı girişimcilere başarının formülünü sorduğunuzda neredeyse hepsi çok çalışmak teması üzerinde hem fikir oluyorlar. Bu yanıt “işi tutkuyla sevmek” anlamına geliyor ki, konu üzerinde biraz kafa yorduğunuzda bu yanıtın oldukça mantıklı olduğunu görebiliyorsunuz. Nitekim bir şeyi tutku ile sevdiğinizde tüm önceliğiniz o şey oluyor ki, o şey de ruhunuzun en temel parçası haline geliyor.

İşinin uzmanı

Girişimcileri başarıya götüren bir diğer unsur ise yaptığı işte uzman olmak. İşi ana hatlarıyla bilmenin ve yapmanın ötesinde, işin kitabını yazacak noktaya gelmek, sektöründe en iyiler arasında anılmak uzmanlaşmanın bir ölçüsü olarak değerlendiriliyor.

Tutku ile işini sevmek ve konusunda uzmanlaşmak başarıya ulaşmanın en kritik unsurları olsalar da, başarıyı yakalayan girişimcilerde bu özellikler asgariden bulunuyor. Ancak girişimcileri zirveye taşıyan bu iki unsur, o kişinin zirveye çıkardığı organizasyonun orada kalmasını sağlayamıyor. Başarıya ulaşıp orada kalmanın gizli formülü başkalarını dinlemekte, yaptıkları hataları fark edip ders çıkarmakta, en kısa tabiriyle açık fikirli olmakta, “kibirli olmamakta” yatıyor.

Binlerce patron ve profesyonel üst düzey yönetici başarının basamaklarını üçer beşer hızlıca tırmanıp bir anda kendilerini zirvede bulduklarında kibir denen ölümcül hastalığa yakalanıyorlar. Hastalığa yakalanmalarının en temel nedeni bu tarz kişilerin çoğunun zirveye çıkarlarken genelde tek başlarına hareket edip bu başarıyı kendi çaba ve özelliklerine mal etmeleridir. Bu da “ben bu iş için yaratılmışım benden başkası bu işi yapamazdı” duygusunu beraberinde getiriyor.

Bu yüzden birçok başarılı patron ve üst düzey yönetici tek başına karar almayı alışkanlık haline getirdikleri için ekiplerini yalnızca söyleneni yapacak kişilerden oluşturuyorlar. Bu tarz kibirli patronlar ve üst düzey yöneticiler, farklı görüşleri olan, bu görüşleri söylemekten çekinmeyen ve çoğu zaman da görüşlerinde haklı çıkan yöneticilerle çalışmaya dayanamıyorlar. Çünkü bu durum onların egolarını zedeliyor ve bu tarz yöneticilerle uzun süre çalışamıyorlar. Bununla birlikte kibirli patron ve yöneticiler “vitrin olması” açısından iyi eğitim görmüş, önemli deneyimler kazanmış yöneticileri yanlarından ayırmıyorlar ve onlara iyi ücret ve olanaklar sunuyorlar. Ancak bu kişileri karar süreçlerinde bir danışman olarak dahi kullanmayıp yalnızca iş yapacak ya da şirketi bir yerlerde temsil edecek pozisyonlar olarak görüyorlar.

Kaçınılmaz son…

Lugatında istişare yazmayan bu tarz patron ve üst düzey yöneticiler buldozer yapıları sayesinde tutku ile bağlandıkları işlerini bir yere kadar getirip sonunda tıkanıyorlar ve beraberinde işlerinin de geleceğini tıkıyorlar. Gelinen noktaya saplanıp bir adım öteye gidemediklerinde sinirlenip gaza daha çok bastıklarında bu sefer mevcut iş organizasyonlarına kalıcı ve ciddi zararlar verebiliyorlar. Ardından kaçınılmaz son için kader ağlarını örmeye başlıyor.

Vehbi Koç örneği

Tabii ki tüm girişimciler böyle değil. Nadir de olsa bazı girişimciler istişare etmeye çok açıklar, karar almadan önce çevresindeki kıymetli yönetici ve uzmanlardan görüş ve öneri alıyorlar. Topladıkları bu verileri, sağduyuları ve doğuştan gelen girişimcilik özellikleri ile harmanlayarak nihai kararı kendileri veriyorlar. Bu tür girişimcilerin yanlarında değerli ve çok yetenekli profesyoneller yetişiyor ve bu profesyoneller kariyerlerinin önemli bir kısmını bu kişi ile birlikte geçirmekten büyük keyif alıyorlar. Bu tür girişimcilerin de kurduğu organizasyonlar sürekli büyüyor, gelişiyor ve uzun yıllar yaşıyor. Benim de kariyerimin bir kısmını geçirdiğim, tanışma ve uzaktan da olsa yaklaşımlarını görme ve hissetme şansını bulduğum Vehbi Koç da, istişare eden nadir girişimcilerden biriydi. Kurduğu ve geliştirdiği şirketler grubu, kurumsallaşma adına ülkemizde bu konuda uğraş verenlere çok önemli bir örnek teşkil etti.

Kurduğu organizasyonun sürekliliğini arzu eden ve bunu nasıl başaracağını arayan girişimciler Vehbi Koç’un tarz ve yaklaşımlarını anlatan kitapları okuyarak kendilerine iyi bir yol çizebilirler.

Kitapların sonunu söylemek gibi bir huyum olmamakla beraber, birçok girişimcinin başkasından birşeyler öğrenecek zamanı olmadığını –belki hevesi demem daha doğru olurdu- bildiğim için bu kitaplardaki ana fikri bir seferlik olsun sizlerle paylaşmak isterim: Süreklilik için; kibiri, ben bilirimi bir tarafa bırakın; başkaları ile istişare edin; çevrenizde görüşlerini sizlerle paylaşmaktan çekinmeyen yöneticiler barındırın, onların eleştrilerine kulak kabartın, eleştirilerin arkasında art niyet aramayın. Dünyada değişim son sürat devam ediyor. Kimse tek başına bu değişimi takip edemez ve kritik kararlara imza atamaz.

Yazar: www.yenibiris.com

Kaynak: http://Hüseyin Adanalı

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>