Rehberiniz-Başarı erkekleri neden “çekici “yapar?”

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Başarı erkekleri neden “çekici “yapar?”” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Başarı erkekleri neden “çekici “yapar?”

Tayyip Erdoğan yakışıklı mı?

Bilmiyorum. Beni de ilgilendirmiyor. Bilinen o ki, iktidar, erkekleri kadınlar gözünde yakışıklı kılıyor. Peki ya iktidardaki erkek? O bu koca yalana nasıl inanıyor?

Arthur Miller kendisine dünya çapında şöhret getiren oyunu “Satıcının Ölümü”nü yazdığında Mary ile evliydi. Oyun ilk kez Philadelphia’da sahnelendi.

Salon alkıştan yıkıldı.

Seyirciler bu deha karşısında hayranlıkla eğilmişlerdi.

O büyülü gecenin sonunda eve dönerken eşi Mary arabada yanında oturuyordu.

Radyoda bir eleştirmen oyunu methediyordu.

Onu dinlediler.

Miller daha sonra “Dönenceler” adını verdiği anılarında, hayatının bu gerçek sahnesini şöyle anlatacaktı:

O akşamki zafere erişmek için tüm yaşamım boyunca mücadele etmiştim. İşte erişmiştim ona… Kutlanan adam bendim ve hayret, onun benimle, benim onunla pek az alakamız vardı.

Gücün, yabancılaştırıcı etkisi…

Daha ilk akşamdan hissettirmişti kendini…

Bu etkiyi daha da yoğun hissedecek kadın, hemen yanında susuyordu.

Başarının yaratacağı iktidar, onu etkiliyor ama aynı zamanda da ürkütüyordu.

Sevdiği adamı hem daha çok insanla hem de içinde şişecek “ego” adlı bir virüsle paylaşmak zorunda kalacaktı.

Şöyle yazdı Miller:

Başarmış olmanın o anlatılmaz afrodizyak etkisi ortaya çıkmış ve arabada eşimle aramıza girmişti bile…

Sermayenin hayranlığı

Türkiye’de yatırıma hazırlanan küresel medya devi Rupert Murdoch, New York’ta buluştuğu Başbakan Erdoğan’ı “Karizmatik olduğu kadar yakışıklı da” diye tarif edince açıldı tartışma…

Murdoch’un Başbakan’ı yakışıklı bulmasında şaşacak bir şey yok; dünyanın her yerinde iktidar, sermayedara albenili görünür.

Ama mesele orada kalmadı.

Murdoch’un teşhisi farklı kesimden kadınlara soruldu ve çoğundan neredeyse ağız birliği etmişçesine aynı yorum duyuldu:

Evet… Çok yakışıklı… Korkunç etkileyici… Müthiş karizmatik!

İçlerinde en samimisi Pakize Suda idi.

Bulunduğu konum insanı yakışıklı ve çekici yapıyor dedi Suda: “Yoksa Turgut Özal’la Ahmet Mete Işıkara en seksi erkek seçilirler miydi?”

Konum durumundan seksi

Yaşı tutmayanlar için hatırlatalım:

Kadınca dergisinin bir anketinde, o dönem Başbakan olan Özal, “Türkiye’nin en seksi 10 erkeği”arasına girmişti.

İktidar büyüsünün kadınların gözünü nasıl kamaştırıp bağlayabildiği, ilkin o zaman fark edilmişti.

Suda “Onların da sadece konumlarından dolayı gözümüze seksi göründüklerinin farkındaydık” itirafını yapıyordu.

Anlaşılan o ki iktidar, şifalı bir kaplıca suyu gibi, içeni çirkinliklerden arındırıyor; şekilsiz vücutlara şekil, sevimsiz çehrelere şirinlik katıyordu.

Erk ve erkek

Kadınların erkekle ilişkisini, “erk”le ilişkisinden bağımsız düşünmek zor…

Hatta kimi durumlarda kendilerini aşağılayan bir dünya görüşüne sahip olanlara hayranlıklarına bakıp “Çaresizliğin son kertesinde cellatlarına aşık olduklarını” söylemek de mümkün…

Erdoğan için “Karizması var ama bıyıkları çirkin” diyenler de oldu; sanki bir tutam kıl, koca bir karizmayı gölgeleyebilirmiş gibi…

Çekiciliğin kaynağı elinde tuttuğu kudret değil de, dudağına astığı bıyıkmış gibi…

Başbakan bıyığını kesse daha yakışıklı olur mu bilmem; bildiğim o ki, iktidar, her türden defoyu gizleyen, parlak bir örtüdür aynı zamanda…

Çirkin sayılan bıyıklara bile hayran bırakabilecek kadar göz kamaştırıcı bir örtü…

ERKEKTE İKTİDAR

Eşim bana eş mi?

Başbakan bıyığını kesse daha yakışıklı olur mu bilmem; bildiğim o ki, iktidar, her türden defoyu gizleyen, parlak bir örtüdür aynı zamanda… Çirkin sayılan bıyıklara bile hayran bırakabilecek kadar göz kamaştırıcı bir örtü…

İktidarın kadınları etkileme gücü tartışıldı; ama yazının girişinde örneklediğim konu ihmal edildi.

O konu, başarının, zaferin, iktidarın, baş döndüren, kişilik öldüren yan etkisi…

Pek az iktidar sahibi Miller gibi “Alkışlanan adamla benim aramda hayli mesafe var” itirafını göze alabilir.

Çünkü alkışlar, zaafları kapamaya bire birdir.

Birbirine hızla çarpan, kendisine gıptayla uzanan ellerin şehvetiyle muktedir, kısa zamanda körleşir.

Kendini fazlaca ciddiye almak, kalıcı bir iktidar sorunudur.

İktidar kasılması, acıdan ziyade haz veren bir kramp gibi, gerer adamın bedenini… Yürüyüşünü değiştirir.

Zamanla aynalara sığmazsınız; konuşmanıza bir bilmişlik gelir. Bindiğiniz arabalar, yaşadığınız odalar, doğup büyüdüğünüz coğrafyalar dar gelir.

Eşinizi kendinize eşdeğer bulmamaya başlarsınız.

İktidar hapının yan etkilerinden biri şımarma ise, diğeri boşanmadır.

Nitekim Miller, alkışların baş döndürücü etkisiyle çok kısa zamanda eşinden ayrılıp “Amerika’nın yarısının arzuladığı şey”e, yani Marilyn Monroe’ya koşmuştur.

Ego balonu patlatılmazsa

İşin acıklı yanı, alkışların gürültüsü, sağduyulu uyarıların duyulmasını da engeller.

Eleştirileri çekememezlikten sanırsınız.

İltifatları gereğinden fazla ciddiye alırsınız.

Methiyelerin kürkünüze, koltuğunuza, cüzdanınıza değil, kendinize yapıldığı zannına kapılır, aldanırsınız.

Şişmiş egonuz, yanınızda inat ve cesaretle onu patlatacak aklı başında birisi yoksa, yavaş yavaş ayağınızı yerden kesmeye başlar.

Uçarsınız.

Onca “ego parlatıcı”nın yanında, “ego patlatıcı”nın da işi zordur.

Herkes hayranlıkla gaz verirken, umursamazca gazını alan biri, bir süre sonra iktidar sahibine katlanılmaz gelir.

Kontrolden çıktığı an, o andır.

Koltuğumu mu seviyor, beni mi?

Aslında muktedir de bir bakıma iktidarının kurbanıdır.

Zamanla samimi sevgiyi, yalakalıktan ayırmakta zorlanacaktır.

Acaba kim koltuğuna, kim kendisine aşıktır?

Kutlanan adamla kendisi aynı insan mıdır?

Aynada gördüğü adam gerçekten yakışıklı mıdır; yoksa bu yalanlar iktidarının ömrüyle mi sınırlıdır?

Bunu, devrilmeden anlayamayacaktır.

O halde fazla kafa yormanın anlamı yoktur.

Pohpohlanmanın konforunda bu yakıcı sorunun stresinden derhal kurtulur ve bu türden “önemsiz ayrıntı”larla ilgilenmez olur.

İlginin kendisine değil, unvanına olduğunu, ancak unvanını yitirdiğinde anlayacaktır.

İktidar yüzüğünü ateşe atmak

Ondan sonrası, iktidarsızlaşma dönemidir.

Bu bunalım döneminde, mevkisiz de bir değerinin olup olmadığı sorusuna cevap arayacaktır.

Varsa, yani kadınlar hâlâ kendisini yakışıklı buluyor, fırça bıyıklarının yüzüne uyup uymadığını tartışıyor, insanlar iltifatlarını esirgemiyorsa, yaşamak kolaylaşacaktır.

Yok, devrilir devrilmez “yakışıksız” bir şekilde yalnızlığa terk edildiyse, iktidar döneminin anılarıyla düşmüş halini kıyaslayıp çileden çıkacaktır.

En iyisi, Frodo gibi iktidar yüzüğü aklınızı başınızdan almadan, adamı yoldan çıkarmadan, onun cazibesini kontrol altına alabilmek ve şakşakçıların itirazına kulak asmaksızın onu zamanlıca bir yanardağın lavları arasına atabilmektir.

Bunu yapabilenlerin o kalender yakışıklılığını kimse tartışamaz bile…

Yazar: Can dündar

Kaynak: http://Milliyet

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>