Rehberiniz-Arkadaşlığınızın dozu ne olmalı ?

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Arkadaşlığınızın dozu ne olmalı ?” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Arkadaşlığınızın dozu ne olmalı ?

Birçok anne çocuğuyla arkadaş olabilme çabasındadır: “Çocuğumla çok iyi arkadaşız. Her şeyi benimle konuşur” sohbetleri, annelerin gurur kaynaklarından biridir. Okul öncesi yıllarda oyun arkadaşlığı olarak başlayan bu ilişki, ilk çocukluk yıllarında daha çok duyguların, yaşanan olayların, günlük mutluluk ve sıkıntıların paylaşılması ile arkadaşlık özelliği taşımaya başlar. Çocuğun her şeyini anne ile paylaşması, anne için çocuğun korunması niteliğini de taşır. Böylece yaşadığı sıkıntılar ve üzüntülere çözümler üretmek, okul ve arkadaş problemlerine müdahale etmek, onun yalnız hissetmemesi için tüm önlemleri almak mümkün olacaktır.

Buraya kadar her şey normal ve güzel. Tabii ki çocuklarla arkadaş olmak, onlarla konuşabilmek çok önemli. Özellikle tehlikeli bir dünyaya açılacakları ilerki yaşlarında onlarla ve arkadaşlarıyla iyi ilişkiler içinde olmak, başlarına gelebilecek olumsuz şeylere karşı bir önlem bile olabilir. Ama bunun sınırları ne olmalı?

15 yaşında oğlu olan Reyhan Gümüş, şöyle anlatıyor: “Oğlum 7-8 yaşlarında iken onunla o kadar iyi arkadaş olmuştuk ki, kendi arkadaşları ile görüşmez, oynamaz olmuştu. O zaman biraz kendimi geri çekmek durumunda kalmıştım. Şimdi 15 yaşında ve yine iyi arkadaşız. Ama kendi arkadaşları da var.”

Dolayısı ile dozunu kaçırmamız da mümkün olabiliyor ve bunun sakıncaları da yaşanabiliyor. Reyhan Gümüş gibi durumu hemen fark edip önlemini almak çok önemli.

Pedagoglar, unutulmaması gereken şeyin, anne ile çocuğun arkadaşça olabileceği ama gerçek anlamda arkadaş olamayacağı olduğunu söylüyorlar. Çünkü anne olmak zaten yeterince yüklü ve sorumluluk gerektiren bir rol. Çocuğa “iyi anne” olabilmek zaten arkadaşça olmayı kapsıyor. Bir yandan da çocuğun arkadaşı olmaya çalışmak, hem anne için hem de çocuk için zorlayıcı olabilmekte. Okul öncesi dönemden itibaren (yaklaşık 3 yaş civarı) tüm çocuklar yaşıtlarıyla arkadaşlık etme ihtiyacındadır ve anneleriyle paylaşamadıkları birçok şeyi arkadaşlarıyla paylaşırlar. Anneleriyle oyun deneyiminde öğrenemedikleri birçok şeyi arkadaşlarıyla birlikteyken öğrenirler. Her çocuk için arkadaşlarıyla olan ilişkileri özeldir, gereklidir ve yerini başka hiçbir ilişki tutamaz.

Genellikle annelerin çocuklarını koruma güdüsü ve onların psikolojik gelişimlerini destekleme düşüncesi, onlarla yoğun bir şekilde arkadaşlık etme çabasına dönüşmekte. Birçok çocuk için bu durum başlangıçta çok keyiflidir. Her çocuğun elbette annesiyle oyun oynama, onunla duygularını paylaşma, keyifli zaman geçirme ihtiyacı vardır. Ancak bunun ayarını iyi tutturmak önemli. Belirleyici olan, çocuğun arkadaşlarıyla ilişkiye zamanının olup olmadığı. Eğer çocuk arkadaşlarıyla olmak yerine annesiyle birlikte olmayı tercih ediyorsa, anne ile son derece arkadaşça bir ilişki içinde de olsa sosyal anlamda zorluk çekiyor demektir. Aslında her çocuğun annesiyle ilişkisinde yıllar geçtikçe farklılaşma olması beklenir. Yaşla birlikte çocuklar daha bağımsız, daha sosyal, daha dışa dönük olurlar ve bebeklik dönemindeki anneye bağımlılık ihtiyacı yerini bağımsızlık ihtiyacına bırakır.

Bu bağımsızlaşma esas olarak 3 yaşlarında başlar ve ergenlikte en üst noktasına ulaşır. Okula başlama ile birlikte çocuğun hayatında arkadaşlık çok daha özel bir önem kazanır. Ailelerin bu yıllarda çocuklarının arkadaş edinmesi ve bu arkadaşlıkları sürdürmesi konusunda fırsat yaratmaları ve teşvik etmeleri önemli. Ancak birçok aile derslerine engel olacağı düşüncesi ile çocuklarının arkadaşlıklarını engellemekte. Bu tip ailelerde, çocuğun hem yalnızlık hissi hem de anneye bağımlılık özelliği belirgin olmakta. Anneyle ilişkiye alışkın ve dış dünyada fazla ilişki deneyimlememiş bir çocuk, dış dünyayı daha korkutucu, daha tehditkar algılamakta ve başka çocuklarla duygusal ilişkiler kurup sürdürmekte güçlükler yaşamakta.

YAŞLARA GÖRE ARKADAŞLIĞINIZIN BOYUTU

Annelerin çocuklarıyla arkadaşça bir ilişkide olmasının, çocukların psikolojik gelişimleri açısından önemi muhakkak. Hatta arkadaşça bir tutumun nasıl olması gerektiği konusunda neredeyse hamilelik döneminden itibaren bir anne adayının kendini eğitmesi gerekmekte.

Arkadaşça tavır bebeklik döneminde onu sevgiyle, şefkatle kucaklamak, tüm ihtiyaçlarını zamanında, yeterince ve mutlulukla karşılamak ve dış dünyanın onu kucaklayan, seven güvenli bir yer olduğunu fark ettirmekten ibaret. Becerileri geliştikçe, becerilerini destekleyecek faaliyetlerde ona destek vermek, kendini geliştirmesine olanak tanımak önem kazanır. 2 yaş civarı oyun malzemeleri iyice dikkat çeker ve annenin görevi ona bu malzemeleri tanıtmak, sevdirmek, bu malzemelerden keyif almasında ona yardımcı olmaktır. 3 yaşında dış dünya ile ilişki epeyce artar ve artık sosyal ortamlar ilgi çeker. Annenin görevi mümkün olduğunda başka ortamlarda bulunmasını sağlamak ve oyunlarında onun yaratıcığını desteklemektir.

Yuva dönemi boyunca, çocukla oyun oynamanın yanı sıra, ona empatik yaklaşmak, duygularını anlamak ve anlatmasına fırsat vermek önem taşır. Empatik (duyguları anlayan) tutum çocuğun bir anlamda yetişkinlik dönemi ilişkilerine de hazırlanması anlamına gelir. Annenin çocuğun kendi arkadaşlarıyla yaşadığı problemlerde kendi kendine çözüm bulabilmesi için dinlemeye ve anlamaya özen göstermesi gerekir. Bu gibi durumlarda asla kendi çözümünü önermemelidir. Çünkü anne ile çocuğun arkadaşça bir ilişki içinde olmasının amacı onu dış dünyaya hazırlamaktır.

Çocuğun anne ile duygularını ve düşüncelerini paylaşmasının temelleri de aslında okul öncesi dönemde atılır. Çocuklar duygularını anlayan ve her koşulda destekleyen anne-baba tavrı karşısında kendilerini rahat ifade edebilirler. Anlaşılmış olma hissi, hem çocuğun kendi duygusunu anlamasına hem de anne-baba tarafından kabul görülme hissinin oluşmasına katkıda bulunur. Tersi olarak duyguları bastırılan, sürekli mantıklı çözümler önerilen, duyguları için eleştirilen (örneğin; bunda üzülecek ne var, gibi) çocuklar, hem duygularından utanmayı öğrenirler hem de özellikle olumsuz duygular yaşadıklarında bunları anneleriyle paylaşmaktan kaçınıp daha çok içlerinde yaşarlar.

Uzun lafın kısası, çocuklarımızla arkadaş olmak, bir arkadaş gibi konuşmak, gezmek, oynamak ve paylaşmak çok güzel. Ama sınırları aşmak sadece onları değil, bizi de rahatsız eder. Ne kadar yakın olursak olalım, ileride bazı detayları onların ağızlarından bir arkadaşına anlattıkları gibi dinlemenin bize ağır geleceğini de unutmayalım.

Kaynak: http://Hürriyet

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>