Rehberiniz-Aradaki yedi farkı bulun!

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Aradaki yedi farkı bulun!” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Aradaki yedi farkı bulun!

İnternetin hayatımıza girmesiyle, aşk yeni bir boyut da kazandı. Sanal aşk denilen bir kavram oluştu. Barlar, arkadaş toplantıları, okul gibi çeşitli tanışma ortamlarına yeni bir tane daha eklendi. İnternet!

Profiller kimlik kartı kadar önemli olmaya başladı. Bir veya birkaç resim ve birkaç satırla kişi hakkında fikir sahibi olmaya çalışıldı. Yazışmalar sohbetlerin, fotoğraflar bedenlerin yerini tutmaya başladı. Gülüşünü hiç görmediğimiz, kokusunu bilmediğimiz, sesini duymadığımız kişilere bağlandık . Bilgisayarın başına randevuya gider gibi heyecanla koşmaya başladık. Resmini her gördüğümüzde onu görmüş kadar mutlu olduk. Kelimeleri sıralayışından anlamlar çıkarttık. İşaretlerle duygularını anlamaya çalıştık. Zihnimizde yarattığımız aşk ile, yarı hayal, yarı varsayım, yarı gerçek aşklar yaşadık. Gözyaşı döktük, uyuyamadık. terk edildik, aldatıldık. Sonunda O’nu kişi listesinden sildik.

“ Sanal aşk” ın hayatımıza girmesiyle yeni bir deyim daha oluştu. “ Reel aşk” . Bildiğiniz kanlı canlı ilişkiydi bu. Tenini, kokusunu, bakışlarını bildiğiniz, capcanlı biri. Birçok kişi “ Reel aşk” ı savundu, sanalın bilinmezliği ve güvensizliğine karşı. Gerçek, doğru ve güvenli olandı. Yüz yüze bakabileceğimiz, ses tonundan ne hissettiğini anlayabileceğimiz gerçek sevgili. “Öpüyorum” dediğinde öptüğünü hayal etmek yerine, gerçekten öptüğümüz sevgilimiz. Beş duyu organımızla yaşadığımız bir aşk.

Ancak zaman içinde işler hiç de öyle yürümedi. Son teknoloji cep telefonlarımız, bilgisayarlarımız ile internet kolumuz bacağımız kadar parçamız oluverdi. Reel olanın içine sanal olan karışmaya başladı. Yarım saat önce ayrıldığımız sevgilimiz aklımıza düştüğü an, muhteşem cep telefonumuz imdadımıza yetişti. Hemen “ Ne haber? “ yazıp onu nasıl da düşündüğümüzü, hatırladığımızı gösterebildik. Harika telekomünikasyon araçları insanları birleştirmeye adamıştı kendini. İletişim inanılmaz boyutlardaydı. Sevgilimiz daha aklımızdan geçmeden ona bir “ Enter” tuşuyla ulaşabildik. Her sabah “ Günaydın aşkım” dedik mesajlarımızla. Yatmadan satırlar boyu vedalaştık. “ Seni düşünüyorum” yazdık daha düşünmeye fırsat bulmadan.

O’nu merak ettik yazdık, Özledik yazdık. Alındık yazdık, kızdık, öfkelendik, pişman olduk hep yazdık. Aklımıza her geleni parmak marifetiyle satırlara döktük ve O’na gönderdik. “ Reel aşk”ımızı her gün biraz daha sanallaştırdık. Beş duyu organımızı bir kenara atıp, aşkımızı hayalleştirdik. Mesajımızı aldığında yüzünün ne hal alacağına, neler hissedeceğine kendi zihnimizde kararlar verdik. İki satır kompozisyon yazmakta zorlanan bizler, mükemmel mesajlar yazmayı öğrendik. Yüzüne söyleyemeyeceklerimizi söyleyebildik. Onu takip etmeye başladık. Kişisel iletisine her yazdığından, her paylaştığı videodan bizi sevip sevmediğini anlamaya çalıştık. Arkadaş listesinden muhtemel rakiplerimizi anlamaya çalıştık. Maillerle kavga edip, mesajlarla ayrıldık.

Gerçek aşkı sanallaştırdık ve adına iletişim dedik. Bilgisayarın veya telefonun arkasındaki kişiyi, oyun kahramanı gibi görmeye başladık. Her kavgamız, her barışmamız atladığımız veya kaybettiğimiz “level” lar olup çıktı. İçimizdeki öfkeyi “enter” tuşuyla aktardık. “ Sevgimizi defalarca okuttuk. Sonunda başardık. Gözüne bakıp, tenini hissettiğimiz, kokusuna bakışına aşık olduklarımızı, birer hayale çevirdik. İlişkilerimizi “ kişisel iletilerimiz” ile paylaştık. Bilgisayar oyunlarının ölmeyen kahramanları gibi, ölmeyen sevgililer yarattık zihnimizde. Aklımıza gelen dilimize düşmeden “ enter”ladık.

Ve biz hala buna “ Reel aşk” demekte ısrar ettik. Sanal maskelerin, cep telefonlarının ardına saklandık. Yine gözdeki ışıltıyı, gülüşteki sıcaklığı kaçırmaya başladık. Sevgimizi, öfkemizi her an hiç düşünmeden aktardığımız yazılı bir ilişkiye çevirdik aşklarımızı.

Bazılarımız bütün “level”ları atlayıp evlenmeyi başardı. Ancak “ game over” olmadı. Mutlu son değildi evlilik. Mesajlarla sevgimizi yaşadığımız biricik aşkımızla evlenerek sahip olduğumuz iletişimi de zaman içinde kaybetmeye başladık. Eskisi kadar mesajlaşmıyor diye şikayet etmeye başladık. Birlikte yaşamanın ne anlama geldiği hakkında hiçbir fikrimiz yoktu. O sanki bir oyundu ve alışkanlığımızdı. O’na mı bağımlıydık yoksa bütün bir gün zihnimizdeki her fırtınayı aktarabilmeye mi? Seni seviyorum kelimesini okumadan hissedememeye başladık. “ Saçlarının kokusunu özledim” yazdık ama akşam eve gelince koklamadık. Biz yoksa bunu yazmayı mı sevdik? Her birimiz birer senarist mi olduk yoksa? Yazılarla yaşadığımız, yaşattığımız aşkları mı sevdik? Doğala sahteyi tercih mi ettik? Tepkilerimizi “ enter” hızında vermek, durup düşünmekten daha mı kolay geldi. O’na çok daha kolay ulaştıkça daha mı yalnız hissettik?

Aşklarımız, sevgilerimiz, kavgalarımız, ilişkilerimiz, dilini hiç anlamadığımız altyazılı bir film oldu. Hayatımızı nasıl da altyazıları okumaya çalışırken kaçırdık. Filmden nasıl da koptuk. Ve biz buna “Reel” dedik. Gazete bile okumazken, hayatımızı okumayı seçtik. Kelime kalabalığında kaybolup “yapma”yı unuttuk. Sanal paralarla yaşadığımız kredi kartlı hayatımızı, mesajlarla yaşadığımız sanallaşmış aşklarımızı mı seviyoruz? Saymadan harcadığımız her kuruşu faiziyle öderken, düşünmeden “enter”ladığımız her sözle biraz daha mı yalnız kalıyoruz? Yoksa doğal ve gerçek olan en büyük şeyden “ kendimiz”den mi uzaklaşıyoruz? Hayatı hiç anlamadığımız bir dilin altyazısı kadar gerçek, enter kadar hızlı ve geri dönülmez mi yaşıyoruz?

Geçenlerde Bruce Willes’ın “Suretler” adlı filmini izledim. Filmde, insanlar bir odada tek başlarına bilgisayarlarına bağlanıyorlar ve dış dünyada kendi yerlerine var olan robotlarını kontrol ediyorlardı. Filmi daha önce izlemiş olanların tepkisi hep aynıydı. “ Çok korkunç! Bir gün dünya böyle mi olacak?”

Dünyanıza bir bakın şimdi.. Arkasına saklandığınız ekranlarınıza, cep telefonlarınıza.. Umarsızca sarfettiğiniz aşk ve öfke sözcüklerine.. Bankada borç hanenizde biriken sanal paranıza. Tükettiğimiz ilişkilere, paralara, sevgilere bir bakın.. Kendimizden, düşünmekten, hissetmekten ne kadar uzak olduğumuza bir bakın. Sanallığın hayatımızı nasıl kuşattığına ve nasıl doğalın sahteleştiğine bir bakın. Aradaki 7 farkı bulun

Yazar: Fatoş Cömert

Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>