Rehberiniz-Amelelik yaparak okudu, şimdi rektör koltuğunda

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Amelelik yaparak okudu, şimdi rektör koltuğunda” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Amelelik yaparak okudu, şimdi rektör koltuğunda

Anne babası okuma yazma bilmeyen bir çocuk olarak ya onların izinden gidecekti, ya da kendine yeni bir yol açacaktı. O, az gidilmiş yolu seçti. Amelelik yaparak üniversiteyi bitirdi, gün geldi akademik kariyerin zirvesibe çıktı. İşte Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şenay Yalçın’ın başarı öyküsü…

İNŞAATLARDA ÇALIŞARAK OKUDU, ŞİMDİ REKTÖR KOLTUĞUNDA

Anne babası okuma yazma bilmeyen, yazları tarlada ve inşaatlarda amelelik yaparak harçlık çıkaran Prof. Dr. Şenay Yalçın, bugün akademik kariyerin doruğunda.

Erzurum’un Olur ilçesine bağlı Karacasu Köyü’nde çıtalarla çatısı oluşturulan saman ve çamurla arası doldurulan tek göz odada 1953 yılında dünyaya geldiğinde kaderi kardeşlerinden pek de farklı görünmüyordu. Şenay Yalçın, okuma yazma bilmeyen anne babanın 11 çocuğundan hayatta kalan 6’ncısı olarak Yalçın ailesine katıldı. Doğduğu andan itibaren ağabey ve ablalarından farklı, meraklı ve haylazdı. Babası da işte bu nedenle onu daha 6 yaşındayken 180 haneli köyde imam amcasının gayreti ile açılan okula giden abla ve ağabeyinin yanına kattı. Şenay Yalçın, ortaokul mezunu eğitmen Sabri Çelik’in üç sınıfı birden okuttuğu sınıfta hevesle yerini aldı. Annesinin diktiği siyah çuvalın içine her sabah fasulye taneleri ve kibrit çöpüne benzer çubukları atıp, karla kaplı okul yolunda zıplaya zıplaya gidip geldi. Sıralara sığmayan fasülye ve çöplerle sınıftaki ağabey ve ablaları gibi yere serperek harfleri yazdı. Çünkü yazacak ne kalemi, ne de defteri vardı. Okula başlar başlamaz okuma yazmayı öğrendi. Daha çok öğrenmek, yazmak istiyordu. Sınıfında birkaç kişide bulunan kalem ve defterden birine sahip olmak en büyük hayaliydi. Ne sıhhiyeciden aldığı iğne içindeki plastikten yapılan silgisi, ne de abi ve ablasının silerek yeniden yazmaya başladığı defteri onu mutlu ediyordu. Yepyeni defterlere, kitapları çantasına doldurmak istiyordu.

Kendi deyimiyle “şeytana uyduğu” bir anda annesinin sandığında karşısına çıkan 2 lirayı aldığı gibi okula koştu. Alfabe ve okuma kitabı aldı. Daha sonra da bakkalda yepyeni defter ve kalemlere kalan parasını saydı. Cebinde kalan birkaç kuruşla da uzun zamandır göz diktiği birkaç kuru üzüme harcadı. Ama, suçlulukla karışık bu mutluluğu uzun sürdmedi. Hayatının ilk ve son hırsızlığında yakayı ele verdi. Babası okul malzemesi aldığı için sesini pek çıkarmadı.

Okuma yazması olmayan, hayvancılıkla geçinen.. bey oğlundaki okuma hırsını görüyor, içten içe mutlu oluyordu. Ne kendisi, ne de eşi tek harfi tanımıyordu ne de olsa. Resmi bir yere yazı yazılacaksa orman memurunu bulup, ona yazdırıyor, gelen mektupları da onlara okutuyordu. Gerçi çocukları da artık öğrenmişlerdi ama memurlar herşeyin iyisini bilirdi ne de olsa.

Yine de oğluyla içten içe gurur duyuyordu. Eğitmen de Şenay’daki bu okuma hırsını görmüş, başarısı karşısında 2’inci sınıfı okutmamış, doğrudan 3’üncü sınıfa geçirmişti. Bu ilk üç sınıfı bitirince yedeksubay olarak öğretmenlik yapan İsmet İntepe’nin sınıfına geçti Şenay. İstanbullu İsmet öğretmen, öğrencilerine İstanbul’dan, Dolmabahçe’den, Boğazdan söz eder, onları hayal dünyasına götürürdü. O da Şenay’dan çok memnundu, sık sık babasına, “Verin bu çocuğu İstanbul’a götüreyim, çok başarılı” derdi.

Gerçek öğretmenle hiç karşılaşmadı

O zaman ne ilçede ortaokul, ne de lise vardı. Şenay’ın kaderi kardeşlerine benzemeyecekti. Köyde herkesin durumu aynıydı. Yaşayacak kadar tarlada ekinleri alıyor, ihtiyacı olana da gizlice yardım yapılıyordu. Geceleri sessizce kapı önlerine erzaklar bırakılır, kapı çalınır, yardımı yapan kimse gecenin sessizliğinde kaybolurdu. Kimse kimseyi yaptığı iyilikle ezmezdi. Şenay, ilkokulu bitirmesine az kala öğretmen okuluna gitmeyi kafasına koydu. Tam o sırada Naci Kılıç öğretmen karşısına çıktı. Naci Hoca, Şenay’ı Erzurum’daki Öğretmen Okulu’nun sınavlarına bir ay boyunca hazırladı. Şenay, beşinci sınıfı bitirdiğinde ilk kez köyden çıkmış, uzaktan ışıl ışıl parlayan elektriği olan Oltu’yu görebilmişti. Yazılı sınavın ardından, sözlü sınavı da geçti. Listede “Şenay Yalçın” en üst sıradaydı. Kazanmasına kazanmıştı Erzurum Yavuz Selim Öğretmen Okulu’nu. Ama oraya gidecek yol parası yoktu. Babası ablasının yaptığı elde yapılan keçe kilimi Orman Bakım memuruna sattı, aldığı parayla oğlunu alıp o zamanki adıyla Pulur Köy Enstitüsü, bugünkü adıyla Yavuz Selim İlköğretim Okulu’na götürdü.

Orada tekrar sınava girdi. Kararlıydı, burada okuyacak, büyük adam olacaktı. Bu düşüncelerle sınav salonuna ilerlerken babası arkasından bildiği tüm duaları edip, okuyup üflüyordu. Sonuçlar belli olduğunda Oltu’da birinci sırada kazanan tek kişi oldu Şenay. Yıl 1964’tü. 10 yaşında sınıfın maskotu, ufak tefek Şenay okulun en sevilenleri arasına girdi. Hayallerine adım adım yaklaşıyordu. Ne Erzurum’un soğuğu, ne annesinden ayrı kalması içine işliyordu. Altlı üstlü ranzaların olduğu barakadaki kapının bir gün açık kalıp, bütün karın üstüne yağması da onu okuma yolunda caydırmadı.

78 kişinin kaldığı barakada kimi zaman yanan kömür sobası, kimi zaman arkadaşlarının sıcaklığı ile ısınıyordu. Annesinin ördüğü yün çorapların üzerine pijaması, onun üstüne de okulun verdiği eşofmanla geceyi üşümeden geçiriyordu. Hırslı olduğu kadar çalışkandı. Bazen anlamadığı konuları yatağında ışıklar kapatıldığı için battaniyesini başına geçirip, el feneriyle tekrar eder, o da yetmediği zaman sabah erkenden uyanır, dışarı çıkıp, bağıra bağıra okuma yapardı.

Her sabah arkadaşlarıyla sınıflarını birlikte temizler, sobayı yakarlardı. Yemekleri dağıttıktan sonra, masaları kurup, bulaşıkhaneye tabaları el birliği ile götürürlerdi. Hayvancılık, arıcılık, emek yapma, pancar biçme, ürünleri saklama gibi birçok konuda köy çocukları olarak eğitim alırlardı.

Birincilikle buradan mezun olunca yükseköğretmen okulu için seçildi. Kur’ada İzmir şansına düştü. 18 dersin 16’sı 10 üzerinden 10 olunca yanına gelen her hoca, kendi branşını seçmesi konusunda telkinde bulundu. Resim ve müzikle arası pek de iyi değildi.

Şenay kararını verdi. Posta trenine bindiği gibi 16 yaşında bugün Ege Üniversitesi olarak bilinen Yükseköğretmen Okulu’na doğru yola çıktı. Yol parasını dayısı vermiş, ilk takım elbiseyle burada giymişti. Hem burada okuyup, hem de üniversite sınavlarına girecekti. Bir dershane yayınını beş arkadaş alarak aralarında değiştirerek çalıştılar. Sınav sonunda istediği okula girme şansını elde etti. En büyük amacı cerrah olmaktı, ama öğretmen okulu parasını ödemesi gerekiyordu. Yani devletin ona verdiği parayı, bu kez geri ödemesi şartıyla istediği okula gidecekti. Ya da öğretmen olup 15 yıl hizmet edip, kendisini okutan devlete hizmet edecekti. İkinci şıkkı seçmek zorunda kaldı. Babasının orman memuruna yazdırdığı mektupta “Git, oku öğretmen ol” telkinine uydu.

Şenay Yalçın, hem yükseköğretmen okulunda devam etti, hem de Ege Üniversitesi Fen Fakültesi’nde matematik ve fizik bölümünü bitirdi.

“Madem doktor olamadım, öğretim üyesi olacağım” diyerek tercihini yaptı. Birincilikle iki okuldan mezun oldu. Ancak, mecburi hizmeti yapmak zorundaydı. Asistan olarak kazanamadı. İlk tayini Malatya Atatürk Lisesi’ne çıktı. 21 yaşında lise öğretmeni olarak sınıfa girdiğinde okulun en genç öğretmeni oldu.

Askeri yıllar

Sağcının solcuyu vurduğu, günde 20 kişinin yaşamını yitirdiği bu dönemde Genelkurmay Başkanlığı’na yaptığı başvuru sonucunu postacı getirdi. Hava Kuvvetleri’ne atanmıştı. 1979’dan 1995’e kadar burada çalıştı.

Ancak, akademik kariyer yapamıyordu. İşte o sırada Bahçeşehir Uğur Eğitim Kurumları Yönetim Kurulu Başkanı Enver Yücel’le yolları kesişti. Kolejlerin oluşturulması, ardından üniversitenin kurulması sırasında destek oldu.

Bu arada yurdışında çalışmalar yaptı. 2000 yılında profesör oldu. Bahçeşehir Üniversitesi bölüm başkanlığı, dekan yardımcılı, fen edebiyat fakültesi dekanlığı, ardından mühendislik bilimleri dekanlığı ve 2007’de rektör yardımcılığı yaptı.

Birçok üniversitenin kuruluşunda kurucu rektör oldu. 2011 Temmuz ayında Bahçeşehir Üniversitesi’nde rektörlük koltuğuna oturdu.

Her anımda mutlu olmaya çalıştım

Yaşamın her safhasında mutlu olmayı becerebildim. Bu olmadı diye kendimi mutsuz hissetmedim, perişan olmadım. Hiç geriye bakmadım. Mevcut şartlarda en iyi olmaya çalıştım. Paylaşmayı seviyorum. Ailemizde kız çocuklarından kim üniversiteyi kazanırsa ona burs veriyorum. Kızların okuması çok önemli.

Büyük kızım hayalimdeki tıbbı seçti

Üniversitede asistanken eşim Elif’le tanıştım. Sonra evlendim. Üç kızım oldu. Büyük kızım benim hayalim olan doktorluğu seçti. Çocuklarıma meslek telkini yapmam. O ortamı sağlarım, onlar karar verir. Ailenin etkisiyle seçim yapıp, mutsuz olan insanlar çok gördüm. Diğer kızlarım radyolog ve elektronik mühendisi.

Boykotlarda amelelik yapardım

Anne babanız rektörlüğünüzü gördü mü?

Annem 99 yaşında. Babam 1992’de vefat etti. Ben o zaman binbaşıydım. Benimle hep gurur duyuyorlardı.

Yazları çalışarak mı okudunuz?

Anarşi dönemlerinde okulda çok boykot olurdu. O zamanlar üniversitenin yanında inşaat binalarında harç çeker, amelelik yapardım. Başka imkanım yoktu. Bazen de dershanelerde cumartesi-pazar etüd öğretmenliği yapardım. Yazları da köye gittiğimiz ilk günden, döneceğim geceye kadar tarlada çayırda çalışırdım. Ellerim nasır bağlardı.

Bu koşullardan, rektörlük koltuğuna geldiniz.

Hayatımda hep manevi tatmin aradım. Benim okumama vesile olan devlete karşı hep borcum olduğumu hissettim. Rektörlük koltuğuna oturunca özel bir zevk duymadım. Sorumluluk fazla. Bir akademisyenin gelebileceği en üst nokta. Daha çok kişiye hizmet vereceğim.

Yazar: Nuran Çakmakçı

Kaynak: http://www.yenibiris.com/HurriyetIK

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>