Algılama

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

1. Algılama

 

 

 

Bu baŞlık altında algılamanın tanımı, algılama süreci ve aŞamaları anlatılacak daha sonra da algılamayı etkileyen faktörler, atıf teorisi ve algılama hataları üzerinde durulacaktır.

 

 

 

 

1.1. Algılamanın Tanımı

Her birey kendisine özgü “dünyasına”, çevresini sadece kendisine has olan görme ve anlama yöntemine sahiptir. Bu nedenle, aynı olayı iki ayrı kiŞiden bambaŞka Şekillerde duymak mümkündür (Mullins, 1993). Algılama, insan yaŞamı için son derece önemli süreçlerden biridir. Çevremizde dikkat çekmeyi bekleyen çok sayıda uyaran vardır ve algılama kalitesi doğrudan çevredeki uyaranları bir baŞka ifade ile duyu organlarına ulaŞan bilgileri düzenleme, iŞleme ve yorumlama Şekline bağlıdır (McKenna, 2010).

 

“Algılama dıŞ çevremizde bulunan bütün objeleri, farklı biçimde ve durumda beŞ duyumuzda oluŞturdukları izlenimler ve sinir sistemimizde örgütlenmelerle bize tanıtan ve bizi bu konuda bilinçlendiren ruhsal bir fonksiyondur” (Güney, 2006, s. 121). Duyum organları yoluyla elde edilen bilgilere anlam vermeyi, bilgileri yorumlayarak bir yargıya varmayı içeren bu süreçte, algılama uyarıcıların duyu organları tarafından

alınmasıyla baŞlamakta ve bir davranıŞla sona ermektedir (Tevrüz, Bozkurt ve Artan, 1999). Algılama için

özetle Şöyle bir çerçeve oluŞturmak mümkündür: uyaran – dikkat ya da seçme – düzenleme -yorumlama –

yanıtlama (McKenna, 2010).

 

İnsanın tutumları, inançları, heyecanları, alıŞkanlıkları, geçmiŞteki yaŞantıları ve edinmiŞ olduğu deneyimler, uyarıcı ile davranıŞ arasına girer ve bir ara süreç olarak iŞler. DavranıŞı doğrudan etkileyen uyarıcının kendisi değil, bunun kiŞi tarafından algılanıŞ biçimidir. Bu nedenle algı, bir olayla ilgili gerçeği değil bireysel yorumu ifade etmektedir (Tevrüz vd., 1999; Erdoğan, 1999).

 

Algılama, bireyin deneyimleri doğrultusunda çevresel uyarıları seçili olarak kavraması ve düzenlemesidir.

KiŞinin dünyayı kavraması hali olan algılama, bireyin çevresindeki değiŞkenleri seçili olarak alması ve organize etmesidir. Algılama yoluyla birey öncelikle çevreyi değerlemek için bir birikim oluŞturur, daha sonra da yeni aldıklarını bu birikimle karŞılaŞtırarak değerler. Birey çevresindeki olguları, yargıları ve yetenekleri

doğrultusunda ele alır ve belirli bir zaman içerisinde daha önceki bilgi ve yargıları ile bütünleŞtirir (Erdoğan,

1999).

 

 

 

 

1.2. Algılama Süreci ve AŞamaları

 

 

 

Bireyin çevresinden gelen bilgileri alma, düzenleme ve yorumlama süreci olan algılama, bilginin bir karara

veya bir davranıŞa dönüŞmesi olarak da yorumlanabilir. Çevreden gelen her bir uyarı (bilgi) ile kiŞinin günden güne hayat deneyimi aynı zamanda sonraki algılama süreçleri için gerekli zemin oluŞmaktadır (Schermerhorn,

2006). Bu kapsamda Şekil 1‟de de görüldüğü üzere algılama süreci duyumsama, düzenleme, yorumlama ve

davranıŞ olmak üzere 4 aŞamadan oluŞmaktadır (Mullins, 1993, s. 132). AŞağıda bu aŞamalar açıklanmıŞtır.

 

1.2.1. Duyumsama

Herhangi bir bilginin iŞlenebilmesi için öncelikle duyu organları ile alınması yani duyumsanması gerekmektedir

(McKenna, 2010, s. 134). Duyum, duyu organları yoluyla insana ulaŞan çevredeki uyarıcıların&bilgilerin içeri alma süreci olarak adlandırılmaktadır (Tevrüz vd., 1999).

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

A

 

 

 

 

 

 

 

Çevreden

gelen uyarılar

 

 

 

 

 

 

 

B

C

D

E

AĢama I

AĢama II

AĢama III
 

 

Uyaranın seçilmesi

 

Filtreleme

 

 

 

Uyarının düzenlenmesi

 

Bireysel mantık ve anlam katılması

 

 

Sergilenecek davranıĢın belirlenmesi

 

Duyumsama             Düzenleme               Yorumlama                 DavranıŞ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Şekil 1: Algılama Süreci ve AŞamaları

 

 

 

 

İnsanlar, bir uyaranı alıp iŞledikten sonra bilinçli olarak bir davranıŞla karŞılık verebileceği gibi refleks denilen istem dıŞı Şekilde de tepkiler verebilmektedir. Uyaranların nasıl duyumsanıp algılandığına iliŞkin çeŞitli

görüŞler bulunmaktadır. Ortak görüŞ ise, birey uyaranları alıp iŞlerken çeŞitli bilgiler eklemekte ve/veya

 

kendisine gelen bilginin bazı kısımlarını atlamakta ya da görmezden gelebildiği yönündedir. Birey eğitim

düzeyi, deneyimleri, kiŞilik özellikleri kadar bilgiyi hangi amaçla kullanacağı da iŞleme sürecini etkilemektedir

(McKenna, 2010).

 

 

 

 

1.2.1.1. Algı eŞikleri

Duyu organlarının uyarım eŞiklerinin belirli sınırlarda olması yani belli enerji seviyelerinde uyarılabilmeleri, algılama sürecini etkileyen önemli faktörlerden biridir. Örneğin, insan 380 ile 780 nanometre dalga boyundaki ıŞığı görebilirken, karınca ve balarıları ultraviyole ıŞığını dahi görmektedir (McKenna, 2010). Benzer Şekilde

iŞitme, tatma, koklama ve dokunma duyuları için de uyarılma aralıkları hayvanlara göre farklılık

göstermektedir. Algı eŞikleri ile ilgili bazı temel kavramlar Şunlardır (Passer vd., 2009):

 

Mutlak Eşik: Uyarılma için gerekli asgari enerji miktarıdır.

Fark Eşiği: İki uyarıcı arasındaki fark edilebilir asgari farktır.

Algısal Savunma: Görmek/duymak istenilmeyen uyarıcılara karşı eşiğin yükselmesidir.

Algısal Duyarlılık: Görmenin/duymanın çok arzu edildiği durumlarda eşiğin düşmesidir.

Bilialtı Algı: Kişinin uyarıcıyı algıladığını fark etmemesi durumudur. Örneğin; ABD’de fark edilmeyecek kadar

kısa bir sürede “çok susadın, git kola al” şeklindeki yazının sinema ekranında gösterilmesi yasaklanmıştır.

Kanal Kapasitesi: Aynı anda çevreden alınıp işlenebilecek uyarıcı/bilgi sayısıdır. Alıcıların kanal kapasiteleri ve belli seviyelerdeki enerji miktarlarıyla uyarılabilmeleri çevreden toplanabilecek bilgi miktarını kısıtlamaktadır. Örneğin insan için kanal kapasitesi 7±2 dir.

 

 

 

1.2.1.2. Dikkat (Algıda seçicilik)

Çevredeki tüm uyaranların duyumsanması mümkün olmadığı için duyu organları bir seçim yapmak zorunda

kalır. Algıda seçicilik olarak adlandırılan bu durum önemli görülen uyaranların seçilmesi ve diğerlerinin göz ardı edilmesi anlamına gelmektedir (McKenna, 2010, s. 135).

 

Genellikle kiŞiler, ihtiyaçlarını karŞılamada kendilerine yardımcı, kendilerine tatmin sağlayan bir olguya iliŞkin faktörlerden kaynaklanan uyaranları veya geçmiŞte algılayıp bilgi sistemi içinde yer alan olguları kolay

algılarlar. Algısal seçimde, kiŞi dıŞ dünyadan aldıklarını filtreleyerek uyaranlardan bazılarını diğerlerine göre

daha önemli hale getirmektedir (Erdoğan, 1999). Ancak önemli bilgiler atlandığı takdirde yanlıŞ anlamalar ve buna bağlı yanlıŞ kararlar ortaya çıkabilmektedir (McKenna, 2010). Algıda seçiciliği etkileyen faktörler dıŞ ve

iç faktörler olmak üzere 2‟ye ayrılmaktadır (Tevrüz vd., 1999, s. 22):

 

DıŞ Faktörler: Herhangi bir uyarıcının göze çarpıcı olması algılanma Şansını artırmaktadır. Örnek olarak aŞağıdaki faktörler verilebilir.

 

Şiddeti fazla veya yoğun olan uyarıcılar

Büyük

Hareketli

Diğerleriyle zıt düşen

Olağandışı

 

 

 

İç Faktörler: Algılayan kiŞinin özellikleri, uyarılara karŞı yöneltici olup, kiŞinin dikkatini belli bazı uyarıcılara çevirmektedir (Tevrüz vd., 1999). KiŞi çevresindeki uyaranlardan ihtiyaç duyduklarını, hoŞuna gidenleri veya gitmeyenleri daha kolay ve kendisi için önem sırasına göre algılamaktadır (Erdoğan, 1999). Bu kapsamda

algıda seçiciliği etkileyen iç faktörler aŞağıdaki gibi sıralanabilir (Tevrüz vd., 1999, s. 22):

 

Aşinak:  Örneğin,  kadınların  bir  toplantıda  birçok  elbise  içinden  kendi  elbisesine  benzer  olanları  seçip görmesidir.

 

 

Kazanılmış  bilgi  ve  deneyimler:  Örneğin,  işsizliğin  nedenleri  ile  ilgili  farklı  alanlardaki  uzmanların  farklı yorumlarda bulunmasıdır.

İhtiyaçlar,  istekler,  duygular:  Örneğin,  acıkan  kişinin  yiyecekleri  veya  işini  değiştirmek  isteyen  kişinin  yol üzerindeki iş ilanlarını daha çabuk fark etmesidir.

 

 

 

1.2.2. Düzenleme

Algılama  sürecinin  ikinci  aşaması  düzenlemedir.  Kişinin  çevresindeki  uyaranları  duyumsaması,  iç  ve  dış faktörler   doğrultusunda   seçmesi   sonunda   tüm   girdiler   değerlendirilmekte,   bir   yapbozun   parçaları   gibi düzenlenmekte ve anlam kazanmaktadır (Erdoğan, 1999).

Kişilerin belli bir  algılama kapasiteleri olduğundan  daha önce  söz  edilmişti.  Algılamadaki sınırlılık nedeniyle,

kişi  çevredeki  tüm  uyaranları  duyumsayamamakta  ve  kimi  zaman  bir  olay,  cisim  ya  da  kavramla  ilgili  eksik bilgilerle  ya  da  tam  olarak  kavrayamadığı  verilerle  karşı  karşıya  kalmaktadır.  Buna  bağlı  olarak  düzenleme aşamasında,  alınan  girdilerle  ilgili  birtakım  gruplamalar,  tamamlamalar  ve  basitleştirmeler  yapılmaktadır.

Düzenleme aşamasında aşağıdaki süreçler algılamayı kolaylaştırmaktadır (Passer vd., 2009):

 

 

 

 

Şekil – Zemin Algısı

Kişinin  uyarıcıları,  odak  alan  ve  kenar  alanda  toplayarak  düzenlemesi  olarak  tanımlanmaktadır.  Buna  göre algısal  anlamda  dikkat  edilen  şey  şekil,  onun  ardında  kalanlarsa  zemin  olarak  algılanmaktadır  Odak  alana girenler  (şekil  olanlar)  nettir,  belirgindir;  arkalarda  kalanlar  (zemin  olanlar)  ise  siliktir.  Mesela  kalabalık  bir ortamda  arkadaşını  dinleyen  bir  kişi  tarafından,  arkadaşı  ve  anlattıkları  şekil,  diğer  insanlar  ve  nesneler  ise zemin olarak algılanmaktadır.

 

 

 

 

Gruplama

Uyarıcıların   anlamlı   bir   şekilde   bir   araya   toplanarak   gruplanmasıdır.   Gruplama   bazı   kurallara   göre yapılmaktadır. Bunlar aşağıdaki gibi sıralanabilir:

Tamamlama:    Tamamlanmamış    şeyleri    tamamlayarak    algılama    eğilimidir.    Örneğin,    kesik    çizgilerle oluşturulmuş  şekil,  ilk  anda  kare  olarak  algılanmaktadır  ya  da  baskı  hatası  nedeniyle  bazı  harfler  eksik olmasına karşın, yazı bütün olarak okunabilmektedir.

Devamlılık: Korna çalarak birbirini takip eden araçların, bir konvoy olarak algılanmasıdır.

Yakınlık:  Birbirine  yakın  olan  nesne  ya  da  insanların  bir  grup  olarak  algılanmasıdır.  Örneğin,  bir  durakta

bekleyen bir kadın, bir erkek ve bir çocuk aile olarak algılanabilecektir.

Benzerlik: Benzer parçaların bir araya getirilmesi eğilimidir. Bir fabrikada çalışanların üniforma renklerine göre beyaz ve mavi yakalı olarak algılanmasıdır. Yakınlık ve benzerliğin bir arada olduğu durumlarda, birey yakınlık kuralına göre algılamaktadır.

 

 

 

 

 

 

Tamamlama            Devamlılık                        Yakınlık            Benzerlik

Tamamlama           Devamlılık                         Yakınlık           Benzerlik

 

Şekil 2: Algı Yasaları

 

 

 

 

DeğiŞmezlik

 

 

 

Karmaşık olan ve devamlı olarak değişen bir çevrede kişinin dengeyi korumasını sağlamaktadır.

Renk Dişmezliği: Kırmızı bir gülün gece ve gündüz kırmızı görülmesidir.

yüklük Dişmezliği: Arkadaşının boyunu her mesafede kişinin sabit olarak algılamasıdır.

Şekil  Değişmezliği:  Uygun  boyda  vida  seçmeye  çalışan  bir  işçinin,  farklı  mesafelerde  duran  vidalardan istediğini seçmesidir.

 

 

 

1.2.3. Yorumlama

Kişinin seçtiği ve düzenlediği uyarıcılara anlam vermeye başladığı, değerlendirme yaptığı aşamadır. Böylelikle anlamsız olan bilgiler bir değer kazanmaya başlamaktadır. Yorumlamanın belirgin özellikleri şunlardır (Tevrüz

vd., 1999; Erdoğan, 1999):

Sübjektiflik:   Kişi   bilgileri   alıp   yorumlarken,   hislerine,   düşüncelerine   ve   sahip   olduğu   ruh   haline   göre yorumlamayı kişiselleştirebilir.

Yargılayıcı: Kişi alıp değerlendirdiklerini doğru-yanlış, iyi-kötü, güzel-çirkin olarak yargılayabilir.

Karışıklık:  Kişinin  algıladıkları  kendisinde  bir  düşünsel  birikim  oluşturur.  Bu  birikim  bazen  gerçeğin  dışında olabilir   veya   gerçekten   farklı   olabilir.   Algılayıcı   aldıklarını   ihtiyaçlarına   göre   düzenler   ve   yorumlar.   Bu yorumlara göre de algısal bütünlüğe ulaşır.

 

 

 

1.3. Algılamayı Etkileyen Faktörler

Algılamayı etkileyen temel faktörler, algılayan, hedef ya da algılanan ve ortam olarak sıralanabilir.  Bunlar şu şekilde kısaca açıklanabilir (Hiriyappa, 2009, s. 96):

Algılayan: Algılayanın deneyim, ihtiyaç ve duyguları algılama sürecini doğrudan etkilemektedir.

Hedef: Algılama, hedefin yorumlanmasını içermektedir. Farklı veya belirsiz hedeflerin yorumlanması farklıdır.

Ortam: Kişinin içinde bulunduğu ortam ve durum algılamayı etkileyebilmektedir.

 

 

 

Algılayanın Özellikleri

 

İhtiyaç ve güdüler

Kişilik

 

 

 

 

Algılama


Algılanın Özellikleri

 

Görünüş

İletişim

Davranış

 

Ortamın Özellikleri

 

 

Fiziksel ortam

Sosyal yapı

Örgütsel yapı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Şekil 3: Algılamayı Etkileyen Faktörler

 

 

 

 

Bireyin çevresinde yer alan değişkenleri algılaması;

Algıladığı objenin özelliklerine

Bu objenin daha önce kişi tarafından tanınmış olmasına

Algılayanın zihninde objeye ilişkin düzenlenmiş bir bilginin bulunmasına bağlıdır (Erdoğan, 1999). Yukarıdaki şekilde bu özellikler gösterilmiştir.

 

 

 

 

1.4. Atıf Teorisi

Kişinin  sahip  olduğu  sosyal  değerler,  inançlar,  sosyal  roller,  alışkanlıklar,  duyguları,  beklentileri  bir  atıf çerçevesi  oluşturmaktadır.  Atıf  çerçevesi,  kişinin  olaylara  hangi  yönden  bakacağını  ve  hangi  kıstaslara  göre değerlendirme yapacağını belirlemektedir.

Atıf,  birey  tarafından  bir  davranışa  sebep  olarak  algılanan  faktörlerin  yorumlanma  biçimidir.  Atıf  teorisini geliştiren Heider (1958), davranışların algılanan içsel ve dışsal faktörlerin bir birleşimi olarak ortaya çıktığını savunmaktadır.

İçsel faktörler: Beceri, yetenek, kişinin sergilediği çaba veya bireyin yorgunluk derecesi gibi kişisel özellikleri

ifade etmektedir.

Dışsal faktörler: Örgüt kuralları, politikalar, yöneticilerin durumu, hava, fiziksel KOŞULlar gibi çevresel şartları içermektedir.

Kelly  (1973),  atıf  yaparken  ve  seçilen  içsel  ya  da  dışsal  faktörlerin  belirlenmesinde  3  temel  kriterin  etkili

olduğunu ileri sürmektedir.

Farklılık: Sergilenen davranış ne derece farklı?

Mutabakat: Sergilenen davranış benzer bir durumda diğer insanlardan tarafından sergilenenlerle ne derece benzerlik gösteriyor?

Tutarlık: Sergilenen davranış, bireyin kişiliği ya da karakteri ile ilişkili midir?

İçsel    faktörlere    atıf    yapan    kişiler,    yetenekleri,    becerileri    veya    çabaları    sonucu    performanslarını

etkileyebileceklerine inanırlar. Dışsal faktörlere atıf yapan  kişiler ise performanslarının kendi etkileri dışında daha çok dış faktörlerden etkilendiğini düşünürler. Araştırmalar, içe atıf yapan kişilerin dış atıf yapanlara göre, işlerinden daha fazla tatmin sağladıklarını ve daha çok yönetsel pozisyonlarda bulunduklarını göstermektedir

(Mullins, 1993; Arnold, Cooper ve Robertson, 1998).

 

 

 

 

Weiner’in atıf modeli

Bu  modelde  başarılı  ve  başarısız  davranışlar  ele  alınmakta,  kişinin  kendisi  ile  ilgili  yaptığı  atıflar  üzerinde durulmaktadır. Weiner’a göre, kişinin davranışlarını içe veya dışa yüklemesi kendisi ile ilgili algısını ve kendini değerlendiriş biçimini etkilemektedir. Kişinin kendisi hakkında oluşturduğu algı, atıfta bulunduğu sebeplerin önemine göre kişiyi ya şevklendirecektir ya da hevesini kaçıracaktır.

 

İnsanlar başarılarını iç sebeplere yükledikleri zaman başarı arzusu fazlalaşmakta, iş tatmini artmakta ve benlik değeri    yükselmektedir.    Oysa    kişiler    başarısızlıklarını    yeteneksizliklerine    yüklediklerinde    her    şeyden vazgeçmekte,  ilerisi  için  düşük  beklentiler  geliştirmekte,  özsaygı  ve  özgüvenleri  azalmaktadır  (Tevrüz  vd.,

1999).

 

 

 

 

1.5. Algılama Hataları

İnsanların  çevrelerindeki  kişilerle  etkileşim  içerisinde  iken  sergiledikleri  4  temel  eğilim;  çeşitli  zorluklara, algısal sorunlara ve yanlış anlamalara neden olabilmektedir.

 

 

 

 

1.5.1. Stereotype (Kategorize etme)

Olumlu ya da olumsuz özellikleri, genel bir kategori ya da benzer özellikler doğrultusunda bir kişiye atfetme eğilimidir.  Söz  konusu  kişiye  ait  algı,  bu  kişinin  bir birey  olarak  tanınmasından  çok  belli  beklenen  özellikleri içermektedir. Bu nedenle bu eğilim bir tür tipleme ya da rol yapışması olarak tanımlanabilir.

Stereotyping,  algılama  ve  diğer  insanlar  hakkında  yargıda  bulunma  sürecini  çok  daha  karmaşık  verilerle uğraşmak yerine basitleştirmeyi sağlamaktadır. Kategorizasyon, bir kişi ait olduğu düşünülen grup özellikleri üzerinden  değerlendirildiğinde  ortaya  çıkmaktadır.  İnsanların  benzer  özelliklere  sahip  olmaları  nedeniyle gruplara  dahil  oldukları  kabulü  nedeniyle,  kategorize  etme  eğilimi  doğmaktadır.  Buna  bağlı  olarak,  tam anlamıyla gerçeği bilmeden kişiler hakkında önyargıda bulunabilmekteyiz. Örneğin:

Milliyet açısından; “Almanlar düzenli ve çalışkandır.”

Meslek açısından; “Muhasebeciler sıkıcı insanlardır.”

Yaş açısından; “Gençlere güven olmaz.” ya da “Orta yaşın üzerindeki yetişkinler, yeni fikirleri dikkate almaktan hoşlanmazlar.”

Fiziksel açıdan; “Kırmızı saçlı insanlar, coşkulu kişilerdir.

Cinsiyet açısından; “Kadınlar, aşırı duygusaldır.” “Tüm erkekler, önyargılıdır.”

Eğitim açısından; “Üniversite mezunları zekidirler.”

Sosyal açıdan: “İşsiz insanlar, tembeldirler.”

Kategorizasyon,  çok  sayıda  bilgiyle  baş  etmemizi  sağlaması  bakımından  yararlı  ancak  yanlış  özelliklerin

atfedildiği durumlarda olumsuz sonuçlanabilecek bir süreçtir.

 

 

 

 

1.5.2. Hale etkisi

Bir kişiye ait algının tek bir olumlu ya da olumsuz özellik üzerinden formüle edilmesidir.  Hale etkisi, tek bir özelliğin referans alınması nedeniyle kişinin diğer özelliklerinin göz ardı edilmesi ya da algılanmamasına neden olmaktadır. Hale etkisine örnek bazı durumlar aşağıdaki gibidir:

Bir işgören adayının zamanında randevusuna gelmesi, şık giyinmesi ve samimi davranması, seçme-yerleştirme uzmanını  etkileyebilir.  Bunun  sonucunda  uzman,  adayın  teknik  becerileri,  nitelikleri  ve  deneyimini  yeteri kadar değerlendirmeyebilir.

İlk işinde iyi bir performans sergileyen yeni işe başlamış bir işgören, terfi uygun kişi olarak değerlendirilebilir.

Dakiklik ya da uyumluluk gibi tek bir özellik, tüm yetkinlik ve performans değerlemesi açısından işin niteliği ve

niceliği yerine temel kriter haline gelebilir.

 

 

 

1.5.3. Algısal savunma

Bireyin rahatsız edici ya da tehdit olarak algıladığı verilerden sakınması ya da göz ardı etmesi eğilimine algısal savunma  denir  (Mullins,  1993).  Bir  başka  tanımda  ise  bireyin  algısal  alışkanlıklarını  değiştirmeye  yönelik gösterdiği  direnç  hali olarak ifade edilmektedir. İnsanlar bilgileri  seçerken, kendi bakış  açılarını destekleyen bilgileri  tercih   etme   ve  karşıt  görüşleri  değerlendirmeme  eğilimi  taşımaktadırlar.   Örneğin,   bir  yönetici

 

çalışanlardan birinin terfisine karar verdiğinde, tüm uyaranlar (veri havuzundan) olumlu verileri seçmekte ve kararını desteklemeyen bilgileri farkında olmadan göz ardı edebilmektedir.

Algısal  savunma,  kişinin  içsel  ve  dışsal  uyaranları  yanlış  değerlendirmesine  neden  olabilmektedir.  Algısal çatışma  olarak  da  adlandırılabilen  bu  tür  durumlarda,  insanlar  kendilerini  rahatsız  eden  verileri,  rahatsız etmeyen  bilgilerden  sonra  algılamaktadırlar.  Örneğin,  bir  işletmede  ortaya  çıkan  bir  sorun  karşısında  bu sorundan en fazla etkilenecek kişiler, sorunu en son algılayan grubu oluşturabilmektedir.

Algısal  çatışmanın  bir  diğer  şekli,  kişinin  kendisini  rahatsız  eden  verileri  algılamaktan  kaçınmak  için  var olmayan  bazı  verileri  de  algılaması  durumudur  (Erdoğan,  1999).  Örneğin;  yeni  mezun  bir  işgören  adayı,  iş

görüşmelerinde iyi performans sergilememesine rağmen, işe alınmamasını deneyimsiz olması ile açıklayabilir.

 

 

 

 

1.5.4. Yansıtma ve tahminde bulunma

Bireyin kendi duygu, motif ve özelliklerini baŞkalarına yansıtması, çevresindekilerle ilgili algısının çarpıtılmasına neden olabilir. Algılayan, kendisi ile çok sayıda ortak özellik taŞıyan kiŞileri daha olumlu algılayıp, daha hızlı tanıyabilir. Öte yandan, kendisi ile ortak özellikler taŞımayan ve bu nedenle tanımlayamadığı kiŞilerin olumsuz bulduğu özelliklerini abartma eğilimi gösterebilir.

 

Algılar, kiŞisel inanç ve duygular tarafından çarpıtılmaktadır. Bu bağlamda, insanlar diğer kiŞileri her zaman kendisinden daha olumsuz algılama eğilimindedirler (Mullins, 1993, s. 149).

 

 

 

1.5.5. Kendine yontma

Bireyin bir durumun olumlu sonuçlarını kendi ile özelliklere, olumsuz sonuçları ise dıŞsal faktörlere

atfetmesidir. Örneğin, hedefi gösterilen müŞterilere ürün satmayı baŞaran bir satıŞ elemanı, bu durumu ikna yeteneğine, kiŞilerin ihtiyaçlarını anlama becerisine bağlarken; olumsuz sonuçlanan durumları yeterli görüŞme süresinin olmamasına, zor müŞterilerin kendine verilmesine ya da satmaya çalıŞtığı ürünün kalitesizliği gibi sebeplere yüklemesidir.

 

 

 

1.5.6. Oyuncu seyirci etkisi

İnsanlar, baŞkalarını dıŞarıdan gözlemlediği durumlarda az veri ile yorumda bulunmak zorunda

kalmaktadırlar. Oysa kendileri için benzer bir durum söz konusu olması halinde, hem içsel sebepleri hem de dıŞsal faktörlerin daha çok farkında olduklarından, benzer iki durumu kendileri ve baŞkaları açısından farklı değerlendirebilmektedirler. Örneğin, yolda düŞen birini gördüğünde, durumu kiŞinin dikkatsizliği ile açıklayan

biri, kendisi düŞtüğünde yolun da bozuk olmasını sebep olarak gösterebilmektedir.

Incoming search terms:

  • algılama aşamaları (43)
  • algılama süreci (2)
  • ALGILAMA (1)
  • algılama hataları nelerdir (1)
  • algılama sürecinin evreleri (1)
Etiketlenmiş , , , .Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>