Rehberiniz-Aldatılmak ve aldatmak !…

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Aldatılmak ve aldatmak !…” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Aldatılmak ve aldatmak !…

Bazıları aldatmacalarına “masum yalanlar” ifadesiyle kabul edilebilir bir nitelik kazandırmaya bile çalışırlar. Aldatılanların bir kısmı ise, bu durumu bir gurur meselesi yaparak hiç karşılaşmadıklarını iddia ederler.

Gelin önce bunların ne denli doğru olup olmadığını birlikte gözden geçirelim:

Bebekliğinde emzik kullanmamış kaç kişi vardır acaba?

“Seni babana söyleyeyim de gör” sözü nesilden nesile akmamış mıdır?

Bazı çocuklara, dünyaya nasıl geldiklerini sorduklarında olayı çözümlemek için leyleklerin kullanıldığını duymayanımız yoktur değil mi?

Bunlara pek çok eklemeler yapmak mümkün tabii.

Görüldüğü üzere, daha konuşmayı bile beceremediğimiz dönemlerden itibaren aldatılmaya başlıyoruz.

Yıllar geçiyor, yaşımız ilerliyor, şartlar değişiyor ve geliyoruz ergenlik çağına. Bu sefer de ilave olarak arkadaşlarımızın veya sevgililerimizin aldatmacalarıyla karşılaşabiliyoruz. Değerli olduğunu düşündüğümüz nice birlikteliklerimiz hüsranla sonuçlanabiliyor. Ya da “yaşamın cilvesi” adı verilen olaylarla karşı karşıya gelip, bunların bazılarının sonunda aldatılmışlığın ezikliğiyle baş başa kalabiliyoruz.

Sürdürebildiğimizce devam ettirdiğimiz öğrencilik hayatımızdan sonraki iş ve özel yaşantımızda da bu aldatılmaların sonu gelmiyor. Gerek tanıdığımız gerekse tanımadığımız kişiler tarafından ara sıra aldatılabiliyoruz. Bunların bazılarını geç de olsa anlayabiliyoruz ama bir kısmının farkına bile varamıyoruz. Çünkü aldatmayı neredeyse normal bir tutum olarak değerlendirip benimseyen insanlar, bu eylemlerini çeşitli şekillerde sergileyebiliyorlar. Bir satıcı, kalitesinden kendisinin bile emin olmadığı bir ürünü bize sunabiliyor. Veya üretilmiş bir yapıta, sahte nitelikler etiketlenip bizim için bir çekicilik kazandırılabiliyor. Biz bir kısmını önemsemesek de, ortada bir aldatmaca olduğunu göz ardı etmek mümkün değil.

Aslında tüm bunların kökeninde, bazı insanların, kişisel değerleriyle biçimlendirdikleri mutluluk kaynağına kısa yoldan kavuşma arzuları yatmakta. Halbuki bu insanlar, hırs kavramının zararlı kısmından uzaklaşarak, sadece gerçeklerle ve ortaya koyabildiklerinin sonuçlarıyla yetinmeyi sürdürebilseler, sonuçta çok daha mutlu ve huzurlu olabilecekler.

Alçakgönüllü, gösterişsiz bir mutluluk, mutluluğun en iyi biçimidir. Fontane

Yaşadığımız bu aldatılmalar, gençlik ve olgunluk dönemlerimizde bizi daha derinden etkilemekte. Çünkü çocuklukta farkında olamadığımız bazı nitelikler, bu evrelerde gelişip değerleniyor. Ahlak, dürüstlük ve benzeri bazı kavramların da manalarını bu çağlarımızda daha iyi anlar oluyoruz. Ve gerek kişiliğimizi gerekse yaşamımızı biçimlendirirken bunlara daha sıkı sarılmak gerektiğini düşünebiliyoruz. Zaten önemli olan da, bu kavramları benimsemek ve mümkün olduğunca benimsenmesini sağlamak. Çünkü hepimiz farkındayız ki, bu önemli değerler son zamanlarda normal bir nitelik olmaktan daha da uzaklaşıp âdeta birer fazilet şekline dönüştüler. Aldatılmaktan fazlaca söz edilir olmasının en büyük nedenlerinden birinin bu olduğunu düşünüyorum.

Ayrıca, ulaşılmak istenen her sonuç için emek sarfedilmesi gerektiği bilincinin gittikçe azaldığı da bir gerçek. Bu yönden bakıldığında karşımıza, aldatmanın kimi insanlarca bir zorunluluk olarak görülebildiği durumlar çıkıyor. Ne yazık ki bazılarımız, yaşamın aslında emek halkalarından oluşan bir zincir olduğunu düşünmek istemiyor. Yemek, içmek, sevilmek, oynamak bile emek gerektirir. Hayatımızda ortaya koyacağımız çabaların seviyesi neyse, elde edeceklerimizin miktar ve kalitesi de o oranda olacaktır. Kısacası, yaşamayı ömür doldurmaktan ayıran en büyük etkenlerden birinin emek harcamak olduğunu savunanlardanım.

Bir de madalyonun diğer yüzü var:

Herkesin herkese muhtaç olduğu bu dünyada başkalarını aldatan insanlar, aslında kendilerini aldatıyor olduklarını neredeyse hiç düşünmemekteler. İşte konunun bu yönü de en az diğeri kadar önemli. Fakat buradan itibaren değerlendirmeyi artık size bırakıyorum. Çünkü bu noktadan sonrası ancak bir başka makalede ele alınabilir.

Yukarıda değindiğim ve olumsuzluk çağrıştıran bu iki kavramın yaşam sahnesinden tamamen yok olması sanırım pek mümkün görünmüyor. Emile Zola’ nın dediği gibi “yaşamımızın sonuna kadar hep aldanacağız” galiba. Ama gene de umutlarımı yitirmeyip, aldatılanların ve aldatanların parmakla gösterilecek kadar az olduğu bir dünya diliyorum size.

Sevgi ve mutlulukla kalın.

Yazar: Gülderen Uzunefe

Kaynak: http://donusumkonagi.com

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>