Rehberiniz-Aile şirketlerinin yönetimi

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Aile şirketlerinin yönetimi” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Aile şirketlerinin yönetimi

Sizce aile şirketlerinin nasıl yönetildiği sokaktaki insanı bile neden bu kadar ilgilendirir? Neden aile şirketlerinin sahipleri arasındaki anlaşmazlıklar basında haber konusu olur? Neden aile şirketlerinin kurumsallaşması, yönetimlerinin profesyonelleşmesi sık sık gündeme gelir?

Aslında nedeni çok açık: Aile şirketleri bütün ülke ekonomilerinin bel kemiğini oluşturur. Bütün ülkelerdeki şirketlerin büyük çoğunluğu aile şirketleri. Çalışan nüfusun büyük bölümü bu şirketlerde çalışıyor. Türkiye ekonomisine yön veren Koç, Sabancı, Eczacıbaşı gibi şirketlerin hepsi aile şirketleri. Bunlar hem halka açık (borsada işlem gören) hem de aile bireyleri tarafından yönetilen şirketler.

Ülke ekonomisi içinde bu kadar ağırlığı olan şirketlerin hepimizin ilgisi çekmesi elbette çok doğal. Bu şirketlerde yapılan hatalar, yönetimdeki yetersizlikler sadece onların çıkarlarını değil; bu şirketlerde çalışan on binlerce insanı, onlara mal ya da hizmet sağlayan diğer şirketleri de etkiler.

Bir şirket önemli bir büyüklüğe erişince sahipliği yüzde yüz bir ailenin elinde bile olsa şirketin ilişkiye girdiği herkesin çıkarını ilgilendiren bir öneme sahip olur. Şirket artık sadece ailenin serveti değil içinde yaşadığı toplumun serveti haline dönüşür. Bu nedenle aile şirketlerinin iyi yönetilmesi ve başarılarının kalıcı olması hepimizi ilgilendiren bir konu olur. Bir ailenin yarattığı servet toplumun serveti olur.

McKinsey’in 2008 yılında yaptığı araştırma çok açık bir gerçeği anlatıyordu: Ailenin en büyük erkek çocuğu tarafından yönetilen aile şirketlerinin performansı, profesyonel yöneticiler tarafından yönetilen benzer büyüklükteki şirketlerin performansının çok altında kalıyordu. (http://papers.nber.org)

Her türlü servet gibi bir şirketin sahipliği, miras yoluyla bir sonraki kuşaklara devredilen bir haktır; ama ulusal bir boyuta erişmiş bir aile şirketini yönetme hakkı, farklı bir konudur. Bence toplumsal servet haline gelmiş bir şirketi ancak yönetim yetkinliğine sahip kişiler yönetmelidir. Maalesef yönetim becerisi (liyakat) genetik olarak bir kuşaktan diğerine geçmiyor.

Aile şirketlerinin yönetim konusunda pek de iyi olmayan bir itibarları var. Az sayıda iyi yönetilen ve ikinci, üçüncü kuşağa başarıyla devredilmiş aile şirketleri olsa da çoğunlukla aile şirketleri, yönetim sorunlarının çok yoğun yaşandığı yerlerdir.

Ben bir aile şirketini değerlendirirken ,kendimce önemli bulduğum, bir ölçü kullanıyorum. Bir aile şirketinin sahipleri, şirketin çıkarlarını kendi egolarından, kendi kişisel planlarından daha üstün tuttukları zaman şirket çok başarılı sonuçlar alıyor. Tersine hissedarlar, “Bu şirket bana hangi faydayı sağlıyor?” diye bakmaya başladıklarında ise şirket baş aşağı gitmeye başlıyor. Bence bir aile şirketini uçuruma iten en önemli hastalık, hissedarların şirkete hizmet etmeyi bırakıp şirketin kendilerine hizmet etmesini istemeleridir.

Toplumdaki genel inanışa göre “kurumsal şirketler”, kuralların belli olduğu, adaletli, insana ve yeteneğe değer veren yerler olarak görülürken aile şirketleri ise keyfi kuralların hâkim olduğu, ailenin çıkarına hizmet eden, ailenin tüm bireylerine bir iş verme kaygısıyla yönetilen, güvenilmez yerler olarak görülür.

Aile şirketlerinin kötü ününü doğrulayan pek çok örnek olduğu açık; ama iyi yönetildiğinde aile şirketlerinin olağanüstü başarılar gösterdiği de ortada. Dünya çapında ünlü, başarılarını kuşaktan kuşağa sürdürebilmiş birçok aile şirketi var. Uzmanlık, ustalık ve bilgi birikimleriyle simge olmuş bir çok Fransız, İtalyan; şarap, moda, mücevher, peynir markası hala kurucu ailelerin çocukları ya da torunları tarafından yönetiliyor. (Kurumsallaşma Kompleksinden Kurtulmak)

Bence aile şirketleri ve kurumsal şirketlerin yarattıkları algılar gerçeği yansıtmıyor. Aile şirketleri olduğundan daha kötü algılanırken kurumsal şirketler olduğundan daha iyi algılanıyor. Kendi deneyimlerimden biliyorum ki çoğu kurumsal şirketin, demokratik, yenilikçi, özgürlükçü ve adil bir ortam sunduğunu söylemek zor. Bu şirketlerin tepe yönetimine doğru yaklaştıkça durumun hiç de iç açıcı olmadığını hemen fark etmek mümkün.

Aslında hepimiz son yıllarda, ortalama bir aile şirketinden çok daha kötü yönetilen pek çok kurumsal şirket olduğunu görmedik mi? 2008 sonunda başlayan dünya finans krizinde batan şirketlerin hepsi kurumsal şirketler değil miydi? Hepimiz gördük ki bu şirketlerde kurumsallık sadece bir etiketmiş. Meğer bu şirketlerde keyfi ve son derece kısa dönemli, sadece yöneticilerin çıkarlarını gözeten kararlar alınabiliyormuş. Batan bu şirketlere parasını yatıran sokaktaki insanlar kişisel servetlerini kaybederken bu şirketleri yöneten CEO’lar dudak uçuklatan paralar kazanıyormuş.

Bence meselenin özü farklı bir yerde. Bana göre, aile şirketlerinin kurumsallaşmasından çok bu şirketlerin öncelikle profesyonelleşmelerinden bahsetmemiz gerekir. Profesyonel yöneticilerle kurucu ailenin iç içe yaşayacağı ve bunların arasında doğru bir dengenin kurulacağı şirketler , sadece sahipleri için değil, çalışanlar için de bir “cennet” olabilir.

Peter Drucker aile şirketlerinin yönetimi için beş önemli kuraldan bahseder:

1. Çalışan aile üyeleri en az aile dışı çalışanlar kadar yetenekli ve çalışkan olmalı.

2. Çok küçük olanlar hariç tüm aile şirketleri kilit görevlere ehil ve sorumluluk sahibi profesyonelleri atamalı.

3. Yönetimde kaç aile üyesinin olduğuna bakılmadan tepe pozisyonlardan birine aile dışı bir profesyonel getirilmeli.

4. Yönetimin gelecek nesillere nasıl devredileceği, aile ve şirket dışında yetkin bir kişinin önderliğinde çözülmeli ve aile bu konuda mutlaka profesyonel destek almalı

5. Şirket aileye değil, aile şirkete hizmet etmeli.

Ben Drucker’ın ilkelerini benimseyecek aile şirketlerinin çok başarılı olacağına inanıyorum; çünkü bu ilkeler hayata geçirildiğinde şirket, hem “aile olmanın” avantajlarından yararlanacak hem de profesyonellerin desteğini alacaktır.

Ailenin işin kontrolünü elinde tuttuğu ve aynı zamanda profesyonellerin aileyle birlikte çalıştığı bir şirket, kısa dönemli kar-zarar ya da pazar payı kaygıları taşımayan, geleceğe yatırım yapabilen, çok değerli fırsatlar çıktığında bütçe dışında yatırımlar yapabilen, fevkalade hızlı karar alabilen; ama aynı zamanda işini çok iyi yapan profesyonel bir kadronun işin başında olduğu bir cennet yaratabilir.

Bir aile şirketinde profesyonelleşme, sadece profesyonel yöneticilerin yönetimde olduğu ve aile bireylerinin işin dışında bırakıldığı bir yönetim biçimi değildir. Profesyonelleşme, kurucu ailenin değerlerinin hem aile üyeleri hem de profesyonel yöneticiler tarafından benimsendiği bir yönetim biçimidir.

Sadece Türkiye’de değil, dünyada da dördüncü nesle ulaşmış aile şirketlerinin sayısı çok az. Bu nedenle aile şirketlerinin başarılarını sürdürmek için profesyonelleşmeleri şart.

Bugünün bolluk ortamında, son derece hızlı değişen rekabet koşullarına uyum sağlamak gibi çok zor bir görevi sadece aile bireylerinden beklemek bence haksızlıktır. Hiçbir ailenin genetik yapısı, arka arkaya yönetim yeteneği olan kuşakları dünyaya getirmeye programlı değildir.

Bence ailenin değerlerini benimseyen profesyonellerin desteğiyle yönetilen şirketler, iş hayatının cennetleri olabilir. Çünkü aile şirketleri, bir “rüyanın” gerçekleşmesi için her türlü zorlukları aşarak büyümüş, ailenin özverisi ve iyi niyetiyle hayatta kalmış şirketlerdir. Bu şirketlerin değer yargıları son derece açık ve anlaşılırdır. Gerçekleştirmek istedikleri rüya ve sahiplendikleri misyon onları hayata bağlar. Bu şirketlere adım atar atmaz şirketin ruhunu fark edersiniz. Sizi kapıda karşılayan görevliden patrona kadar bütün çalışanlara sinmiş bir farklılık ve aidiyet duygusu vardır onlarda.

Bence aile şirketlerin nasıl yönetileceği “aile içi” bir konu değildir.

Aile şirketleri, sahiplerinin olduğu kadar toplumun da servetidir. Bu şirketlerin doğru yönetilmesi, başarılarının sürdürülmesi hepimizi ilgilendiren çok önemli bir konudur. Doğru bir yönetim yapısının kurulması, şirketin sahipliğini elinde bulunduran ailenin birinci görevidir. Bunun için de öncelikle ailenin şirkete hizmet etmesi gerekir; şirketin aileye değil.

Yazar: Temel Aksoy

Kaynak: http://www.temelaksoy.com

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>