Rehberiniz-5 bin yıl önceki atalarımızdan daha zeki değiliz!

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “5 bin yıl önceki atalarımızdan daha zeki değiliz!” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
5 bin yıl önceki atalarımızdan daha zeki değiliz!

Yeni nesil güzelleşiyor. Eskisinden uzun ve iri bir görünüme kavuşuyor. Peki bu evrimsel bir değişim yaşadığımız anlamına mı geliyor? Profesör Andrew Berry”ye göre “Hayır!” insan vücudu önümüzdeki yüzyıllarda büyümeye devam edecek, hatta insan boyu ortalama 2 metre olacak, ancak bunun evrimle alakası yok!

Berry”ye göre insan ırkında evrim şu an sadece hücresel düzeyde yaşanıyor. Zekamız ise atalarımızın zekasından hiç de ileri değil. Dünyaca ünlü bilim adamı ile yaradılış teorisinden insanların fiziki sınırına, güzelliğin yıllar içindeki değişiminden kadın ve erkekler arasındaki farklara kadar her şeyi konuştuk.

Ismarlama deha bebek yapmak mümkün değil

Ismarlama bebek yapmak gerçekten mümkün mü?

Bir doktorun çocuğunuzun saç rengini bile önceden belirlemesi mümkün değil. Söylenebilecek en iddialı şey, eğer anne baba esmerse çocuğun da esmer olma olasılığının büyük olduğu… Aynı şekilde bir çocuğun zeka seviyesi de önceden bilinemez ya da tayin edilemez. Belli bir genetik sıralamanın yüksek ya da düşük zekaya neden olup olmadığını bilmiyoruz. Zaten IQ yalnızca genlerle değil eğitimle de belirleniyor. Bu yüzden asla “deha” bebek ısmarlanamayacak. Zaten ebeveynlerin paralarını iyi bir eğitime harcaması daha mantıklı olur.

Yalnızca cinsiyet bilinebiliyor…

Evet ultrasonla bunu bilmek mümkün. Özellikle Hindistan”da yasadışı bir şekilde kız olduğu anlaşılan bebekler kürtajla alınıyor. Bu evrimi etkiliyor mu? Zannetmiyorum. Diyelim ki bu kürtajlar yaygın olarak devam edecek. O zaman da kız çocukların sayısı azalacak ve insanlar bu kez kız çocuk yapmak isteyecekler. Yani doğa kendi kendini dengeleyecek.

Bilim adamlan bebeklerin tasarlanmasıyla ilgili genel olarak ne düşünüyor?

Bazıları gelecek jenerasyonların yapısıyla oynamamamız gerektiğini söylüyor. Benim de dahil olduğum diğer grup ise konuya daha yumaşak yaklaşıyor. Çünkü bilim adamları önceden yaptıkları tespitlerle dünyayı genetik hastalıklaradan kurtarabilir.

Peki sakat çocukların kürtajla alınması evrime müdahale etmek mi oluyor?

Hayır. Çünkü bu kişiler doğup büyüse bile çiftleşerek genlerini başkalarına aktarma olasılıkları çok düşük. Evrimde rol oynamıyorlar.

Embriyo canlı değildir

Evrim ve genetik alanında son dönemdeki en büyük etik tartışma konusu nedir?

Şu andaki en önemli konu insan embiroyalarının kök hücre üretiminde kullanılıp kullanılmaması… Kök hücreler Parkinson gibi hastalıkların tedavisinde büyük rol oynuyor. Ancak bazı kişiler hayaün kutsal olduğunu ve yumurtanın döllendiği anda başladığını söylüyor. Benim ve birçok bilim adamının görüşü bunun tam tersi. Öncelikle embriyo bir insan değil. Normal bir cinsel birleşmede de embriyolar oluşuyor ama genellikle yaşayamıyor ve vücuttan anlıyor. Elbette belli bir büyüklüğe gelip biyolojik özellikler kazandığında bu durum değişiyor. Ancak bunun öncesinde embriyo benim gözümde bir hücreler topluluğundan ibaret ve kutsallığı yok.

Bu denemelerin o kadar büyük potansiyeli var ki… Bilimsel araştırmaların, Bush gibilerin dini engellemeleri olmadan ilerlemesi gerektiğini düşünüyorum. Bunu hasta kişilere borçluyuz ve ben asıl bu araştırmaları engelleyenlerin inançlarını sorguluyorum.

Atalarımıza göre daha mı zekiyiz?

Bundan 6 milyon yıl önce yaşayan ilk insana göre tabii ki daha zekiyiz. Ama atalarımızın bizimle aynı zeka seviyesine ne zaman geldiğini söylemek tam olarak mümkün değil.

Mısır uygarlığındaki bir kişi bugünkü insan kadar zeki miydi peki?

Evet. Tarihi kayda geçirdiğimiz (çivi yazısını keşfettiğimiz) zamandan bugüne kadar biyolojik bir değişim için yeteri kadar zaman olmadı. Beş bin yıl önce yaşayan kişilerle aramızda küçük genetik farklılıklar olabilir. Ama daha fazlasını beklemek anlamsız olur. Evrim çok yavaş bir süreçtir.

Medeniyetin bu kadar ilerlemesine ne diyorsunuz? Bu, zeka değil de ne?

Beyin aynı beyin. Ancak artik beyne daha fazla ve daha zengin bilgi yükleme olanağımız var. Atalarımızın çözemediği sorunları onlardan daha fazla şey bildiğimiz için çözüyoruz. Mesela basit mekanik işlemleri Newton sayesinde yapıyoruz, beynimiz değiştiği için değil!

Peki beynimiz hacim olarak büyümeye devam ediyor mu?

Beyin fiziksel olarak büyüyor, çünkü

vücudumuz büyüyor. Ancak bu oranlı bir büyüme olduğu için evrimsel olarak bir gelişmeden bahsedenleyiz. Büyük vücutlar daha büyük beyinler taşır.

Beynin yüzde 10”unun kullanılması bir efsane

Beynimizin gerçekten yalnızca yüzde 10”unu mu kullanıyoruz?

Bu benim uzmanlık alanımın dışında ama bu iddia bana çok olası gözükmüyor. Sanırım düzenli olarak beynimizin bir bölümünü kullanıyoruz ama zaman zaman hiç kullanmadığımız bölümler de aktive oluyor. Beynin yüzde 10”unun kullanıldığı efsanesi Albert Einstein ya da William James”in bir cümlesinin yanlış yorumlanmasından kaynaklanıyor.

Beynin farklı bir bölümünün gelişmesi sonucu ileride, hiç bilmediğimiz bir yeteneğimiz ortaya çıkabilir mi?

Bundan 300 yıl önce otomobil ya da bilgisayar kullanmayı bilmiyorduk ama öğrendik. Bunun nedeni tam olarak bilinmiyor. Evrimsel açıdan baktığımızda bu yetenekler, gruplar arası iletişimi ve bu yolla hayatta kalma olasılığımızı artırmak için gelişmiş olabilir. Dolayısıyla beynimiz henüz bilmediğimiz birçok yeteneğe kavuşabilir.

Kadın ve erkek zekası arasında fark yok

Kadın ve erkek beyni farklı mı?

Evrimsel olarak baktığımızda kadın ve erkek beyninin çok farklı geliştiğini görebiliriz. Kadın ve erkeklerin davranışlarındaki farklılıklar beyinlerindeki farklılıkları yansıtıyor. Ancak bunlar ” erkekler kadınlardan zekidir” gibi yargılarda bulunmamıza müsade etmiyor. Diğer yandan kadınlar genelde cinsel açıdan daha az maceracı oluyor. Aslında erkek ve kadınlar arasındaki davranış farklılıkları evrimsel… Mesela erkek kemirgenler genelde eş ve toprak ararlar, dişiler ise bulundukları yerde kalmayı tercih ederler. Bu yüzden erkeklerin beyninde yön algısı daha çok gelişmiştir. Fareler için de aynı şey geçerli. Erkek fareler labirentlerde daha

iyi yön buluyor. Dişi fareler ise hayatları söz konusu bile olsa yön bulmada aynı derecede başarılı olamıyor.

O halde kadın ve erkek davranışlarının evrimsel olarak farklı olduğunu söyleyebilir miyiz?

Bu zor. Mesela kadınların cinsel yönden çekingen olması çocuklarına en iyi babayı aramalarından mı kaynaklanıyor yoksa toplumsal baskılardan mı? Bu tip konularda deney yapmak çok zor. Çünkü bir kadına erkek hormonu verip davranışlarının nasıl değiştiğini inceleyemiyorsunuz. Önemli olan şu: Erkek ve kadınlar arasında fark olmadığını söyleyenler kendilerini kandırıyor. Bu farklar belirgin şekilde var. Ancak günümüzde eğitimle bu açıklar kapatılıyor..

Norveçli ve Çinli iki insan birbirine iki Afrikalıdan daha çok benziyor

Yeni jenerasyonun ayaklan daha büyük, boyu daha uzun. Neden?

Bunun nedeni insanların artik daha iyi beslenmesi ve sağlık harcamalarının artması. 200 yıl önce yalnızca elit sınıf iyi beslenirken şimdi birçok kişi düzenli olarak yemek yiyor ve gerekli besinleri alıyor. Dolayısıyla çocuklar daha “iri” oluyor. Bunun diğer etkileri çocuk ve bebek ölümlerinin azalması, genç kızların eskisine göre 3 yıl daha erken (12 yaşında) adet görmesi.

2500 yılında insanların boyu 2 metre olacak

Bu ne kadar devam edecek? Mesela 2500 yılında, insanlann ortalama boyu 2 metre mi olacak?

insan vücudunun sınırları var ama buna ne zaman ulaşacağımızı bilemiyorum. Bence gelişmekte olan ülkelerde yaşam standartları yükseldikçe ortalama boy da artacak. Ama limit bugünküyle aynı kalacak. Yani 2500 yılında insanların boyunun ortalama 2 metre olması çok mümkün. Ama hiçbir zaman bugünkü en uzun boylu kişiden daha uzun, yani 3 metre olmayacaklar.

Bu değişiklikler evrim geçirdiğimiz anlamına mı geliyor?

Hem evet, hem hayır! Boyun uzaması evrimsel değişiklik değil. Çünkü evrim için genetik bir değişiklik olması şarttır. Ancak evrim hücresel olarak devam ediyor. Mesela Afrika7 daki insanlarda AİDS hastalığına karşı direnç oluştu. Hastalığa zor yakalanıyorlar ve çocukları daha sağlıklı doğuyor.

Kanın yapısında genetik değişiklikler yaşanıyor

Evrimsel değişimi vücudun en çok hangi bölgelerinde görüyoruz?

Kısa süreli bir karşılaştırma yaparsak asıl değişikliğin hastalıklara karşı duran mekanizmalarda ortaya çıktığını söyleyebilirim. Mesela Afrikalılar”in birçoğunda “orak hücre özelliği” diye bir şey çıkti. Normalda yuvarlak olan ve oksijen taşımakla görevli alyuvarlar, orak şeklini aldığı için sıtma virüsü yerleşemiyor, dolayısıyla Afrikalılar sıtmadan etkilenmiyor.

İnsan ırkı yok olacak mı?

Tüm canlılar gibi bizim neslimiz de tükenecek! Canlılar genellikle doğa koşulları nedeniyle ya da kendilerinden güçlü bir canlının doğal seleksiyonu sonucu yok olur.

Tabii bizim için tehlike doğa koşullarının değişmesi ya da kendi yaptığımız bir şey yüzünden (nükleer kirlilik) ortadan kaybolmamız, insanoğlu hastalıklar nedeniyle ortadan koybolmaya da çok müsait. 100 yıl önce bir kabilede çıkan hastalık o kabilede kalırdı, şimdi tüm dünyaya yayılıyor.

Atletizmde zencilerin daha başarılı olmasının evrimsel bir nedeni var mı?

Son yıllarda Afrika ve evrimle ilgili öğrendiğimiz en önemli şey şu: insanoğlu Afrika”da oluştu ve yaşadığı sürenin büyük bölümünü burada geçirdi. Afrikalı olmayan insanlar ise 50 bin-70 bin yıl önce buradan dünyaya dağıldı. Yani Afrikalı olmayan kişilerin tamamı, Afrika”da doğan insanoğlunun yalnızca bir kısmı. Bir odada 100 kişi olduğunu düşünün. Bu odaya Afrika diyelim. Bu odadan 5 kişi çıktığında 100 kişi arasındaki genetik farklılıkların çoğu 95 kişi içinde kalacaktır. Yani en çok genetik çeşitlilik bu 95 kişi arasında olacaktır. Afrikalı-lar”ın hepsi siyah tenli ve siyah saçlı gözüküyor ama aslında onlar arasında bir Çinli”yle bir Norveçli arasındakinden çok daha büyük genetik farklar var. Bu yüzden en hızlı (veya en yavaş) koşan kişilerin buradan çıkması daha olası…

Tek bir milletin (mesela Türkler”in) tamamen yok olması mümkün mü?

Teorik olarak tüm insanlığın bir gün çiftleşe çiftleşe sütlü kahve renginde olması mümkün. Ancak kültürel eğilimler bunun gerçekleşmeyeceğini gösteriyor. Çünkü insanlar kendilerine yakın buldukları kişilerle evleniyorlar. Ama Afrika”da birçok kabile kentleşme nedeniyle tamamen yok oldu. Eskiden bir nehrin iki yanındaki kabileler birbirinden ayrı yaşıyordu. Ama nehri aşıp birbirlerine ulaşabilir hale geldiklerinde birçok genetik özellik ortadan kalkıyor.

Evrim teorisi Tanrı”yı inkar etmek değildir

hem sıkı bir Darwinci hem dindar olunabilir

Evrim teorisi bir bilimdir ve fen derslerinde okutulması gerekir. Yaradılış teorisi ise bilim değildir, bu yüzden fen derslerinde okutulmaması gerekir. Ancak din derslerinde öğretilebilir. Önemli olan öğrencilerin bu dersler sırasında aklının karışmamasıdır.

Türkiye”de insanlar Evrim teorisinin “Tanrı-karşıtı” olduğunu düşünüyor. Oysa evrim, biyoloji biliminin en temel teorisidir. Burada teoriden ne kastettiğimiz de önemli. Bazıları evrimin yalnızca bir “teori” olduğunu söylüyor. Oysa evrim teorisindeki teori sözcüğü bir grubun tahminlerini değil, genel geçer bir yasayı ifade ediyor. Newton”un yer çekimi yasası gibi… Ne Evrim teorisi, ne yer çekimi tahmin değil! Bunlar bilimsel veriler.

Yaradılış teorisine inanmak, evrime inanmamak anlamına gelmiyor. Darvvinci teoriyi, ruhani dünya ile bir arada algılamak gayet mümkün. Yaradılış teorisi taraftarları evrim teorisine 2 nedenden saldırıyor. Öncelikle kutsal kitapları bire bir alıyorlar. Oysa bunlar 3 bin yıl önce yazılmış, Tanrı”nın gücünü kutlayan şiirler. Bilimsel veri olarak algılanamazlar! Daha da ilginci evrime inanmanın Tanrı”ya karşı çıkmak olduğunu düşünüyorlar. Bu absürd! Tekrar yer çekimini hatırlayın. Bir şeyi yere attığınızda düşmesi yalnızca dünyada belli fiziksel kurallar olduğu anlamına gelir, bu Tanrı”nın varlığını inkar etmek değildir!

Yaratılışçılar insanları mutlak bir ayrıma inandırmaya çalışıyor: Ya dini kurallara inanırsınız ya da Darvvin”in söylediklerine. Bu çok saçma!

Yarış atları gibi atletlerde yeni rekor kıramayacak

Atletlerin sınıra dayandığı, yani yeni rekorlar kıramadığı bir gün gelecek mi?

Kesinlikle evet! Mesela çok iyi yetiştirilmelerine rağmen atlar yaklaşık 10 yıldır yeni hız rekorları kıramıyor. Bir atın hızlı koşmasının sırrı onu hafifletmek, yani kemiklerinin daha hafif ve küçük olmasını sağlamaktır. Ama bir süre sonra kemikler strese dayanamayacak kadar hafifler. Dolayısıyla atı hızlandıramazsınız.

Atletler ilk önce hangi alanda rekor kı-ramaz hale gelecek?

Teknoloji ve tekniğin daha arka planda olduğu alanlarda. Mesela mızrakla atlama tamamen teknikle ilgilidir. Belki bir gün bir atlet yepyeni bir atlama yöntemi geliştirir ve rekorlar altüst olur. Ama 100 metre koşusunda ilerleme kaydetmek için fazla alan yok. Ancak diyet, egzersiz ve teknoloji (daha iyi ayakkabılar, koşmaya uygun yüzey) yoluyla hızlanılabilir. Dolayısıyla koşu gibi alanlarda biyomeka-nik sınıra daha erken ulaşılacak.

Peki bu hız limitine ulaşmak insanoğlunun mükelleşmesi anlamına mı geliyor?

Kesinlikle hayır. Bir çita daima en hızlı insandan daha hızlı koşacak. “Mükemmel” bir 100 metrelik koşu ancak ışık hızında olur.

Akraba kokusu çekici gelmediği için ensest

ilişki yaşamıyoruz, insan genetik olarak

en farklı kişinin kokusunu beğeniyor

Güzelliğin bilimsel bir tanımı var mı?

Hayır. ””Güzellik sübjektiftir” bilim adamları için de geçerli.

Vücut ölçülerimiz nasıl değişti?

Boyumuz uzadı, kalınlaştik, ama bunlar genetik değişiklikler değil. Mesela ABD”de obez kişilerin sayısının hızla artması tamaman tüketim alışkanlıklarına bağlı. Modanın da etkisi var tabii… Arzulanan vücut tipi toplumdan topluma değişiyor ve insanlar vücutlarını bu şekle sokmaya çalışıyor.

Yani güzellik göreceli…

Evet. Bunun en iyi örneği Bati kültürüne “maruz” kalmamış erkekler arasında yapılan bir araştırma… Biz her gün dergi kapaklarında “ideal kadını” görüyoruz ve bunu güzel buluyoruz. Ama Doğu Afrika kabilelerinde yaşayan avcılara farklı kadın resimleri gösterildiğinde şişman kadınları güzel buldukları ortaya çıktı.

Güzelliği bilim değil kültürel farklar belirler

Bir kişiyi neden güzel/çirkin buluyoruz?

Evrimsel açıdan baktığımızda güzellik algısının doğurganlıkla ilgili olduğunu söyleyebiliriz. Evrimsel psikologlara göre kadınların çekiciliğini bel-kalça oranı (WHR) belirliyor. Playboy dergisindeki kadınları inceleyen bir araştırmaya göre “güzel kadın” bel-kalça oranı 0.7 olan kadın. Ancak bu iddia edildiği kadar geçerli bir sonuç değil. Çünkü bundan 30 yıl önceki Playboy dergileri incelenseydi başka bir oran çıkacaktı. Tek değişen moda! Sözkonusu güzellik olduğunda kültürel etmenler biyolojiyi ve evrimi gölgede bırakıyor.

Simetriyi sağlıklı genin işareti olarak görenler var

Diğer bilimsel araştırmalar ne diyor?Özellikle kadınlar karşı cinste “iyi genler” arıyor, bunu nasıl anlıyorlar? Bazı bilim adamlarına göre insanlar bilinçaltında simetriyi sağlıklı genlerin işareti olarak görüyor. “Genler sağlıklıysa kaşları, gözü eşit gelişmiştir, ağzı yamuk değildir.” Ancak bu da çok sağlam bir argüman değil.

Çekicilikte tek etmen görüntü mü?

Hayır. Koku, birini çekici bulup bulmamamızda büyük rol oynuyor. Bilim adamları deneklere terli erkek tişörtleri koklattı. Denekler genetik olarak kendilerinden en farklı olan kişilerin tişörtünü seçti. Bu, evrimsel açıdan aile için ilişkiyi önlemek için geliştirilmiş bir durum olarak yorumlanıyor. Yani akrabaların ilişkiye girmemesinin bir nedeni de birbirlerini koku nedeniyle çekici bulmamaları! însan genetik olarak kendinden en farklı kişinin kokusunu beğeniyor çünkü çocuğu için kendisinin kesik yönlerini (genlerini) tamamlayacak birini arıyor.

Yazar: Pınar Ersor

Kaynak: http://www.vatanim.com.tr

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir